Sayıştay Başkanı’nın marifetlerini kamuoyu “tuz koktu” olarak yorumladı.
Sonuçta denetimin başı, denetime muhtaç bir görüntü verdi.
Ve bugüne kadar fütursuzca yapılan kıyaklara “dur” diyecek olan tek kişi kaldı, o da Cumhurbaşkanı.
UBP milletvekili Ersin Tatar bile, Başbakan, Bakanlar ve Cumhurbaşkanı’nın hassas olması gerektiğini söyledi…
Öyle ya, Başbakan’ın sonuna kadar ısrarcı olduğu anlaşıldı.
Daha önceki atamalarını, maaş artışlarını gözünü kapmadan yapan Başbakan, bunu da yapacaktı.
Yasaldı ya…
Varsın etik olmasın…(!)
İşte bu noktada, kamuoyunda “vicdani” bir rahatsızlık yaratıldı.
Ortada bir şaibeli durum olduğu görüldü…
Cumhurbaşkanı’nın da bu tespiti yapması halinde, atamayı onaylamama hakkı var.
Acaba diyorum, bugünlerde özellikle UBP kanadından medyada ve sosyal medyada Kıbrıs konusunu bahane ederek, Cumhurbaşkanı’na yönelik saldırılar bu tür bir rahatsızlıktan mı kaynaklanmakta?
Hani diyorlar ya, “Bakanlar Kurulu’na sormadan işler yapıyor” diye.
Örnek de veriyorlar, Maronitlerin dönüşünü.
Oysa bu kararın Türkiye ile birlikte ve en üst düzeyde danışılarak alındığını biliyoruz.
Cumhurbaşkanlığındaki toplantıda Başbakan dahil, bakanlar, askerler vardı, teknik yetkililer vardı.
Bakın Serdar Denktaş AA’ya ne diyor;
“Kıbrıs’ta yaşayan Maronitlerin köylerine dönmesi, Cumhurbaşkanı, gerek partilerin olumlu yaklaşmasıyla bir devlet politikası haline dönüştü”…
Yok, sanki öyle değilmiş de, Cumhurbaşkanı bu kararı kendisi vermiş gibi yayınlar yaptırılıyor.
Bu ülkede çok da alışık olmadığımız bir yalan propaganda denemeleri yapılıyor…
Yaptıkları yanlışlar boylarını aştığı için, Cumhurbaşkanı’nın neye nasıl tepki vereceğini pekala biliyorlar…
Ben de diyorum ki, aksine keşke Cumhurbaşkanı’nın elinde daha çok yetki olsa da, bu tür yanlış işleri önleyebilse…
Tuz da koktuğuna göre…
Başka çare yok..!
SENDİKALAR , SES VERİN…
ABD Elçiliğinin organizasyonunda Güney’deki izcilerle birlikte kamp yapacak olan izcilerimiz, tişörtlerinde ‘Gazimağusa’ yazıyor diye, Rumların protestosuna uğradı ve etkinlik iptal edildi.
Büyük rezalet…
En küçük bir teması bile engellemek için bahane bunlar.
Yalnız kızdığım, her türlü fırsatı eyleme dönüştüren, sırasında aylarca eğitimi aksatan öğretmen sendikaları neden böyle insanlık dışı bir tutumu da protesto etmezler..?
Neden muhatapları olan Rum öğretmen örgütlerine başvurmazlar..?
Neden kınamazlar ya da kınanmasını talep etmezler..?
Bundan daha çirkin bir tavır olabilir mi..?
Bunu bile protesto etmezlerse, diğer yaptıkları eylemlere saygı kalır mı..?
YERİN KULAĞI VAR
ÇOK BEKLERSİNİZ:
Emekliliğine bir yıl kalmasına rağmen, apar- topar emekli olan kız kardeşinin yerine, eşinin atanmasını istemesiyle kamuoyunda büyük tepki gören Sayıştay Başkanı Osman Korahan, susmayı tercih ediyor. Aslında susmayıp da ne yapacak, çıkıp da topluma bu rezaleti nasıl izah edecek. Böyle zamanlarda en iyi yöntem üç maymunu oynamak. Nasıl olmasa bir süre sonra unutulur gider. En büyük destekçisi Başbakan Hüseyin Özgürgün’ün Kıbrıs Türkü için kullandığı “geri zekalılar” sözünü kaçımız hatırlıyoruz. Bırakın seçilmesini, ülkeye başbakan bile yaptık..
