Vatandaşın gündemi sel felaketiyken, ülkeyi yönetenler bir yandan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yandan da bütçeden başlarını kaldıramaz durumdalar.
Laf üstüne laf, nutuk üstüne nutuk…
Aslında yıllardır yaşadıklarımızdan farkı yoktu önceki gün yaşanan su baskınlarının. Dün de yazmıştım, kendimiz ettik, kendimiz bulduk diye. Dün ve bugün, aslında yıllardır göz yumulan çarpık yapılaşmanın sonuçlarını yaşıyoruz. Bu saatten sonra dere yataklarına inşa edilen evler, yolu insanoğlu tarafından değiştirilen dereler eski haline döner mi, kesinlikle hayır…
Ama kürsülerde yüksek perdeden, arkası gelmeyen nutuklar berdevam. Kime ne faydası var belli değil.
Onun için bu şekilde yaşamaya alışmalı, daha büyük felaketleri yaşamamak için önlemlerimizi ona göre almalıyız… Geldi geçti. Bir-iki gün daha konuşuruz, sonra her zamanki gibi unutur gideriz bunu da. Bugüne kadar neleri unutmadık ki? Ta ki, yaşanması muhtemel ikinci bir felakete kadar…
2010 yılında Güzelyurt’ta yaşanan sel felaketi kaçımızın aklında kaldı..? Felaketin ardından, dönemin hükümetinin bölgeye yolladığı yardımların kimlere, ve nasıl dağıtıldığını hatırlayan var mı peki..?
Bu ülke yaşanmaz oldu deyip, hiçbir şey yapmadan yaşamaya devam etmek yerine, Bugüne kadar oy vererek seçtiklerimiz ne yapmışlardır” diye en son ne zaman sorguladık kendimizi?
Peki ama, suçlu kim..? Suçlu ben miyim, sen mi, biz mi, siyasiler mi, bürokratlar mı, yoksa hala bazı şeyleri bilip de, düzeltmeye uğraşmayan tüm toplum mu..?
Dün Yenidüzen’in manşeti çok şey anlatıyordu. Siyaset, şehircilik bilimini de, doğayı da, hukuku da alt ettiğini sanmış ve 1982 senesinde derenin yönünü değiştirmişler.
Aradan geçmiş 32 sene geçmiş. Vatandaş affetmiş, hukuk davasını geri çekmiş, devletin bilirkişileri susturulmuş, ama doğa affetmemiş.
Siyasilerden rant isteyin siz. Hele zamanı da uygun düşerse, iğnenin deliğinden geçecek kadar incelir, bir dediğinizi iki etmezler. Ama ya felaket zamanları?
Son yaşanan sel felaketiyle ilgili Cumhurbaşkanı, Başbakan veya diğer siyasilerden elle tutulur bir açıklama, sorunların çözümüne yönelik tutarlı bir öneri geldiğini duyan veya okuyan oldu mu..?
Uzmanlar, her yağmur sonrası suya gömülen sanayi bölgesinin ıslah edilebilmesi için birbuçuk milyon liraya ihtiyaç var diyorlar. Büyük bir para değil. Oysa çok daha fazlası harcandı da havaya gitti, çözüm olmadı.
Sel sonrası bir televizyon programına katılan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy, hayal edilen KKTC’nin böyle olmaması gerektiğini söyleyerek, “olayın vahametinin farkına varmamız gerekiyor” demiş. Olumsuzlukların kaynağını araştırıyorlarmış, amaç da suçlu aramak değil ders çıkarmak olmalıymış.
Hala daha, 4 senedir, her kış sele kapılan bölgede tespit yapmak ne demek? Üstelik de daha önce aynı bakanlığı yapmış, aynı bölgede selle karşılaşmış biri söylüyor bunları. Suyun akışını engelleyecek hareketler yapılmamalıymış. İyi de suyun önünü neyin kapattığı ortada. Siyasi bir kararla, yasalara, kurallara aykırı bir şekilde derenin yönü değişmiş, okullar villalar yapılmış. O imar izinlerini kim verdi acaba?
Boş konuşmalar bunlar boş. Ve biz bu adamlara her sene ayaklarına lastik çizme giyip, sel bölgelerine gitsinler ve aynı boş konuşmaları yapsınlar diye oy veriyoruz. Bu kadar basit.
Bir de “suçlu aramayın, ders çıkartın” diyor. Biraz da kendileri çıkartsa o dersi…
Ey ahali, işte size bir yol ayırımı daha. Akıl koymak için bir fırsat daha.
Ya bu şekilde lafu güzafla yönetildiğinizi sanmaya devam edecek ve sürekli dizlerinizi döveceksiniz, ya da o sandalyeleri iş bilen insanlara vereceksiniz.
Hak etmiyoruz bütün bunları diyorsanız tek yapacağınız budur.
Unutmayın ki, siz nasıl iseniz, o şekilde yönetilirsiniz. Ya tekrar boyun eğeceğiz kaderimize ya da yön vereceğiz geleceğimize…
Aslında kaderimize razı olup oturmak yerine, bu ülkeyi yaşanmaz kılanlara inat yaşamaya devam etmektir önemli olan. Çünkü onlar elbette geldikleri gibi giderler bir gün… Önemli olan o süreyi kısaltmak, verdikleri zararı azaltmak.
