İnsan üç beş günlüğüne ülkeden ayrılsa, geldiğinde pek önemli bir şeylerin değişmediğini görür her zaman. Nasıl bırakmışsan, öyle bulursun…Ama bu kez öyle olmadı. Özellikle hafta sonu Lefke’de yaşananları duyunca, “ne oluyor, nereye gidiyoruz” telaşına kapıldım…
Bugüne kadar hep, deniz, kum ve güneşimizle övündük. Hoş, şimdi çarpık yapılaşma ve sahillerin peşkeş çekilmesiyle doğa da kalmadı ya neyse…Ülke olarak doğanın verdiklerinin dışında gurur duyabileceğimiz bir üniversiteler vardı, onu da kaybetmek üzereyiz…
Ve 1986 yılında kurulan DAÜ’den başlayarak, son 30 yıldır da, “üniversiteler adası” olduk oluyoruz dedik hep…
Ama gelin görün ki, onu da yüzümüze gözümüze bulaştırdık…
Dün Hüseyin Ekmekçi köşesinde yazdı, ülkedeki üniversitelerimizde kayıtlı öğrenci sayısı yaklaşık 86 bin… Aktif öğrenci sayısı ise, sadece 56 bin civarında…Yani yaklaşık 30 bin öğrenci ortada yok, daha doğrusu okulda kaydı var ama, kendisi okula gitmiyor…
Durum bu kadar net ve bir o kadar da vahim. Bu öğrencilerin ne yaptıkları, neyle meşgul olduklarını birileri biliyor sanırım…
Bazı üniversiteleri tenzih ederek söylüyorum ama, bizim üniversitelerimizdeki başarı kriteri verdikleri eğitim seviyesi ve kalitesi ile değil, kayıt yaptırdıkları öğrenci sayısı ile ölçülüyor. Bakın her yeni kayıt döneminde üniversitelerimizle ilgili çıkan haberlerin birçoğu, “bilmem kaç bin kişi bizi tercih edip, kayıt yaptırdı” yönünde. Çünkü, onlar için eğitim kalitesinden önce, kayıt yaptıranların okula ödeyecekleri harç paraları önemli. Hatta daha da açıkcası bazı üniversitelerimiz kayıt yaptıranları öğrenci olarak değil, “yolunacak kaz” gibi görüyor. Onlar için eğitimin kalitesi, öğrencinin sosyal aktiviteleri, ne yaptıkları hiç önemli değil. “Bana parasını versin de ne yaparsa yapsın” beni ilgilendirmez havasındalar…
Üniversitelerimizdeki bu kırılma, devam mecburiyetinin kalkmasıyla başladı. Sen öğrenciye, “kaydını yaptır, paranı öde, ondan sonra ister okula gel, ister gelme” dersen, sonuçta 30 bine yakın insanın, okul dışında herşeyi yapmak üzere bu ülkede bulunmasına izin vermiş olursun…
Ve malum, bu “öğrenciler”in önemli bir kısmı, yasa dışı birçok işte paravan olarak kullanılıyor.
İşte hafta sonu yaşanan olayların temelinde bunlar yatmaktadır. Üniversiteler herşeyi paraya bağlayıp, gerekli güvenliği almazsa, yurtlarındaki bu tür örgütlenmeleri, cepheleşmeleri görmezden gelirse, olacağı buydu.
Fikir özgürlüğü, söz söyleme, toplanma özgürlükleri, ideolojik örgütlenme hepsi tamam da, yapılanlar bu değil.
3-5 kişi arasında yaşanan basit bir kavga, yüzlerce kişinin katıldığı bir sokak kavgasına dönüyorsa; bölge insanı, belki de hayatlarında ilk kez gördükleri bu sahnelerden korku ve rahatsızlık duyuyorsa; diğer üniversitelerden mobilize olmuş kişiler bölgeye gelip kavgaya dahil olabiliyorsa, ortada basit bir kavgadan çok, örgütlü bir suç oluşmuş demektir. Bu durumda polisiye eönlemler, yatıştırma tedbirleri yeterli değildir. Olayın kökenine inip, kurutmak gerekir…
Biz yaştakiler 1970’li yılların Türkiyesine ve öğrenci olaylarına yakından şahit olmuş insanlarız. Bu tür ideolojik tartışmaların sonunun nereye gideceğini iyi biliyoruz. Üniversitelerimiz, emniyet güçlerimiz ve en başta da devlet, bu konuda ciddi adımlar atmalı, önlem almalıdır. Olaylara iştirak edenler tesbit edilip önce okulla ilişkileri kesilmeli, ardında sınır dışı edilmelidirler. Kimse de kalkıp, “öğrencinin geleceği” gibi laflar da etmesin. Çünkü bunlar öğrenci değil, belli görüşleri yaymakla görevli eylemcilerdir. Okulla, öğrencilikle bir işleri de yok…
Ülkücü veya PKK sempatizanı, kim oldukları bizi ilgilendirmez. Bizimle, kültürümüzle, toplumsal hedeflerimizle ilgisi yok bunların.
Bu ülke yıllarca savaşın, kavganın en kanlısını gördü geçirdi. Zaten başımızda onlarca dert, sorun varken, hele de böylesi sorunlara hiç ihtiyacımız yok.
