Bu yıl yaz tatili yapamadık.
Bayram tatilini fırsat bilerek İngiltere’ye çocukların yanına gittik.
İngiltere’nin en batısında med ceziri yerinde görmek için Weston kasabasına vardığımızda gün batımı idi.
Gün batımında denizin çekilişini izledik.
İzlerken de coğrafya derslerinde hocaların bu konuda söylediklerini anımsamaya çalıştık.
Bizde neden böyle bir doğa olayının yaşanmadığını sorguladık.
Bir bakıyorsunuz deniz alıp başını gidiyor.
Sonra da geri geliveriyor.
Denizin çekilmesi ile açılan alanda yürüdük.
İnsan böylesi anlarda günlük sorunlardan uzaklaşıyor.
Kafasını dinlendiriyor.
Deniz geri çekilirken onu kovalayan Labrador cinsi siyah renkli köpeği görünce bizim Golden Retriever köpeğimizi anımsadık ister istemez.
Golden cinsi köpekler su ile barışık olurlar.
Nedense bizimki öyle değil.
Sudan nefret eder.
Bu nedenle de çok merak ettiğimiz halde patilerinin parmak aralarındaki perdeleri nasıl kullanıp yüzdüğünü hiç göremedik.
Su birikintilerinden atlayıp ilerleyen tek Golden bizimki olsa gerek.
Weston kasabasında günün batması ile birlikte deniz alıp başını giderken sokakların boşalması ve hayatın bitmesini doğrusu yadırgadım.
Böylesi hoş bir sahil kasabasında daha hareketli bir gece hayatı görmeyi bekliyordum.
Ama öyle değilmiş.
İngiltere’nin en batısında zincir markalara direnen Weston’da ağırlıklı olarak “Fish&Chips” tarzı lokantaların olması da dikkatimi çekti.
Butik, küçük kafeler ve markaların yer almadığı dükkanlar bu kasabanın küreselleşmenin dayattığı değişime direndiği izlenimini uyandırdı bende.
İngiltere’deki diğer yerleşim birimlerine oranla küçük olarak nitelendirilebilecek Weston’ın sokaklarının temizliği not ettiğim bir diğer güzel tarafı oldu.
İster istemez neden bizde çevrenin böyle temiz ve düzenli olmadığını sorguladım.
Weston’a gidişimizin öncesinde Cheddar adını taşıyan köye uğradık.
Burası adından da anlaşılacağı gibi Cheddar peynirlerinin üretim yeri…
Küçük köyün her tarafı tertemiz.
Vadi içerisinde kurulmuş köyün ana sokağının iki tarafında Cheddar peyniri ile hafif alkollü elma suyu olan “Cider” satan butik dükkanlar görülmeye değerdi.
Küçük çay evlerinde İngiliz tarzı çayla birlikte “Scone” diye isimlendirilen keklerden tattık.
Doğa harikası köyde yürürken cheddar ile ilgili yazılan slogan dikkat çekiciydi.
“The only cheddar made in Cheddar” diye köyün her yerine yazıp asmışlar.
Daha önce Edam peynirlerinin üretildiği Hollanda’daki Edam köyüne de gitmiştim.
Cheddar’da dolaşırken bize özgü böylesi bir ürünün neden uluslararası düzeyde bu şekilde bilinir olamadığını düşündüm.
Cheddar’da Cheddar’ın üretimini görmek için kurulan fabrikayı köye gidenler gezebilir.
Norveç’teki fiyortları andıran yapısı, dik kayaların oluşturduğu uçurumları ile vadi içerisinde kurulan Cheddar beni fazlası ile etkiledi.
Yağmurun neredeyse yılın her gününde biraz da olsa yağdığı, güneşin kendisini çok az gösterdiği İngiltere’nin batısındaki bu köy ve çevresi sadece Cheddar peynirleri ile meşhur değil.
Bu bölgede yetişen elmalar da çok lezzetli…
İşte bu lezzetli elmalardan hem meyve suyu hem de hafif alkollü ‘cider’ler bu bölgede üretiliyor.
Cheddar’da yüz yılı aşkın bir süredir kendi ürettiği likörleri satan küçük dükkanda gördüğüm farklı kokteyl çeşitleri bu köyü farklılaştıran bir diğer değer.
Köyden ayrılırken bizim de böylesi köyler yaratmamız ve ülke turizmine artı değerler katmamız gerektiğini düşündüm.
Çevresi temiz, planlı bir şekilde gelişen, kendine has ürünleri misafirlerine al benisi çok yüksek koşullarda sunan köyler hayal ettim.
Yeşilırmak, Akıncılar, Yeşilköy, Mehmetçik, Kalavaç neden böyle olmasın?
Ülkede bazı şeylerin değişmesi için önce toplumsal düzeyde zihinsel bir değişim yaşanması gerekecek.
Umarım bunu bir gün başarırız…
Ve yine umarım bir gün üretimin yerini hiçbir şeyin alamayacağını, lafla bu işlerin yürümeyeceğini anlarız…

Sonraki Haber

























