Köşe Yazarları

ÇIKIN SAVUNUN, NİYE ÇAMURA YATIYORSUNUZ Kİ?






CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, Ersin Tatar için “Bilgi düzeyindeki sorunları inanılır gibi değil” deyince kıyamet koptu. Niye bu kadar gocundular anlamadım…

Heyecanlı yeni UBP Genel Sekreter’i Hasipoğlu, Cumhurbaşkanı’na saygısızlık olarak niteledi ve “karşınızda bizi bulursunuz” diye de bir tehdit savurdu. “Karşında bizi bulursun” ne demek? Demirden korkan trene binmez. Kimi tehdit ediyorsun. Bu iki dünya görüşünün tartışması, bu demokrasi. Tahammülünüz yoksa vazgeçin…

Erhürman’ın Tatar’a karşı bilgi düzeyini burada tartışacak değilim. Tartışmanın da anlamı yok diye düşünürüm. Herkes kimin ne olduğunu az çok biliyor…

Ancak Erhürman’ın asıl kastettiği, müzakere süreci ile, BM parametreleriyle, değişik bir söylemle yeniden ortaya atılan federasyon karşıtı duruşla ilgiliydi. Ve sanırım o konuda yapılan eleştirilere bire bir izah yapmak yerine, işi ağız dalaşına çevirmeyi tercih etmişler. “Siz cumhurbaşkanımıza saygısız davranıyorsunuz” deyince, akan sular duracak… Karşı tarafı susturacak, kolay yoldan itibarsızlaştıracak…

Nitekim hemen arkasından Cumhurbaşkanlığı Basın ve Halkla İlişikliler Müdürlüğü’nden bir açıklama geldi. O Daire’nin başındaki Müdür’ün böyle bir siyasi açıklamaya imza atmasının Kamu Görevlileri Yasası’na aykırı olduğu bir yana, bir de parmak sallamış Sayın Müdür ve açıklamasını “Sn. Erhürman, bu çözüm önerisinin yeni olup, olmadığını bilmiyorsa, bu da kendisinin bilgisizliğinden kaynaklanmaktadır. Kendisine tavsiyemiz Kıbrıs konusunu ve bugüne kadar yaşanan müzakere süreçlerini öğrenmesidir” diye bitirmiş. Vay vay vay…

İçinde, CTP’nin AKEL ve DİSİ ile görüşmesine atıf yapılmış, Erhürman bu görüşmelerden sonra federasyon açıklaması yapmış. Tinyozluğa bakın. Yani Erhürman ya da CTP aniden federasyoncu olmuş. İnnallahıminessabirin…

Bu kadar da olmaz ki. Atacaksan destekli at da söylediğin inandırıcı olsun…

Mesele dediğim gibi Erhürman’ın savunması değildir. Mesele, federasyonun ana muhalefet tarafından bile dile getirilmesini önlemeye çalışmaktır. Bu kadar basit.

Bir muhalefet lideri, konuşmalardaki yanlışları dile getirmeyecek, ideolojik olarak görüşünü ortaya koyamayacak… Yeni dedikleri kırk yıllık temcit pilavının yeni olduğuna da herkes inanacak.  İnanmayan olursa, işte böyle tertiplenecek(!)…

İki devletli çözümden neyin kast edildiğini, BM parametreleri ortada dururken, bizzat BM’nin taraf olduğu toplantılarda bu parametrelere ters bir sonucun nasıl elde edileceğini, kime neyi, nasıl kabul ettireceklerini anlatsınlar diye aylardır bekliyoruz, topu topu on kelimeyi geçmeyen bir ezber… Çoğu zaman da karmakarışık bir şekilde tekrar edilen bir ezber.

Adına adanın gerçekleri diyorlar. Senin gerçek dediğin bana göre hayal. O politikayı herkes savunmak zorunda değil. Kaldı ki, BM süreci bağlayıcı, kuralı var, temeli var, hatta kendi eski Genel Başkanlarının Cumhurbaşkanlığı döneminde altına imza attığı bir formül bu…

Arzu eden Ersin Tatar’ın geçen hafta İngiltere’nin Avrupa Komşuluk ve Amerika Kıtası’ndan Sorumlu Devlet Bakanı Wendy Morton’u kabulünden sonra yaptığı açıklamanın videosunu bir dinlesin, kararını versin.

Bu arada, Havadis’ten Damla Dabiş’in Tufan Erhürman’la birlikte programa katılma teklifinin Ersin Tatar tarafından reddedildiğini de bilsin herkes.

