Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Can sıkıntısı

CAN SIKINTISI: (BİLİNEN GERÇEKLERE KARŞIN YAŞATILAN ÇÖZÜM UMUDU!)

Rahmetlik Hasan İskeleli (Korudağ)ın canı sıkıldığında “Kıbrıs Türk halkının talihsiz başı” der Ve eklerdi: “Her gelen daha çok koştursun diye ha bire kırbaçlar! Ama bu at çok yoruldu, çok!”

ÇÜNKÜ: Yıllardır Kuzey’le Güney arasına sıkıştırılmış bir kaderi yaşıyor!

Başını Güney’e dönüyor, dişleri düşmanlıkla gıcırdarken fırsatı bulsa Türk’ü bir lokmada yutacak, asırların bitip itmeyen fanatizmini görüyor!

Başını Kuzey’e çeviriyor, anlaşılamamanın, bu adada devlet olarak var olmak için bazı büyük fedakârlıkları göze almanın gerektiğini kavrayamamanın heyamolasında zaten dış politikası ya hey, nereye koştuğu belirsiz bir Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti görüyor!

Şunun şurasında 300 bin kişilik bir Türk toplumu 42 yıldır ne Güney’deki İsa’ya yaranabildi ne Kuzey’deki Muhammet’e! Biri kırbaçlamayı bıraktığında, görevi diğeri devralıyor!

ŞİMDİ SIRA GÜNEY’DE: Yazımı yazarken yarınki rutin müzakereye Sn. Akıncı’nın “ben gidip orada bekleyeceğim” demesine karşın, Anastasiadis’in “katılmayacağım” dediğinin arkasında durup durmayacağını bilmiyorum. Bildiğim şudur ama:

“İstanbul zirvesindeki yemek olayı” eğer testiyi kırmadıysa, kesinlikle “bardağı” kırmıştır!  Çünkü Anastasiadis’in bu siyasi tavrı, Rum tarafının Türk halkı ile bir “siyasi eşitliğe dayalı ortak devlet” kurmak niyetinde olmadığının ispatını çakmıştır! Eğer “niyet” ve “beklenti” “İki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı bir federal devleti” vurgulamış olsaydı Anastasiadis şunu yapardı:  “Ban ki Moon, Eide ve muhtemelen Çipras’la Erdoğan’ın da  katılacağı  yemekte Sn. Akıncı ile yan yana oturur ve tüm dünyaya çözüm çabalarının ne kadar samimi, barışçı bir anlayışla devam ettiğinin ispatını yansıtırdı!”

Oysa Anastasiadis yemekten kaçarken yarattığı imaj şu oldu: “siz masadaki müzakerelerde Akıncı ile konuştuklarımıza falan aldırmayın. Hedefimiz Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmesinden doğacak bir federal sistemi gerçekleştirirken, Kuzey’i de Rum nüfus ve mülk çoğunluğunun oransal gerçeğinde, kendi egemenliğimizde tutacak sistemi oluşturmaktır!”

Kısaca Güney’de, Türk tarafının siyasi eşitlik, hele TC’nin garantörlüğü gibi beklentilerine “evet” diyecek bir siyasi irade yoktur!

BUNA KARŞIN. Tabi ki Anastasiadis masadan kaçmayacaktır. Fakat son zamanlardaki şirret politikası ile hem AB’e hem de BM’lere bu tip fevri hareketlerle şu mesajı vermeye devam edecektir. “Biz hâlâ Kıbrıs’ın TC tarafından işgal altında olduğunu, Akıncı’nın sahte devletin sahte Cumhurbaşkanı olduğunu, eğer masada görüşüyorsak bu işgali ve sahte devleti kaldırıp atmak için görüştüğümüzü bilip görmenizi isterim. Helenizmin Kıbrıs’taki ulusal davası bitmemiştir…”

Canım sıkılıyor. Çünkü bunları biliyordum!

KUZEY KIBRIS. (TÜRKİYE’NİN ŞEREF MADALYASIDIR.)

