Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Büyük çözüm hayaline hoş geldik!

Eide ile görüşten sonra TC Dışişleri bakanı Çavuşoğlu bugün KKTC’de olacak. Ve büyük  olasılıkla Sn. Akıncı ile görüşmesinde müzakereler süreciyle ilgili “tamam mı devam mı” konusu  da konuşulacak. Tabi asıl konuşacakları mutabakata vardıklarınca, “müzakereler yeniden başlayacaksa ön koşulsuz başlamalıdır”  önerisi olacak.

OLAY BİLİNİYOR: Anastasiadis 11 Şubat kararlarına ters bir tutumda koşulsuz olması gereken müzakereleri liste haline getirip sıraya koymak istedi! Bunun da adına bir süredir diline pelesenk “yeni metodoloji”  diyor ama kabul görmediği ortada.

Anastasiadis’e göre Cenevre’ye gidilirse öncelikli konu “güvenlik ve garantiler” olmalıdır. Eğer bu konuda mutabakata varılırsa toprak ve mülk konusuna, oradan da diğer konulara geçilecek deniyor…

       KAFA KARIŞTIRIYOR: Şu düşüncede: “Bu konular hiç mi görüşülmedi?”  O  zaman bir yıldır  “neler konuşuldu” diyeceğiz de bu süre içinde onca sözlü ve yazılı yorumları, eleştirileri, “süreci Rum medyasından öğreniyoruz” yakınmalarını nereye koyacağız? Ki nüfus oranları üzerinde bile anlaşmaya varılmış, Türk tarafına yüzde 29 oranında toprak kalacağı adeta resmileşmiş, haritalar kasalara kilitlenmiş falan…

Oysa şimdi bakıyoruz “hadi garantiler konusundan başlayarak müzakerelere yeniden başlayalım” deniyor! Tabi bu konferans Cenevre’de Türkiye’nin Yunanistan’ın belki İngiltere ile  BM’ler ve AB’nin de katılacağı çoklu bir konferans.. Fakat bu gelişmeye  bakarak ne anlıyoruz?

       ANLADIĞIMIZ: Kıbrıs Kıbrıslı Türklerle Rumların malı olmaktan çoktan çıktı! Evet “yedi kocalı Hürmüz” oldu! Ki Rum’un kaç tane “kırığı” olduğunu Allah bilir, hepsi de şu veya bu anlaşma ile Güney’in bir yerine yuvalandı, Rusya’sından  Mısır’ına kadar!

Ve şimdi öyle bir anlaşma yapacağız ki kapsamında ayrıca hem Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığı devamı olacak, hem Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgelerinde araştırmalarını yapacak hem de  Rum’un borularla AB’ye sevk edeceği gazı üzerinden geçecek!

Bu arada! Artık İngiliz Ortadoğu’da devam eden arbede nedeniyle Amerika ile paylaştığı Ağrotur’dan asla ayrılmaz!

Yunanistan’ın ise parmağını oynatacak mecali kalmadı ama Kıbrıs söz konusu olduğunda aslan kesilmekte!

KISACA: Biz olağan gelişmeleri olağan şekilde yorumlamaya devam edeceğiz ama biline ki adanın siyasi konumu hiç de olağan değildir! Ortadoğu ve Doğu Akdeniz barut fıçısı gibidir bugüne kadar Suriye’de çok patladı patlamaya devam edecek, yeni Kürt devleti kurulacak, kim bilir bu yeni gelişme ve değişimler neler getirip neler götürecek!          Ve tüm olayların arasında Kıbrıs’taki Türk-Rum halkları birleşip “cennet gibi bir ada yaratacaklar içinde huriler dolaşacak!..” Bakın bakalım gözüme: “Pısss!”


  

     KKTC DEĞİŞİMİN SON KERTESİNE GELDİ!

Artık Medyadaki refiklerimiz de “değişme zamanının geldiği bir KKTC’den” söz ediyorlar!  “Başkanlık sistemi” gelmeli diyenler de var.                                                                              Öte yandan  sosyoekonomik gidişin Kıbrıs Türk halkına  faydası olmadığı hem yayımlanan kamu anketleri hem medyadaki haberlerle ispatlı!                                      İnsanlar (sanki değillermiş gibi) özgür ve egemen bireyler olduklarını gösterme ihtiyacında, daha çok uyuşturucu kullanıyor, daha çok alkol alıyor, trafikte daha çok sürat yapıyor ve başkalarına karşı daha çok saygısız oluyorlar!

Evlenenler kadar ayrılanlar, tacizler var!..        Kendilerine “dağı taşı altındır” demiş olmalılar artık TC’den  günü birlik hırsızlıklar için hırsızlar geliyorlar!

Rant ekonomisi daha çok artıyor, ödenmemiş borçlarından dolayı  insanlar daha çok mahkemelik oluyorlar!

       Devletten hakkını almak isteyen mesleki kesimler kitleler halinde bakanlık kapılarına dayanıyorlar!..

HİÇ Mİ İYİ YOK?  Olmaz mı?  Gerçekten bu kadar mı “huzursuz, istikrarsız, yaşanamaz bir ülke olduk!” Hem de 1974’lerle kıyas edilemeyecek büyük icraatlara, gelişmişliklere karşın! Nitekim “iyi ve olumlu işleri anında  ‘köşeme’ taşıyıp “işte ne kadar güzel” dediğim çok oldu! Fakat bütün bu güzel işler ya  “şaibe ve töhmete” batırıldı yahut kanunsuzluklarla sarmalanıp yüz karası haline getirildi!

SORMAZ MISINIZ: Vakıf olanlarının  ötesinde kurulan  üniversitelerin hangisi  üniversite işlevinde ve “ciddiyetindedir   öğrencilerin paralarını söğüşlemekten gayrı!”

       Ve sormaz mısınız? Çarpık yapılaşmayı azdırırken tarım alanlarına bile öbek öbek dikilen apartmanlar hangi kalkınmanın hangi büyümenin göstergesi olabilirler ki?

Yahut: Yıkılan Mağusa limanı iskelesinin yerine bir iskele yapmak veya tümden o “marinayı” yeniden  inşa etmek  için en ufak bir kıpırdanma oldu mu?

Serbest limanı temizleyemediği için ovalara taşımakla pislikten kurtaracağını sanan bir yönetim anlayışından çevre kirliliğini önlemesini bekleyebilir misiniz?

Trafik sorununu çözmek için yol, kaldırım, çember, sinyalizasyon yapacağına; olağanüstü toplantılar yapıp sorunu çözsün diye komite kuran bir iktidar anlayışından  hangi iylik sağlığı bekleyeceksiniz ki hastahanelerde bile kalmadı!

KİME GÜVENECEKSİNİZ: Bugün UBP-DP koalisyonu yarın CTP veya  bilmem hangi parti Koalisyonu! Son yıllar bu minval üzere geçiyor da soralım: Kim ne yaptı? Yapsalardı bu durumlara düşer miydi memleket?

       Kısaca “değişim” gerekirse “Ulusal  Konseyli” Başkanlık sistemi! Artık anlaşılıyor ki “Meclis bu memleketin sorunlarını kaldıramıyor, bizzat kendi çalışmaları ve yapısallığı ile  sorun oluyor!”


 

         KISACA TAKILDIĞIM: (VAR MI BU ÇELİŞKİLERİN İZAHI?)

Mecliste “İskeleler yasası” görüşüyor ama  Mağusa’daki yıkıldı bir ayı aşkın süredir dönüp bakan yok!

Öte yandan Mağusa’da beş altı  metrelik o iskeleyi yapamayan devlete nazire, özel sektör bir günde denize metrelerce iskeleler uzatmakta!

       Sizce de var mı bu tip çelişki ve çarpıklıklarla yönetilmeye çalışılan bir devletin huzurlu ve istikrarlı kalkınma ile yaşama şansı?