Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bütün Heyet Ağlamış

Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan akşam, Hacı Tepesi Mont Pelerin’de soğuk rüzgarların estiği saatlerde, bizim heyetten bir kaynak ile görüştüm.

“İşler yolunda değil, her an kopabilir” diyordu.

Fakat aynı saatlerde Rum heyetinden sızan bilgiler tam tersi yöndeydi.

Rum tarafı (maalesef bizden de bazı gazetecileri etkileyerek) görüşmeler olumlu gidiyor,  çoklu zirve tarihi çıkabilir” mesajları veriyordu.

Hatta buna inanıp yazanlar da oldu.

Neyse, Mont Pelerin’deki Havadis ekibi, Mete Tümerkan ve Hüseyin Ekmekçi  ile nerdeyse açık hat bağlantı içerisindeydik ve işlerin iyi gitmediğini onlardan da öğreniyorduk.

Zaten, Havadis TV’de yüzlerce kişinin aynı anda izlediği  canlı yayınlarda Tümerkan ve Ekmekçi durumu aktarıyordu.

Bizim saatle 01:28’de  “10 dakika sonra bu iş biter” mesajı aldım.

Ve nitekim öyle de oldu.

 10 dakika sonra koptu.

Ben “ne olacak” falan demeye çalıştım ama hiç beklemediğim ve çok etkilendiğim bir yanıt aldım;

“Bilmiyorum, şok içindeyiz, bütün heyet ağlar…”

Daha sonra şunu da öğreniyoruz, ağlayan yalnızca Kıbrıs Türk heyeti değildi. Sürecin bu aşamaya gelmesinde ciddi bir emeği ve katkısı olan Özel danışman Eide de gözyaşlarına hakim olamadı.

                                                                                                              ***

7 ay önce, Cyprus Weekly ile yaptığımız işbirliği için gittiğimizde görüşmüştük Rum Başkan Anastasiades ile.

Bize net bir ifade ile “Mustafa ile kimyamız uyuşuyor” demişti.

Bunu daha önce de söylemiş ve sık sık tekrarlamıştı.

Akıncı’ya anlattığımızda gülmüş ve “iyi bir psikoloji yakaladık” demişti.

Pazartesi’yi Salı’ya bağlayan akşam işte o kimya çözüldü veya psikoloji çöktü.

Çöken, Mont Pelerin zirvesi olmadı sadece.

                                                                                              ***

İki lider görüşmelere başladıkları 18 ayda 55 beş kez bir araya gelip resmi görüşmeler yaptılar.

Sosyal maksatlı buluşmalar buna dahil değildir.

18 ayda, müzakerecileri tam 145 toplantı gerçekleştirdi.

Toplamda 200’e varan görüşmelerden çıkan en önemli sonuç  iki liderin  birbirlerine güvenmeleri oldu.

En önemlisi de birinin diğerini zor durumda bırakacak hareketlerde bulunmayacağına inandılar.

Ve tabii ki halklarını en az mağdur edecek şekilde bir anlaşmaya ulaşacaklarına inandılar.

Fakat Mont Pelerin’de birinci zirveden sonra yaşananlar bu güveni ortadan kaldırdı.

Akıncı’nın toprakta yüzde 29.2’yi kabul etmesi Anastasiades’i zor durumda bıraktı.  Zaten muhalefetin yoğun baskılarıyla bunalan Anastasiades ara istedi ve Kıbrıs’a geri döndü.

İşte ne olduysa bu arada oldu.

Ve özellikle Yunanistan’da.

Yunanistan’da, Anastasiades’in  kriz yaratacağını çok iyi bildiği bir ön şart ileri sürüldü.

Garantiler toptan kalkmazsa ve Türk askeri takvimle birlikte toptan gidişi onaylanmazsa Yunanistan’ın zirveye katılmayacağı açıklandı.

Anastasiades bu yanlışa ses çıkarmadı.

Üstelik Mont Pelerin’e geri döndü ve zaten iki gün olan zirvenin bir gününün heba edilmesine seyirci kaldı.

Bu arada Akıncı’ya  doğru olmayan şeyler de söyledi.

Doğru olmadığı anlaşıldığında da koruma amirini şahit gösterecek kadar tu

haf duruma düştü.

Ve son gün masaya oturduğunda da Akıncı’yı zor durumda bırakacak taktik oyunları yapmaya başladı.

Toprakta haritanın çizilmesine denk düşecek denli tavizler istedi ve milim pazarlık yapmadı ama beşli zirve tarihi  veya dönüşümlü başkanlık gibi konuları konuşmadı bile.

Nihayette Mont Pelerin zirvesini dağıttı.

Akıncı ile güvene dayanan ilişkilerini de.

Bütün heyet bu durumdan çok etkilendi.

“Ağlıyoruz” nitelemesi mecazi anlamda kullanılmış değildi.

Sözcü Barış Burcu’nun zaman zaman gözlerinin de dolduğu çok duygusal konuşması bu ruh hali ile yapılmıştı.

Mete Tümerkan’ın deyimi ile “kendilerini aldatılmış hisseden” insanların ruh hali.

                                                                                              ***

İki başkanın aralarının iyi olmasının müzakerelere çok iyi bir ivme kattığı bir gerçektir.

Bunun tersi de eğer başlarsa müzakereleri elbette olumsuz etkileyecektir.

Müzakereleri yeniden başlatmak için kolları sıvayanlar, bu sorunla da uğraşmak zorunda kalacaklar kanımca…