Kusura bakmayın ama, burası ithal ideolojilerinizin hesaplaşma yeri değildir…
YERİN KULAĞI VAR
DAÜ-SEN BUNU TARTIŞSIN: DAÜ-Sen “Nasıl bir Üniversite” adlı panel yapıyormuş. Üniversiteler sadece akademik ortamlarla sınırlı değil. İşin sosyal, ekonomik ve de hukuki yönleri var. Akademik olarak ne yaptıklarını değerlendiremem, ama kurumsal olarak berbat bir yapılanma olduğu şüphesiz. Bunu DAÜ için değil, genel olarak söylüyorum. Üniversite ortamını düzenleyecek bir Müdürlük ve de YÖDAK diye bir üst kurum var ama, ne öğrenci alım kriterleri belli, ne fiyatları belli, ne kurallara uydukları var. Herkes ve herşey kafaya göre. Böylece hem kendilerine, hem ülkenin imajına, hem de toplumsal ve ekonomik yapıya zarar vermekteler. Bence sendika bunu tartışmalı…
SORUNUMUZ, VİZYONSUZLUK: Tam 30 yıl önce, 1986’da, gerçek bir vizyon adamı olan Özal’dan duymuştuk. Kolunun altında Serbest Ticaret sistemi dosyasıyla gelmiş, UBP-TKP hükümetince reddedilince sinirlenip kaçmıştı. Sonraları Tahsin Ertuğruloğlu savunmuştu. Ancak adım atma sıkıntımız var ya, tartışamadık bile. Şimdi Serdar Denktaş, KKTC’nin serbest bölge olmasını “İbiş’in riyası”na benzetmiş. Yani o da “iyi olurdu ama”… diyor. Keşke olsaymış. O zamanki itirazlar hep havada kaldı. Ne çözüm oldu, ne AB’ye girdik, ne başka bir şey. Bari vergisiz cenneti olur, paraya para demezdik. Bizde vizyon, siyaset bu kadar. Geçmiş olsun…
BUNUN ADI ŞOV: Ekonomi Bakanı Sunat Atun, Sanayi Bölgesi’ne cami sözü vermiş. Yani bölge insanı öbür tarafa yatırım yapsın diye. Ama ya sürekli sel basan, sokaklarında asfalt kalmayan, pislikten, bakımsızlıktan geçilmeyen sanayi bölgesinin dünyevi sorunlarını hallettik de mi camiye giriştik. Keşke önce onları halletseydik. Nasıl olmasa ibadet her yerde yapılır. Tabii derdiniz şov yapıp, yaranmak değilse…
“DENKTAŞLAŞMA” KİMİN SÖYLEMİ: Ersin Tatar da hiç bir şeyi beğenmez. Akıncı’ya yapmadığı eleştiri kalmamıştı. Ama Denktaş’a tapar. Bunu da her fırsatta söyler. Şimdi ona göre Akıncı Denktaşlaşmış. Yani Akıncı’nın tutumunu beğeniyormuş ama, bunu da “Denktaşlaştı” diyerek dile getirip, iğneliyor. Peklala biliyor ki, birileri alıp bu söylemi Akıncı’ya karşı kullanacak. Kendince överken, yeriyor aslında…
HALEF-SELEF ATIŞMASI: Birikim Özgür ile Serdar Denktaş arasında “kaynak bulma” düellosu yaşanıyor. Özgür, Denktaş’a piyasaya enjekte edeceği parayı nasıl karşılayacağını ve piyasalara daha fazla para enjekte etmek için hangi kaynakları kullanacağını sormuş. Aslında milletin parayı nerden bulduklarıyla ilgili bir derdi yok, versin de nereden bulursa bulsun. Keşke zamanında siz de böyle yapsaydınız. Baksanıza iki aydır “en başarılı bakan kim” diye sorsalar, herkes Serdar Denktaş diyecek…
KEŞKE SADECE INTERNETLE KALSA: Internet ortamında yapılan seks pazarlığı bir gazetemizde haber olmuş. Keşke bu tür işler sadece internet ortamında kalsa. Alenen çalışan onlarca gece kulübü bir yana, bu işler öyle kapalı yerlerde değil, resmen sokaklarda yapılıyor. Hem de dev gibi reklamlarla… Yani seks ticareti de artık sokaklara düştü.
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”ljustified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Mustafa Genç: Mustafa Genç Ticaret Odası Asbaşkanı. Öyle güzel bir tespit yapmış ki; “Çok iyi bir noktada olduğumuz söylenemez. Dibe vurmaya yakın bir noktadayız. Çünkü, geçmiş yıllarda yaptığımız plansız, geleceği hesaplamadan ve kurumsal yapının da sürekli yıpranmasından kaynaklı büyük bir deformasyon var. Kamu, korkunç derecede kötü idare ediliyor”… Keşke yönetilen herkes de bunun farkına varabilse…[/quote]
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Ersan Saner Koku Almıyor: Ercan’ın ihale sürecinin başındaki isim, zamanın Ulaştırma Bakanı Ersan Saner, “Bir şey olsaydı çoktan kokusu çıkardı” demiş. Bizim burnumuz kokudan kırıldı, demek o hala duymamakta ısrar ediyor. Şirketin mühkellefiyetlerinden kaçınmak için açtığı davalar, şartnameyle, sözleşmenn birbirini tutmamasının kanıtlanması, ek sözleşmeler… Ortada bir tek metrelik yeni apron bile yok, o daha Rum’un iki havaalanından daha iyi olacağını savunuyor. Umarım şu son araştırma komitesi Saner’in kokuyu duymasını sağlar…. Çünkü ‘bu rahatlık nereden geliyor’ derseniz, hesap sorulamamasından diyeceğim. Aynen KTHY’de yaptığı gibi…[/quote]
































