Köşe Yazarları

Cehalet mutluluk mudur?







Bu konuyla ilgili birkaç farklı teori vardır bildiğiniz üzere… Birinci görüş cehaletin gerçek mutluluğa giden yegane yol olduğunu söyler. Bu görüşe göre bilmeyen mutludur, yaşamın bilgisinin peşinde koşmayan, kendini “bilmek” adına zorlamayan dünyanın en mutlu insanıdır. Tabi burada sık görülen bir yanlış anlaşılmayı düzeltmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Genelde “Cehalet mutluluktur.” cümlesi ile kast edilen anlam “Bilmemek”ten ziyade “Umursamamak” oluyor: “Cehalet mutluluktur arkadaş! Takmayın kafaya bu kadar herşeyi! Bak Ali’ye/ Veli’ye onun ne güzel dünya umurunda değil! Dünyadan haberi yok!” Oysa ki kafaya takılacak bir konu varsa, o konu hali hazırda biliniyor demektir. Bu bakımdan birşeyi görmezden gelmek, cehaletten farklı olarak son derece bilinçli bir karar olur. “Bilmemek” ile “Umursamamak” aynı şey değildir. Evinden uzakta olan bir kişi evinin yandığını düşünelim. Evinden uzakta olan kişi bunu bilmeyebilir. Bu bilgiden mahrum olduğu süre zarfında da habersiz (bu konuda cahil) olduğu için kendini en azından belli bir süre için mutlu sayabilir. Oysa ki evi yine de yanmıştır. Onun  bu konudaki bilgisizliği/cahilliği bu gerçeği hiç bir şekilde değiştirmez. Ancak nihai hedefi hakikat değil, mutluluk olan kişi için bu bile başarı sayılabilir. Evi yanmış olsa bile, bunu (henüz) bilmemek mutluluktur. “Henüz” burada önemli bir kelime… Bu örnekte cehalete/bilgisizliğe dayalı mutluluğun aslında  mutluluktan farklı olarak “Henüz Mutluluk” olduğunu söyleyebiliriz…

 

Bilmemeyi dilemek…

Peki bilgisizlik ile gelen (henüz) mutluluğun yanında bir de umursamazlık ile gelen mutluluğu inceleyelim. (Eğer mümkünse.) Örneğin yanan evin komşusunun, yan evi yanarken görüp kafasını çevirmesi… Bu cehalet (bilgisizlik) değil son derece bilinçli bir tercihtir. Birinci durumla sıklıkla ve ısrarla karıştırılan durum budur. Bilmemeyi tercih etmek, bilmemek değildir… Bilmiyormuş gibi davranmak, bilmemek hiç değildir. Burada insanın kendi kendini içine attığı dipsiz kuyunun adına vicdan denir. Çoğu zaman modern insan aynen yanan evin komşusu gibi, etrafında olan biten her şeyi bilir, ancak bilmemeyi diler… Bilmemiş olmayı temenni eder…Çünkü bilmek, başlı başına büyük bir sorumluluktur… Farkında olanın, bir sonraki adıma eyleme geçmesi gerekir. Belki de yanan evin içine dalması, kendini riske atması, itfayeye haber vermesi gerekir. Oysa bilmese… Bunların hiçbiri gerekmeyecek, bu yüzden kendi konfor alanında mutlu biçimde yaşamaya devam edecek. Sorumluluktan kaçmak modern insanın rutin hayatının bir parçası halini almıştır… Bunun belki de en çarpıcı biçimde anlatan cümle bazı filmlerde mahallede meydana gelen kriminal olay karşısında  komşuların kurduğu şu cümledir: “Aman siz karışmayın yoksa şahit yazarlar… Sonra senelerce mahkemeye git, gel…” Bilmemeyi dilemek böyle hazin bir hikayedir işte. İnsan kaçabildiği kadar kaçsa da iki şeyden kaçamaz… Birincisi bildiği… İkincisi de vicdanı…

 

Mutlu olmak mı İnsan olmak mı?

İşin bir de mutluluk boyutu var tabi. Birçok insan için cehalet dahil her yol ve yöntemin uğruna mübah sayıldığı, tanımlaması zor, ancak arzulaması bir o kadar kolay olan bir hedef… Mutluluk… Bir proje yönetimi firmasının çok sevdiğim bir sloganı şöyleydi: “Succes is a state of mind…” (Başarı, aklın bir durumudur.) Aslında aynı şeyi mutluluk için de söylemek mümkün: Mutluluk aklın/psikoljinin bir durumudur. İnsanların bu konudaki talebi de çok açıktır: Hep aynı durumda kalmak… Aklın hep aynı durumda kalması… Doğa üzerinden düşünecek olursak talep şudur: Mevsimin hep yaz olması… Her gün ilkbaharın ilk günü olsun… Veya her gün yılbaşı olsun… Maalesef hiç biri mümkün değildir. Tıpkı insanın sürekli mutlu olmasının mümkün olmadığı gibi… Çok sevdiğim öğretmenlerimden bir tanesi insanların bu hayattaki amacının “Mutlu olmak” değil, “İnsan olmak” olduğunu söylemiştir. İnsan olmak ise, mutlu olmaktan farklı olarak döngüsel bir süreci içinde barındırır… Sadece yazı veya baharı değil. Tüm mevsimleri yaşamak… Yağmurunu, çamurunu, karı fırtınayı ve nihayet baharı da tabi… Nihayetinde yazı da yaşamak… Ancak bir bütünün parçası olduğunu bilerek. İnsan olmak tüm bir döngüyü içinde barındırır… Cehaletin getirdiği “Henüz” mutluluktan farklı olarak, kendi hakikatinin peşinden yürümek, (İnsan olmak) her mevsimin hem en güzel hem en zorlu şartlarını göğüslemeyi gerektirir… Ve üstelik daha da önemlisi tüm bunları şikayet etmeden yapmayı gerektirir… Severek yapmayı… İnsan olmak bilerek ve tüm bildiklerinin sorumluluğunu da alarak ileriye doğru adım atmayı gerektirir… Kendi hakikatine doğru bir adım… Ve bir adım daha…

 








Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu