Kıbrıs Türk Ekonomi Kurumu tarafından düzenlenen konferansta, Alman Prof. Roland Czada dinledik dün akşam.
Acapulco Otel’in ülkeye armağan ettiği çağdaş bir konferans salonunda…
Savaş sonrası, Almanya’daki tecrübeleri dinledik.
Çiftçiler toprak konusunda neler yaşadı?
Evi heba olanlar ne yaptı?
Mal kaybedenler nasıl tazmin edildi?
ABD, Rusya, İngiltere gibi devletler nasıl bir pozisyon aldı?
Tahsisat mesela. Tekli mal-mülk tapuları yasa ile devredildi.
Almanya, İsrail hükümetine 63 milyar Alman markı tazminat ödedi. Üstelik halen devam eden ve uygulanan sözleşmeler var.
Fonlar oluşturularak, yani, İsrail’e GÖÇ edenlerin, toprağını kaybedenlerin yerine yerleşenler, “havadan mal sahibi” olamadı. Bir bedel ödemişler.
İade tercih edilmezken, tazminat yoluna gidildi.
İade ise “Kapsamlı yatırım gücü” olanlara sağlandı. Yani her gelene “al” denmemiş. Böylece kalkınmaya yönelik bir sistem izlendi.
İade doğru bir yöntem gibi görülse de, ekonomik bir strateji izlendi.
Almanya’daki hızlı kalkınma ve savaşın yaralarını sarmanın altında yatan nedenlerden biri de bu ekonomik mülkiyet yaklaşımıydı.
Almanya’nın bütünüyle ilgili mülk sorunu ise 30 Ekim 1990 sonrası halledilebildi. Yıllarca Batı Almanya’da uygulanan mülk politikası, sosyalist politikaların uygulandığı Doğu Almanya’da yok sayıldı. 2’nci Dünya Savaşı sonrası uğradıkları mağduriyet nedeniyle Doğu Almanya’da kalanlar tazmin edilmedi.
Ta ki Birleşme Anlaşması’na kadar. 30 Ekim 1990.
Yani, uluslararası bir çözümle.
Günün sonunda ciddi anlamda faydalı bir sunum dinledik.
Kıbrıs Türk Ekonomi Kurumu Başkanı Dimağ Çağıner, bir yıl önce faaliyetlerine hız verdikleri kurumun, kısa sürede uluslararası kuruluşlar içerisinde yer almayı başardığını söyledi kürsüde.
Genç bir ekip, bu konuya kafa yoruyor. Çağıner ise kurumun başkanlığını yapıyor.
Çağıner’e göre yeterli bilgi ve gücünüz varsa, doğru ekonomik kararlar verebilirsiniz…
Haksız mı?
Değil. Kendimizi bu fanusun içine bilinçli bir şekilde hapsettik.
Herkes, statükodan besleniyor. Değişim dediniz mi, belli yaftalarda ötekileştiriliyorsunuz.
Hem sağ, hem sol siyaset sizi aforoz ediyor.
Sendikalar, bunu tartışmıyor bile, tartışanı da sevmiyor.
Kıbrıs Türkü’nün bu çıkmazdan kurtuluşu bir ortaklık anlaşmasından geçiyor elbette.
Çağıner’in saptaması ise şu: Almanya örneği var. Ortaklık zemininde müzakereler kesintiye uğramadan devam etmeli.
***
Doğrudur, sefalet ücreti… Ama…
2011 sonrası kamuda işe başlayan öğretmenler dün Maliye Bakanlığı’na adeta “baskın” yaptı.
Aldıkları ücret, gerçekten sefalet ücretidir.
Öğretmen maaşı ile bağdaşmamaktadır.
Öğretmen onurunu da zedeleyen bir miktardır.
2 bin TL öğretmen maaşı mı olur?
Elbette olmaz.
Ben, bu nedenle kamuda “üretimin” öne çıkması gerektiğini düşünüyorum.
“Üretene daha çok maaş…”
“Kendini geliştirene” daha çok maaş…
Kamunun her alanında maalesef üretimsizlik alıp başını gitti.
Her türlü “halka hizmet” anlayışı yerle bir.