YERİN KULAĞI VAR
HEDEF İLK TUR: Öyle görünüyor ki, Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri iki turlu bir seçim olacak. Adaylardan Eroğlu’nun hedefi ise ilk turda işi bitirmek. Çünkü ikinci tura kalması halinde seçilme şansı oldukça zor görünüyor. Artık ankete falan da gerek yok, ikinci turu plase kazanacak.
BUZLAR ERİDİ: Başbakan Küçük döneminde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı görevinde bulunan ve 2013 seçimlerinde İrsen Bey gibi sandıkta kalan ve kendini mesleğine veren Şerife Ünverdi, bugünlerde yeniden siyaset sahnesine çıktı. Bakanlığı döneminde Gülin Hanım’ın yanından hiç ayrılmayan ve Eroğlu’na karşı olan Şerife Hanım, şimdilerde Meral hanımın yanından ayrılmıyor. Öyle görülüyor ki Meral Hanım ile Şerife Hanım arasındaki buzlar erimiş. Ah bu siyaset, nelere kadirmiş…
3 MAYMUNU OYNAYANLAR: Dikkat ediyorum da Nisan seçimlerinde yeniden aday olan Cumhurbaşkanı Eroğlu, ziyaret ettiği bölgelerde yaptığı konuşmalarda sadece Kıbrıs konusunu konuşmaya özen gösteriyor. Özellikle iç konulara değinmekten kaçınan Eroğlu, süreci Kıbrıs konusuyla tamamlamaya çalışacak gibi. Kendince de haklı bir gerekçe. Çıkıp da kendini aday gösteren partilerin içini nasıl karıştırdığını anlatacak hali yok ya. Ama tuhaf olan, onu dinleyenlerin de, iç politikayla ilgili soru sormamaları. Son 3-5 yıldır yaşananları bilmiyorlar gibi. Sanki de başka bir dünyada yaşıyorlar…
BIKTIM BU KRİTİK AŞAMADAN: Kendimi bildim bileli Kıbrıs meselesi kristik bir aşamadadır. Her nedense seçim dönemlerinde, ya da Türkiye’den para istendiği dönemlerde daha da kritikleşir. Bu nasıl kritik dönemdir ki, gelir geçer de tek bir defasında olsun başarıyla sonlanmaz. Bir kez daha, yine bir Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi bir dönüm noktası, bir kritik aşamadır gidiyor. Kıbrıs konusu, Cumhurbaşkanlığında kimin oturduğu ile asla ilgili değil ki. Uluslararası bir mesele… Ve oraya gelen, ağzıyla kuş tutsa, istediğini yapamaz. Ama korkarım hala daha bu martavallara inanan var. Oyun da onların üstüne oynanıyor zaten…
SORUN SADECE BELEDİYE’NİN Mİ: Sel felaketinin ardından, Lefkoşa Türk Belediyesi temizlik ve ilaçlama başlatmış. Ancak Belediye’nin imkanları belli. O suya kanalizasyondan tutun, hayvan ölüleri ve başka daha bir çok mikrobun karıştığı, bizlerin de mikropları evlerimize taşıdığımız düşünülürse, olaya Sağlık Bakanlığı’nın el atması, hatta seferberlik ilan etmesi gerekirdi. Ne yazık ki, bugüne kadar hükümetin olaya müdahil olduğuna dair bir haber duyamadık…
EYLEM YAPSINLAR: Sorunu olan ve eylem yapan, çadır kuran herkes istediğini alıyor bizim ülkede. Lapta Belediyesi’nden durdurulan 35 kişiye tavsiyem ya eylem yapsınlar, ya da açlık grevine gitsinler. Bizim ülkemizde hak aramanın yolu bu. Eminim Başbakan insafa gelip, onları da devlete istihdam etmenin bir yolunu bulur…
ZİRVEDEKİLER
LSD’ye AB İncelemesi: Hayvanlarda deri yumruları olarak ortaya çıkan LSD hastalığı, itlaflarla, ilaçlamalarla geçiştirilmeye çalışılırken, Rum Tarım Bakanlığı, Kuzey’de inceleme yapmak üzere AB’den teknik yardım talebinde bulundu. Onların da korkusu, virüsle etkili müdahale yapılmazsa, Güney’e de sıçraması. Rum’ların korkusu bu kez işe yarayacak gibi görünüyor. Malum bu sorunlarla etkili mücadele etme, sorunu ortadan kaldırma becerimiz yok. Salmonelladan brucellaya dünya kadar hastalıkla yaşamaya alıştık gidiyoruz…
DİPTEKİLER
Taçoy’dan Beklenen Açıklama: Yine bir sel ve yine Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy… Bir açıklama yapmış ve ‘suçlu aramak değil, ders çıkartmak gerektiğini’ söylemiş. Tam da kendinden beklendiği gibi… Merak etmesin, bu ülkede basın yazar çizer ama, sistem suçluyu bulmaya ve cezalandırmaya dönük değildir. Bunca zamandır suçlu aransaydı zaten, bugün o koltuklarda hiçbiri olmazdı…
































