Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Cadılar ve eski hurmalar

Cadılar Bayramı her yıl 31 Ekim’de kutlanan bi’Amerikan Rüyası. Sonraları Avrupa’ya ve de her ne halt’sa son birkaç yıldır da bizim ülkede kutlanmakta mâlum. Özellikle okul öncesi(!) eğitim merkezlerinde abuk ve de sabuk bi’cadı kılığına sokulan bebelerimizle bu’bayram kutlanmakta. Amerika’da genellikle çocuklar o gece cadı kıyafetleriyle kapı kapı gezer ve meyve, şeker veya kurabiye talep ettiği bir bayramdır. Ellerin bayramı artık bizim de bayramımız oldu ya başımız göğe erdi. Neyse, Harman sigarasının içinden odun çıktığı yıllardı, o hayâli cihan değer yıllar. Ayhan Işık, Filiz Akın veÖmerciğin ”n’aayır, n’olamaaazz”lı filmlerini izlerdik. Büyüklerimiz bilir, Çağlayan’daki açık hava sineması karşıdındaki rahmetlik Sezgin Halamızın evinin terasından. O dönemlerde ekmeğin üzerine  bildik Blue-Band marka margarin sürer, onu üzerinine de ıslatılmış şeker serpip yerdik. Pirililerimiz vardı rengârenk ’gucci ve gofti’ oyunları için. Haftasonu oldu mu, sabah ezanı ile başlar yatsıya kadar devam ederdi ’lingiri’oyunumuz. Her evde en fazla bir araba vardı o yıllarda, boylu boyunca yeşil alanlar bizimdi. Mahalle maçlarımıza Şampiyonlar Ligi muamelesi yaptığımız günlerdi o günler. Tek kanallı siyah beyaz ekranda yoktu öyle öpüşme, aldatma, öldürme veya töre cinayetleri. Anca Arzu Okay ve hemşehrimiz Feri Cansel’in siyah-beyaz fotoğraflarını incelerdik kaçamak bi’şekilde. İnternet mi? Ne’işe yaradığını rüyada görsek hayra yormazdık. Anadol marka arabanın inekler tarafından yendiğini sanırdık hep.Beyaz Gölge sayesinde sevdik basketbolu da. Komşunun komşuya gösterdiği saygıyı görmezdiİngiltere Kraliçesi 2’nci Elizabeth veya Edinburg Dükü Prens Philip. Bir kahvenin en az 40 yıl hatırı vardı o yıllarda. ’Üç film birden devamlı’ öncesi Selo Pavyonu’na giderdik langırt, bilardo hengâmesi için. Sigara içenlere ’esrarkeş’ muamelesi yapardık o gencecik beynimizle. KimimizLondra Pastanesi’nden şarlot, kimimiz ise Resa’nın dondurmasına sarardık Çağlayan (Ankara öncesi) Park’ta. Bayram geldi mi ver elini yine o bölgedeki bayram yerine. O dönemde yoktu öyle’Cadılar Bayramı garagözlüğü’. Küçükler tokuşan arabalara istiflenir, büyükler ise ”bul karayı, al parayı”da debelenmece. Orta sona geldiğimizde bayramlık paralarımızla ergen ince işlere girmeye başlamıştık.  Aktör Javier Bardem gibi saçları arkaya tarar güya Barcelona-Barcelona fimini çevirirdik. Bu süreçte de çok sporcu, özellikle de çok futbolcu izledik. Şimdi yazmaya kalksak bu sütunu değil sayfayı kapatırız. O dönemlerde yoktu öyle ’para arsızlığı, bacağımda kıl döndü, şoför atladı, lastik patladı veya araba yana yattı’durumları. Herkes sahaya çıkar ve kendi payına en az iki kişilik performans sağlardı. Bu sürece de ailesini geçtik, sülalesi de kesmez tüm yöre halkı katkı koyardı mânevi yönden imece tarzında. Forma aşkı mı? En az eşleri kadar severlerdi ilgili formanın logosunu. Birazcık cep harçlığı keserdi o müthiş Beyaz Kıbrıslı Türkleri veya Arap Erdoğanları. Büyükler küçüklerin gözlerinden, küçükler de büyüklerin ellerinden hep kocaman öperdi. Hakeme en çok renga ikrâm edilirdi, yok öyle şiddet, küfür, hakaret eden magandalar. ’Adamlığın yetenekten önce geldiği’ takımların maçlarına ma’aile gider, o şöleni yerinde izlerdik vesselam ’eski hurmalar’ altında. Haa, bir de Eski hurmalar döneminde Cadılar Bayramı filan da yoktu elbet. Kutlu olsun…