Halktan toplanan vergilerle, “kamu görevi yapması” gerekenlerin önemli bir bölümü görevini yapmıyor.
Bu bir gerçek.
Haliyle de toplum gözünde, “Bu kadar maaşı hak etmiyorsunuz” suçlaması beraberinde geliyor.
Siyasetçilerin kamuda yaptığı her “kesinti” toplumsal destek buluyor. Sendikaların sorgulaması gereken bir nokta da budur.
Dünkü eylemde iki tane gerçek vardır.
Birincisi şudur ki, kamuda 2011 sonrası işe başlayanların hepsi, ne maaş alacaklarını, özlük haklarının ne olduğunu biliyor.
Yani, “sefalet ücreti ile kamuda çalışacağını” bilerek, bu sınavlara katılıyor.
Doğru mu?
Doğru.
Bir doğru daha var…
Dün muhalefette olanlar, (CTP-DP) bugün iktidardadır.
Muhalefetteyken, “Göç Yasası’na son vereceğiz” diyerek o makama geldiler.
Ötesinde, halen daha, “Bu anomaliyi ortadan kaldıracağız” demektedirler.
O zaman, sefalet ücretine razı olarak kamuya bilerek girenler, bugün iktidarda olanlardan, muhalefetteyken söylediklerini uygulamasını istiyor.
Tablo budur.
***
İç sesim Kudret hocayı sorguluyor
İç sesim dün akşam yine benle temasa geçti.
“Biraz laflasak” dedi, kabul ettim. O sordu, ben cevapladım.
Ne mi konuştuk:
– Bak bu Kudret var ya eski müzakerecisi Eroğlu’nun?
– Var. Adaydır şimdi, Cumhurbaşkanlığı’na yürüyor.
– “Müzakereler iyi gider, bu sefer umutluyum diye döndüm” demedi mi bize Cumhurbaşkanlığı’na?
– Evet, hatta mana veremedik neden döndüğüne hiç… Dedi yani.
– Saray’a geri döndü mü bu yüzden? Barış ihtimali kuvvetlidir diye?
– Evet döndü. Motivasyonu da eyiydi.
– Tüm taraflara göre, tam yetkili müzakereci değil miydi ortak metne göre?
– Evet tam yetkiliydi.
– Daha dün, yani görevden gittikten sonra, “inisiyatif alınsaydı TSK savaş gemisi yollamazdı ve müzakereler bu yüzden kopmazdı” dedi mi?
– Dedi, da ne var bunda?
– Gemi geldiğinde görevde miydi?
– Evet görevdeydi tabii. Hem adaydı hem da tam yetkili görevde.
– Gemi geldiğinde görevde değil miydi tam yetkili bir şekilde?
– Evet, görevdeydi dedim ya.
– E ne inisiyatif alıp demedi yollamayın gemi da ihale bize kalacak diye?
– Demedi, demedi yani, duymadım ben dediğini.
– Sarar ama bizi Kudret hoca da?
– Unuttu acaba?
– Sarar sence?
– Herhalde…
– Garanti sarar…
***
Nesi tek taraflı?
Mağusa Belediye Başkanı İsmail Arter buyurdu: Havadis Gazetesi tek taraflı yayın yapıyor.
Neden?
Nesi tek taraflı?
İstihdam yapmadım demiyor.
Yalan demiyor.
Tek yanlı diyor.
Cevabımdır:
Sayın başkan, hangi telefona baktınız? Hangi randevu talebine cevap verdiniz?
Uyarımdır:
Önümüzde Lefkoşa Türk Belediyesi örneği var. Mağusa’da sizin seçimi kazanmanızla benzeşiyor.
Bir tarafta UBP, diğer tarafta DP örgütleri alışkanlıklarına devam ediyor. Seçimde verdiğiniz sözler de var. Ama aslolan Mağusa ise bu istihdamlara son verin. Siz gidersiniz, enkaz kalır. Mağusalı sizi farklı hatırlar.
Tavsiyemdir:
Sizi arayanlara saygınız olsun.
































