Kalktığımda yağmur yağmıştı yerler ıslaktı.
Hava ne güzel güneş yoktu bulutlar yorgan gibi bayağı kendime gelmiştim.
…
Zaman zaman bu köşeyi ustaya bırakıyordum okurlar anımsayacak.
…
Haberi çifte kavrulmuş kahvemi içerken aldım Çetin Altan ölmüştü.
Günlük yazılarını izlemeye çalışan biri olarak bu haberi bekliyordum.
Ölüm bazen alıştıra alıştıra gelir.
Çetin Altan için de öyle olmuştu.
Milliyet’teki son yazısını yazdığında tarih 18 Ocak 2015’ti.
O gün bugündür ölüm kapıda olmalıydı.
Ve henüz aynı yıl içindeyken,
O sevdiği şehr-i İstanbul’da gözlerini kapattı.
…
İnsanın doğup büyüdüğü şehir kendi kişiliğinin şekillenmesinde önemli rol oynar.
Yüzü gözü; aklı fikri o şehre benzer.
Çetin Altan da bu açıdan başlı başına bir İstanbul’du.
Atilla İlhan gibi…
…
Kaç yazar gözlerini kapayarak dinlemiştir İstanbul’u…
…
Çetin Altan bir yazısında yaşadığı şehir için “İstanbul, eski Roma ile eski Atina’nın manen gerdeğe girdiği şehir” der.
Devam eder “Bu izdivaçtan Köhne Bizans doğacaktı.”
…
Kıbrıs adasında da birçok izdivaçlar olmuştu Bizans’tan beri.
Venediklisi de, Lüzinyanlısı da gelip geçmişti bu topraklardan.
Onlar da aynı hisarların üstüne çıkmışlar,
Aynı güneşin altında yaşamışlar,
Aynı denizde kürek sallamışlar,
Aynı derelerden su almışlar,
Aynı ağaçların gölgesine sığınmışlar,
Beşparmak’larda, Trodos’larda aynı manzaralara bakmışlardı bizim gibi…
…
Çetin Altan, İstanbul’dan gelip geçenleri saydıktan sonra şöyle diyordu:
“Boğaz gene o Boğaz, Marmara gene o Marmara, gök o gök, güneş o güneş…”
…
Bir şehrin her meydanı, her sokağı, her köşesi bucağı anıları biriktiren mekanlardır.
O mekanlar değiştikçe,
Hatıralar da dağılır.
Kentler korundukça hatırların da korunması mümkündür.
O hatırlar ki o kentin kültürüdür, tarihidir.
…
Bir zamanlar şeherde ta Cenevizlilerden beri av yapmak önemli bir eğlence alanı imiş.
Cenevizliler Lüzinyalara yenilmiş, Mağusa’yı ellerinden yitirmişler, Kıbrıs Kralı da Lefkoşa’ya gelip yerleşmiş.
Kralın 24 leoparı 300 tane de çeşitli cinsten şahini varmış.
Ava bunlarla çıkarmış.
Bundan da Kıbrıs’ın hayvan çeşitleri açısından zengin bir yer olduğu anlaşılmaktadır.
…
Diyeceğim, Krallar da aynı yerlere basmışlardı bu topraklarda…
…
Çetin Altan İstanbul’u anlatırken, İkinci Beyazıt’ın bu kentte tahta çıktığını, Vahdettin’in aynı kentten kaçtığını beliritir.
Yani neler neler olmuştu ama Marmara aynı Marmara’ydı, gök aynı gök…
…
Lüzinyanlar döneminde Lefkoşa’nın adı “İ hora” yani şehir olarak söylenir ve bu Lefkoşa’ya eş anlamlıymış.
Birçok yazışmada da Lefkoşa’nın adı İ hora olarak geçermiş.
Şeher adının İ hora’dan kaynaklandığı söylenir.
…
Yani, İ hora’dan Krallar da geçmişti, köleler de, fahişeler de…
Ama surlar aynı surlardı, Kanlı Dere aynı dereydi…
…
Koca Çetin Altan da çekip gitti.
Güneş aynı güneş…
