Eğer bazı firmaların mallarını taşıyıp pazarlayan otomobillerinin kaportalarında iri harflerle ve bir renk cümbüşü içinde yazılı reklamlarını görmesek! Eğer gelip giderken bazı mahallelerdeki tek tük apartman inşaatlarının yükseldiğini izlemesek! Eğer zaman zaman supermarketlerde olagelen lalabalıklara ellemesek! Eğer köylerdeki festival adlı sosyoekonomik etkinliklere uğramasak! Eğer gazetelerin orta yerlerini süsleyen magazin sayfalarında lüks otellere gelen ünlü şarkıcıların fotoğraf ve haberlerini görüp okumasak! Eğer kentlerde belediyelerin nihayet başardılar diyeceğimiz çiçeklendirme ile temizlik kampanyalarına tanık olmasak…

Memleket derin bir uykudadır diyeceğiz ama demek ki varmış bir hayatiyet diyoruz!

ALIŞTIRDILAR: Artık ayakta duracak takatları kalmayan ve bu nedenle peşi peşine gelip giden hükümetlerden kimseler büyük işler beklemesinler! Çünkü hemen hepsi de birbirlerine dibi gözüken hazine bıraktılar!  Ne var ki bu “iflasın” KKTC’deki yansımaları çok kırıcı oluyor. Nitekim:

Su sorunu: Estirilen fırtına “Kıbrıslı” derken kendilerini dünyanın odağı zanneden bazı “faşistlerin” yarattıkları Türkiye karşıtı abuk propagandalarını önemsemezsek; belediyelerin ve bizatihi devletin iflas etmesinden kaynaklanan” bir aksülameldir!

Hatta: insanlarımızın sürekli Güney’e geçmeleri, batmış bir devletin dağınık düzeni içinde sıkboğaz olmalarından kaynaklanan bir “kaçıştır!”

Trafik kazaları: “İstikrarsızlıklardan” kaynaklanan usançlar nedeniyle yollardaki sürücülerin ecellerine koşmalarıdır.

Eylemler: Ne teşvik ne de ürün bedellerini gününde alamayan “üreticilerin” ikide birde yollara çıkıp eylem yapması da yaşanan “acıklı vakıanın” dışa yansımasıdır!

BUNLARA KARŞIN: Hatırlarım! Bu ülkeye büyük düşünen, büyük iş yapan yönetimlerle Bakanlar da geldiydi.. İcraatlarını TC ile iyi ilişkiler içinde gerçekleştirirler fakat koptuğu yerde maaşları bile ödeyemezlerdi!  FAKAT:  KKTC ancak 2004’den sonra “bir devlete yakışacak büyüme ve görünüme sahip oldu. Mimarı Türkiye idi! “Paranı da memurunu da, askerini de insanlarını da al git” diyenlere aldırmadan yarattı Kuzey’i..

SONRA NE OLDU? Bugün su ve Mali protokollerle yaşananlar!.. TC’ye 16 milyar avro borcumuz varmış! Oysa o Türkiye bugüne kadar 11 milyar yuroluk harcama ile 3 milyon mültecinin kahrını çekmektedir! Öyle 300 bin kişilik Kıbrıs Türk halkı değil! BUGÜN O TÜRKİYE’Yİ ÖZLÜYORUZ. 1974’de Ecevit’in söylediğince: “Askeri zaferi şimdi ekonomi ile taçlandıracağız.” Aradan 42 yıl geçti. Ve Kıbrıs Türk halkı Güney ile Kuzey arasına sıkışmış, canı ha çıktı ha çıkacak bir kadersizliğin anaforuna düştü, kurtulamıyor! Ankara’ya çağırıyoruz. “Kuzey Kıbrıs Türk Devleti şeref madalyandır.” Kurtar ki Türkiye dışında bir Türk devleti daha oluşsun..

KISACA TAKILDIĞIM: (NEDİR BU ASTRONOMİK ZAM?)

Akaryakıta 12-17  kuruş zam mı olurmuş? Yoksa seyrüsefer ruhsatları kaldırılırken akaryakıta ulanacak zammın provası mıdır? Doların tavan yaptığı artık insanların borçlarının paçalarından aktığı bir ortamda “dolaylı vergilere” asılmak ne haktır ne de adalet! Kaldı ki bu zam seyrüsefer ruhsatlarını çıkarmayan 47 bin araç sürücüsüne karşın,  çıkaran yurttaşlara yapılan  ayıptır! Dahası henüz 10 kuruşluk iş yapmadan 12-17 kuruşluk zam bastırmak insafla da bağdaşmaz! Kimileri dışarıdan, kimileri içeriden, yallah tazyik! “Bu at yoruldu hem de çok, yeter kırbaçladığınız!”