Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bundan sonrasına yönelik düşünceler 

“Teferruatın” ne kadar önemli olduğunu bilmiyorum. Fakat her seçimin bir “teferruatlar manzumesi” olduğunu biliyorum. Çünkü yapılan “politikadır.” Politikayı yapan ise “politikacılardır!” Ve “politikacılara öncelikle gerekli olan kendilerine oy verecek taraftarları olan seçmenlerdir.            Politikacıyı önce meclise sonra başbakan yada bakan oluşa götüren de  işte bu seçmenlerdir.

Geçen Pazar günü Sn. Tatar’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi de tabi ki öylesi bir sürecin sonucu oldu. Kıbrıs Türk halkına hayırlı uğurlu olsun.

Bu temennimin dışında  geriye dönüp “Cumhurbaşkanı seçimi şöyleydi böyleydi” diyerek yorum yapacak halde değilim. Çünkü sadece benim için değil.. Her halde çoğunlunca tüm seçmenler için de benzer düşünce olmalıdır, o makama kim gelirse KKTC devletinin “Cumhurbaşkanı” olarak muteberdir, saygındır. Bu nedenle öteden beridir gelip giden tüm cumhurbaşkanlarımızın adlarının önüne ‘Sayın” kelimesi koyarım.

ŞUNU da vurgulayayım: Seçilen tüm Cumhurbaşkanlarının resmi ikametgâhı olması nedeniyle artık “tarihi”  nitelik ve önem kazanan “Saray”  bu kez de Sn. Tatar’ı misafir edecek. Ki bir gün rahmetlik Denktaş’ı ziyaretimde laf lafı açtıkta, “bu makam dediydi çivili  bir fıçı gibidir!”

Şimdi her gelen Cumhurbaşkanını yara bere içinde bırakan o çivili makamda 5 yıl süreyle Sn. Tatar Cumhurbaşkanlığı yapacak da inşallah barışçı çözümü sağlamak gibilerinden bir başarıya da imza atar..

***

FAKAT! Evet  Sn. Tatar Saray’a taşınacak ama arkasında bir hükümet enkazı mı bırakacak yoksa erken seçimi hazırlayacak bir “geçici hükümet” mi oluşacak bilmiyorum. Ancak  bunları  Sn. Tatar’ın hem bilmesi hem de şimdiden hesabını kitabını yapması gerekir çünkü yeni hükümeti görevlendirip onaylayacak kendileridir. Artı, artık hem  hükümet krizlerinden hem de bu krizlere bağlı zırt pırt hükümet değişimlerinden bıkıp usandığımızı, bizatihi Sn. Tatar’ın kendisi de bilmektedir.  Umut edelim ki çare erken bulunur.

***

VE işte yine geldik o yıllar yılıdır kendimce “zırlandığım” soruna:

“Şimdi Hükümet ne olacak” diye düşüncelerde yoğunlaşan sorulara elbette cevap verecek binlerce yurttaş, siyasi parti mensupları, bu tip hükümet değişimlerini iyi koklayan bilirkişiler vardır.                                     Ama  benim “zırlanmamın” asıl nedeni siyasi partiler milletvekilleri sayılarıyla   üç bilinmeyenli denklemleri çözercesine koalisyon hükümetlerinin kurulması değildir!  İktidara gidip gelirlerken toplumda açtıkları yaralardır! Ki buna “istikrarsızlık, kargaşa” diyoruz!

Çünkü hükümetler görev başındayken bile memleketi yönetim ve denetim açmazlarında tepeleye yuvarlaya idare etmeye çalışırlarken, topal ördek durumuna düştükleri böylesi zuhuratlarda büyük bir çaresizlik yaşamaktadırlar!

“ZIRLANIYORUM” dediğim  de budur. Çünkü sorunun temelinde “bürokrasi engeli” daha doğrusu “bürokratik zafiyet” vardır.

Nitekim geçmişten günümüze kadar geldiğimizde itiraf edelim ki  bu ülkede  bizatihi “bürokrasinin” kendisi denetim ve yönetilmeye gereksinme duymaktadır!

