Her önüne gelen, Karpaz’a yönelik bir adım atabiliyor.
Bu da aslında bölgeye yönelik bir “devlet politikasının” olmadığının göstergesi.
İsteyen karavan alanı yapıyor, pisini denize veriyor.
İsteyen kendisine “sahil” yapıyor, para almadan vatandaşı oraya sokmuyor.
İsteyen, istediği bölgeye tahta evler dikiyor, turizme soyunuyor.
İsteyen, beton dökerek, bir anda sahil kenarını “taş yığınına” çeviriyor.
Bir hükümet geliyor, elektrik götürüyor.
Elektrik gitmesin diye kavga edenler, iktidara gelince yol götürüyor.
Asıl, “hükmü garaguşi”…
Başka da bir izahı yok.
Şimdi, o güzelim “bakir Karpaz” topraklarında yağma zamanı.
Hem de “çevreci” hükümet döneminde…
Üstelik, Çevre Bakanı’nın da, “Karpazlı” olduğuna dikkat çekmekte fayda var.
Hoş…
Daha önce de, bölgedeki tüm çarpık yapılaşmaların altında, bölge vekillerinin imzasının olduğunu da unutmamak gerekir.
Her gelen, bir darbe vurdu Karpaz’a…
Vurmaya da devam ediyor.
İsteyenin, istediği yere, istediğini dikme geleneğine artık son verilmeli.
Turizm Bakanlığı’nın da yer aldığı Başbakan Yardımcılığı’nın Karpaz ile ilgili bir program belirlemesi ve bu programa bağlı kalınması kaçınılmazdır.
Gerisi yağmadır…
Görmezden gelmek, “memleketi sevmemektir…”
Desteklemek, “oy avcılığıdır…”
Sorun “sevgisizliktir”
CTP’de, ciddi bir “diyalogsuzluk” ortamı var.
Milletvekilleri arasında uçurum var adeta…
CTP’li milletvekilleri ile “bakanlar” arasında uçurum vardır.
Parti Başkanı ile milletvekilleri arasında uçurum vardır.
Sorun “sevgisizlik” noktasına ulaştı, bu da kamuoyuna yansıyor.
Birbirini sevmeyen, sevmeyi başaramayan bir topluluğun “takım” gibi hareket etmesini beklemek saflıktır.
Ben söylemiyorum bunu, herkes görüyor.
Ama, CTP şu anda ülkeyi, yönetiyor.
Meclis grubu ile hükümet arasındaki uçurum, PM ile hükümet arasındaki uçurum, “ülke yönetiminde zafiyet” doğuruyor.
Genel Başkan ve Başbakan Özkan Yorgancıoğlu’nun yerinde olsam, ilk Meclis Grubu toplantısında şunu söylerim:
“Birbirimizi sevmek zorunda değiliz, ama CTP’yi sevmek zorundayız. Medyaya söylenenler, sosyal medyada yazılanlar sadece birbirimiz arasındaki ilişkilere zarar vermiyor, CTP’ye de zarar veriyor. CTP’yi de sevmiyorsak, burada durmamızın bir anlamı yoktur. Biz gidelim, bu koltuklara CTP’yi sevenler gelsin…”
Talat’ın tespiti
Adaylık sürecinde CTP’nin kendisini “tartışmasını” doğru bulmadı Mehmet Ali Talat.
Liderliğinin tartışılması ile birlikte, adaylığının da sorgulanmaya başladığı bir noktaya geldi.
“Ben yokum” dedi.
Diyor ki CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk, “E ama PM karar verirse, biz aday olması için sayın Talat’a teklif götüreceğiz…”
Belli ki, Sayın Talat’ın mesajı iyi alınamadı…
“Liderliğimi tartışma noktasına getiriyorsanız, sizinle yürüyecek yolum yok” diyor Mehmet Ali Talat.
Şimdi CTP, “Biz tartıştık ve sizin aday olmanızı karara bağladık” mı diyecek?
“Beni tartışmayın” diyen adama?
İşin bu kısmı geride kaldı bana göre.
CTP’nin yapması gereken “adayını vakit geçmeden belirlemek” ve yoluna o adayla devam etmek.
Yok eğer, “Talat dışındaki adayı belirlemek için bir kavga daha yaşanırsa” CTP’liler de CTP adayını desteklemeyecek, bu net.
Peki Talat ne yapar?
Talat, parti içi bu dağınıklıkla uğraşılması gerektiği tespitini yapmışsa…
Elini taşın altına koyar.
Ne zaman?
Talat’ın parti disiplinine göre, bu süre, Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonrasına kalır.
Partinin çıkaracağı adayın yanında durur, seçim sonrası da parti içi sorunların aşılması için mücadele eder…
Algım budur.
