SİYASİ ŞOV:
Girne Belediyesi’nin yeni plaj açılışına takım taklavat giden siyasiler komik bir şov sergilediler. “Biz yaptık, yaparız” havasındaydılar… Oysa oranın peşkeş furyasından nasıl kurtarıldığı kimsenin aklına gelmedi. Ağustos 2013’de o kısacık Sibel Siber hükümeti kurtarmıştı övünerek açtıkları o plajcığı… O dönem Belediye’ye “halk plajı” yapılsın diye tahsis edilmeseydi, bu kravatlılar, oraya çok katlı, 5 yıldızlı bir otel daha yükseltirlerdi… Yapılan şovun kamu yararıyla bir alakası yoktu, o sadece siyasi bir şovdu, o kadar…
ZİHNİYET DEĞİŞMEDİKÇE:
ABD elçiliğinin organize ettiği ortak bir etkinliğe katılacak olan izciler, tişörtlerinizde yazan “Gazimağusa” yazısının rum çocukların psikolojisini olumsuz yönde etkilediği ve ağlattığı gerekçesi ile, yapılan tüm önerileri reddederek, etkinliğin iptal edilmesine neden oldular. Şimdi böylesi masumane bir etkinliğe bile tahammülü olmayan bu zihniyetle biz nasıl ortak bir vatan kuracağız. Çözüm aktivistleri öncelikle Rum eğitim sisteminin üstüne gitmeliler… Yoksa yaptıkları eylemler beyhude…
HANGİ GELECEK:
TMT Derneği Başkan Yardımcısı Celal Bayar, 1 Ağustos nedeniyle yaptığı açıklamada, “egemen devletimizde geleceğe umutla bakıyoruz” demiş. KKTC’nin ne kadar egemen olduğu bir yana, geleceğe umutla bakmasına şaşıyorum. Otoritenin yerlerde süründüğü, partizanlık ve talanın, kumar, fuhuş, uyuşturucu suçlarının tavan yaptığı, sosyal yapı ve kültürün hergün yok olduğu bir ülkede geleceğe nasıl umutla baktığını keşke izah edebilse…
SONUNDA BAŞARDIK:
Yıllardır Beşparmak dağlarının yok oluşunu hep birlikte izledik. Birçok arkadaşımla birlikte konuyla ilgili çok yazı yazıp uyardık ama, dinletemedik. Rant, toplumsal menfaatin önüne geçti. Biraz da hicvederek yakında “Lekoşa’da deniz manzaralı evler” ilanı verilecek dedik. Ve hiç istemediğimiz halde bu gerçek oldu. Değirmenlikte bir taşocağının dağda yarattığı tahribat sonucu artık Girne’yi görür olduk. Beşparmak dağlarının bu hale gelmesinde katkısı olan tüm siyasileri kutlarım, eserleriyle övünebilirler…
KALDIRIM DEĞİL, OTOPARK?:
Girne, öyle hızlı ve plansız büyüdü ki, bırakın yolları kaldırımlar bile yetmez oldu. Özellikle yaz aylarında nüfusu 70-80 bine ulaşan Girne’de park eden araçlar yüzünden kaldırımlarda yürümek imkansız. Çünkü denetim sıfır, yapılan on katlı binaların yeterli park yeri olmaması, insanların arabalarını sokaklara park etmesine neden oluyor. Vatandaşın perişanlığı kimin umurunda?
ZİRVEDEKİLER
Erkut Şahali: “Bu memleket 3-5 arsızın eline mi kaldı yani şimdi! Sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Denetlenmesi gereken bir Sayıştay ile karşı karşıyayız. Bu Sayıştay denetleme ehliyetini yitirmiştir, meşruiyeti tartışılırdır…. Mutlaka denetlenmelidir!”…
DİPTEKİLER
Başbakan’ın Hamaseti: Başbakan Özgürgün, 1 Ağustos mesajında hamasetten girmiş, “tarihimiz, mücadele” falan demiş, “bu bilinçle hareket ederek KKTC’yi daha ileriye taşımak için çok çalışmalıyız” diye de bağlamış. İnsan düşünüyor… O tarih, sizin gibiler bu toprakları, bu devleti, babasının çiftliği gibi kullansın diye mi yaşandı? Eğer ileriye taşımaktan kastınız bugün yaptığınız icraatlarsa, siz tarihe de o mücadeleye de ihanet içindesiniz demektir. Keşke mücadele lafını hiç ağızlarına almasalar…
