OYSA bir zamanlar rahmetlik Selçuk Veli’nin, Bora Atun’un ve İngiltere’de Avrupa ülkelerinde yaşamış yetişmiş arkadaşlarımın da söylediğince “mesela İngiltere’yi ne krallar ne kraliçeler yönetir.. Hükümetler gelir gider fakat İngiltere’yi asıl yönetenler bürokratlardır” derlerdi..

Bizim kuşak bunun nasıl başarıldığının  azıcığını yetişip kıyısından köşesinden gördüğümüz İngiliz dönemindeki bürokrasiden bilir. O mekanik çalışma temposu ile ciddiyeti, disiplinle halkla ilişkileri ibretle izlerdik. Bir devlet dairesinde tek kuruşluk açık bile bir memuru tart etmeye yeterdi. Görevine beş dakika sonra değil, hazırlığını yapmak için beş on dakika önce gelmeyen memura ihtarda bulunulur, devamı söz konusu olursa yeri değiştirilir yine aykırılığa  devam ettikte görevine son verilirdi! Daire müdürleri memurların başında Demokles’in kılıcı gibi durur, en küçük ihmal ve yanlış disiplin cezasını getirirdi.

PEK çok  arkadaşlarımın yazıp  gördüklerince devlet bürokrasisi buydu.   Nitekim Türkiye’ye uğradılar mı şaştıklarını “bu nasıl bürokrasi” dediklerini de anımsarım.. Bugün bizde olduğu gibi!

YOKSA ne olacak ki hükümet kurulana kadar! Neden “başsız” kalınmasından korkulsun, istikrarsızlığa düçar olunsun?

Fakat bizde her seçim sonrası  KKTC’nin biraz daha yozlaşması, istikrarlaşması, devlet işlevinin daha çok  bozulması yaşanıyor! Gelen hükümetlerin beceremedikleri “yönetim” ve “denetim” mekanizmaları  zaten hiç çalıştırılmadı, onlar da böylesi seçim öncesi ve sonrası dönemlerde bin beter laçkalaşmaktadırlar!  KKTC’nin halleridir bunlar!

YANİ şimdilik  bir seçim yaşandı bitti ama ne yeni bir umudun ışığı yandı dolayısıyla ne de gelecekler aydınlandı! Kağnı gibi hantal ve merkeziyetçi bir bürokrasiyle zaten çok bir beklentimiz de olamaz!

***

KISACA TAKILIĞIM:

Muhtarlık müessesinin “iyi çalıştığını” yada “hizmet alanları olan “mahallelere” yararlı olduklarını söylemek mümkün değildir.  Tabi ki düzgün çalışanları tenzih etmiş olsam da  çoktan beridir   muhtarın görevi, mensubu olduğu partisine hizmet ve  propagandasını yapmaya dönüştü!                      Nitekim bu son seçimde yansımalarına bir kez daha elledik ki şunu da kabul ediyorum:  Tabi ki muhtarlar  mensubu oldukları partileri için de çalışacaklar. Sonuçta atanmış değil,  seçilmiştirler. Fakat  bu siyasi hakları onlara kendi parti ve adaylarının dışındaki    yurttaşlara karşı olumsuz davranmalarını hizmet istismarı yapmaları  hakkını vermez!                           Kulakları delmek için “takılayım” dedim çünkü KKTC’deki muhtarlık müessesi bir yandan bütçesizlik, öte yandan “muhtarlık binalarının olmaması” nedeniyle,  biline ki lime lime dökülüyor ve   aynen belediyelerde görüldüğü gibi  gibi en büyük hizmetleri mensubu oldukları partileri için çalışmalarından ibaret kalıyor! Bir daha ekleyim ama: Tabi ki düzgün çalışan muhtarlara değildir sözüm. Fakat artık bu kurumu “bürokraside” olması gerektiğince  öne çıkartarak neşterlemek yeniden, yapılandırmak gerekir..