Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çekinecek ne vardı Sayın Çağlar

 

Avrupa Konseyi toplantılarına katılan heyet, yine Strasbourg’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yer alan, Doğu Perinçek’in davasını izlediler.
Konu Perinçek’in “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” sözü üzerine açılan davaydı.
Davayı izleyenler arasında, AKP Milletvekili Egemen Bağış, CHP Milletvekili Deniz Baykal ile KKTC Milletvekilleri Mehmet Çağlar ve Tahsin Ertuğruloğlu da vardı.
Haber sosyal medyaya düşünce, hemen Doğu Perinçek’in Türkiye’deki siyasi konumuyla özdeşleştirildi ve “Bizimkiler orada ne arardı” denmeye başlandı.
Mehmet Çağlar da bunun telaşıyla bir açıklama yaptı ve “Sadece izlemeye gittim, kimseyle ortak bir tavrım yoktu, destek vermedim, bu konu bağlamındaki görüş ve düşünceler beni ve partim CTP’yi hiç bağlamamaktadır” dedi.
Oysa görülen dava, çok daha ciddi anlamları olan bir dava.
Türkiye-Ermeni meselesini bir tarafa bırakın, fikir özgürlüğünü yok sayan bir dava. Temelinde de İsviçre’nin “Ermeni soykırımı yoktur demek suçtur” şeklinde kabul ettiği yasa var. O yasa da aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları’nın düşünce ve ifade özgürlüğü ilkelerine aykırı…
Orada bunun savunması yapılıyor.
Ben de şahsen Doğu Perinçek’in görüşlerini paylaşmam. Ne gençlik dönemlerimde ne de geçirdiği fikirsel değişim sonrasında.
Ama şuna inanırım;
1. Tarihi bir olayı yorumlamanın suç olarak kabul edilmesine karşıyım ve bunu açıkça söylerim. Tersi, tarihe tek yanlı bakmak olur ki, bu da kabul edilemez.
2. Ne isterse olsun, fikir ve ifade özgürlüğüne inanırım. Hem de kimin için olduğuna bakmadan, herkes için.
O nedenle Sayın Çağlar’ın bu kadar telaş etmesine hiç gerek yoktu.
Ne kendisinin, ne de partisinin.
Ya özgürlüklerin yanındasınızdır, ya değilsinizdir.
Çıkıp, siz de görüşünüzü açıkça savunabilmelisiniz.
Çekinecek ne var ki..?

Siyaset= Vatandaşa eziyet…
“Büyükkonuk Belediyesi” sosyal tesisleri konusu tam evlere şenlik.
Siz isterseniz rezalet deyin, isterseniz partizanlık, isterseniz skandal…
Tesislerle ilgili olarak, ortada 49 yıllığına bir sözleşme olduğu halde, belediye, “Burası halk yararına işletilecek” diyor ve konuyu Bakanlar Kurulu’na götürüyor.
2012 senesinde İrsen Küçük başkanlığındaki Bakanlar Kurulu, bu tesisi bir şirkete kiralarken, tapusunun kime ait olduğuna bakmamış bile. Şimdi araştırıyorlar, meğer belediyenin değilmiş.
Topluluk malı, orman arazisi ve bir miktar da belediye malı çıkmış.
Ama zamanın belediyesi kiralama kararı almış, arkasından da Bakanlar Kurulu kiralamayı onaylamış.
Şimdi Başsavcılık bu uygulamaların yasaya aykırı olduğunu söylüyor. Demek ki zamanında Başsavcılık’tan da görüş alınmamış, ne güzel…
Tesisi kiralayan şirket, 5 yıllık kirayı peşin ödemiş, 5 yılda yapması öngörülen yatırımları bir yılda yapmış, çürümeye yüz tutan tesisi canlandırmış. Buna karşılık, şu anda Bakanlar Kurulu kararıyla kira sözleşmesi iptal ediliyor, yani cezalandırılıyor.
Ülke siyasetinin insanlara nasıl eza cefa çektirdiğini görüyor musunuz…

YERİN KULAĞI VAR
YARALARA MERHEM OLMUŞ: UBP ve DP-UG’nin Cumhurbaşkanı adayı Derviş Eroğlu, “yıllardan beri iktidarda kalarak, Kıbrıs Türk halkının yaralarını sardık” demiş. Evet, yıllardan beridir iktidarda olduğu kesin de, halkın hangi yarasına merhem olmuş, orada biraz şüphelerim var…
BİZDE DE VAR AMA: CTP Milletvekili Doğuş Derya, “Doğrusunu isterseniz ben bize de bir SYRIZA’nın gerekli olduğunu düşünüyorum” demiş. Bizde, kendini SYRIZA gibi gören parti çok aslında. Önemli olan, gelecek seçimi değil, toplumun geleceğini düşünen, cesurca konuşabilen ve en önemlisi, verdiği sözleri yerine getirebilecek, özü sözü bir politikacılar ve partiler olması…
KAYNAĞINI SORMAZSAN NE MANASI VAR:
Cumhurbaşkanı adaylarının mal beyanı tartışılırken, kamu çalışanlarına da aynı konuda formlar gönderildi. Beyan, her beş yılda bir yapılan rutin bir uygulama. Ama bunun da bir manası yok. Çünkü kaynağını sormuyor. Düşünün, kritik bir kurumun başındaki adam, 5 yılda 5 apartman dairesi edinmiş olsun. Bunu da beyan etsin. Kaynağını sormadıktan sonra, nesi var nesi yok ne yapacaksınız ki? Aynen siyasilerinki gibi.

RAĞBET GÖRMEDİ: Cumhurbaşkanı adaylarının belli olmasının ardından sıkça yayınlanan anketler bugünlerde pek yayınlanmaz oldu. Aslında anketler, toplum nezdinde inandırıcılığını yitirdi. İstenen etkiyi yaratamıyor ama yine de seçime daha çok zaman var. Yaptıranlar da sonuçları beğenmediğinden açıklamıyor olsalar gerek. Yine de sona yaklaşırken, vatandaşın algısını yönlendirmek için bir takım anketleri göreceğimizden eminim…

KİMİ KANDIRIYORLAR: Gönyeli’de önceki gün çöken ve dört işçinin yaralanmasına neden olan binada çalışan işçilere, gazeteciler görüntü alacağı için göstermelik kask taktılar. Normalde kask takmayan işçilerin kasklı görüntüleri ne yazık ki, kandırmacadan öte gidemedi. Önlem almak yerine günü kurtarmaya çalışanlar, kendilerini kandırdıklarının farkında değiller… Nereden cesaret alıyorlar dersiniz? Tabii ki denetimsizlikten…

İMZAMI ATARIM: Çevre Koruma Dairesi Müdürü Hasibe Kusetoğulları’nın, avın kültürümüzün bir parçası olduğunu ancak, bu kadar metre kareye bu kadar avcının fazla olduğunu söylemesi cesurca bir söylemdi. Avın avdan çıktığı ve katliama dönüştüğü ülkemizde, sayıları on binlerle ifade edilen avcılar, eminim bu açıklamaya çok bozulacaklar ama söylediklerinin fazlası yok, azı var…

 

ZİRVEDEKİLER
Sendikalar: “Ülkede yolsuzluğun, usulsüzlüğün, rüşvetin, vergi kaçırmanın marifet sayıldığı bir dönemde ‘Nereden Buldun Yasası’ çıkarmayanların memurdan, öğretmenden, polisten mal beyanı istemeleri kendi suçlarını örtmekten başka bir şey değildir…”

DİPTEKİLER
Sağlık Bakanlığı: Son dönemde, hiç olmadığı kadar şikayete neden oluyor. İlaç ve malzeme eksiklikleri, açılmayan ihaleler, oradan oraya kaydırılan doktorlar, sağlık personeli hakkında iddialar… Sorunların büyük olduğu açık. Ama bu sorunlar karşısında, kapsamlı bir çalışma yapılma yerine, orasından burasından ellenerek, günü kurtarmaya çalışılıyor. Öyle olunca da mantıksız, hesapsız işler oluyor. Kanser illeti başımızın belası. Zaten yeterli kadro yok. Olanı da “git biraz da serviste çalış” diye göndermenin mantığı ne? Hatırlarsanız, geçtiğimiz yıl da bir onkolog, acil serviste görevlendirilmişti. “Sabır” demekten başka çare yok…