İşin kolayı var, karşı görüşü itibarsızlaştırıp susturacaksın, kendi sesini duyurmaya çalışacaksın, buna da demokrasi diyeceksin. Hadi ordan…

 

YERİN KULAĞI VAR

 

SEÇİM BİR YIL SONRA:

Başbakan “ara seçim düşünmüyoruz” derken, Anayasa’nın ilgili maddesine dayanıyor. İlgili maddede “Genel seçimlerin yapılmasına bir yıl kala ara seçimi yapılamaz” deniyor. Yani anladığım kadarıyla Başbakan’ın aklındaki 2022 Mart falan.  Öteleyebildiği kadar öteleyecek. Ama diğer taraftan ortaklarıyla görüşüp karar vereceğini de söylüyor. Ortağı YDP Başkanı Arıklı “Bu hükümet Mart’a kadar dayanmaz” dediğine göre, nasıl uzatacak? Sanırım sürüne sürüne, gittiği yere kadar… Sonuçta, bu kötü yönetimin bir yıl daha sürmesinin siyasi olarak asıl kendine zararı var ama, bunu da göremiyor…

 

HEM VERGİ TOPLAMAZ, HEM DE AĞLAR:

Maliye Bakanı, kasanın boşaldığını açıkladı, protokolün gereğini de yerine getiremediler, dolayısıyla kaynak akışı da sağlanmayınca Ankara’nın yolunu tuttu. Hep söylerim, Ankara ‘şunu yap, bunu yap’ derken, aslında “sende kaynak var, ona el at” demeli. Mesela vergi yasanı acilen tadil et, çok kazanandan çok vergi al, muafiyetleri kaldır, kumarhanelerin, bet ofislerin lisans ücretlerini artır, en önemlisi ciroları üzerinden vergilendir… Bak bakalım o zaman gelir gider dengesi nasıl füze olup uçuyor. Yapmıyorlar, yapamıyorlar, bize de “yok ne yapalım” diye yutturuyorlar. Sokaklarda eylem yapanlar, dava üstüne dava açanlar keşke bu somut taleplerle gelseler…

 

BEKLEDİM DE GELMEDİ:

15 gündür gözümüz yollarda Türkiye’den gelecek aşıyı bekliyoruz. Ha bugün, ha yarın derken iki hafta geçti ama aşı bir türlü gelemedi. Daha düne kadar, “güneyin aşısına ihtiyacımız yok” diyen Saner aşıyla ilgili olarak, “güneyden beklendiği kadar aşı gelmiyor” diyor. Türkiye dün, Libya’ya 150 bin aşı hibe etmiş. Bu rakam bize gelse resmen ihya oluruz ama, bir türlü gelmiyor… İşadamları parayı toplayacaklarını söylediklerinde AB üzerinden sıraya girseydik, çoktan ulaşacaktık.

 

DÜNYADAN HABERİ YOK:

Elektronik bileklik uygulamasını dün başlattıklarını dile getiren Başbakan Saner, “Dünyada bir ilki gerçekleştiriyoruz, başarılı olacağımıza inanıyoruz” dedi. Niye ilk anlamadık. Bu sistem Ali Pilli döneminde de uygulandı, pek başarılı olmadı. Hatta Pilli o günlerde, “Dünyada başarısız olduysa bizde de başarısız olacak diye bir şey yok” diye de açıklama yapmıştı. Türkiye Kasım 2020’de bu sistemi uygulamaya koymuş ve Rize’de denemiş, sonuç hüsran. Biz hala dünyada ilk nutuklarıyla kendimizi kandırmaktayız.

 

 

DÖVİZLE TİCARET BİTECEKTİ(!):

Facebook hatırlattı, 2018’in 13 Nisan’ında dostum Ferdi Sabit Soyer şöyle bir mesaj atmış; “Seçim öncesi dönemin Ekonomi Bakanı Sayın Atun Türkiye’den yapılan ithalatın TL ile olacağını, anlaşma sağlandığını açıklamıştı. Seçim bitti, dolar patladı daha bu antlaşma bulunmadı. Gerçek olmayan bu sözle oylar alındı, kriz içinde bunun tartışılmasını fiilen engelleyen ne yapıyor?”. Aradan kaç sene geçmiş, kaç defa döviz krizi olmuş, ticaret hala döviz üzerinden. Söyleyecek başka söz yok, dağılabiliriz…

 

GUTERRES DE SERVET VERGİSİ DEDİ:

BM Genel Sekreteri Guterres’in dünyaya teklifi; yeni tip koronavirüs salgını sırasında zenginleşenlere ‘dayanışma’ ya da ‘servet vergisi’ uygulanması… Nasıl? Demek ki olmayacak bir şey değil. Demek ki ahlaken yapılması gereken bu. Hele de devletin kasasının tam takır olduğu bir yerde, yani bizde ilk akla gelmesi gereken bir uygulama. Ama vahşi kapitalizme sırtını dayayan siyasi iktidarların böyle bir yola gitmeyeceğini eminim ki Genel Sekreter de biliyordur. Onun için en üst düzeyde böyle bir çağrı yapıyor, belki utanırlar falan diye…







Başa dön tuşu