Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bundan sonrasına bakacağız

 

Tabi  Cenevre’yi Köşemde ayni zaman dilimi içinde değerlendirmem mümkün değildi. Buna karşın haberlerin gerisinde  kalmış olsam da yorumlarımda zaman farkından doğan nedenlerle büyük  çelişkiye düştüğümü sanmıyorum.. Çünkü anlattığım “çözüm olsa da olmasa da” üzerine oturmuş bir Kıbrıs’ın geleceğiydi.. O geleceğin içine de Güney Rum yönetimin Kuzey üzerine geliştirdiği egemenlik hesabını oturtmaya çalışıyordum… Ve devam ediyorum:

Ben bu satırları yazarken tarafların BM’ler yetkililerine sundukları haritalar bir çelik kasaya konmuştu!..   Garantör ülkelerin  Dışişleri Bakanları BM’ler Genel Sekreteri Guetterras başkanlığında toplanmaya hazırlanıyorlardı!.. Gelen haberlerde daha önce de üzerinde uzlaşıya varıldığı açıklanan toprak konusunda Türk tarafına Kuzey’de yüzde 29.2 bırakılıyordu.

Garantiler konusunun ne olduğunu bilemiyorum bir uzlaşı olmayacağı zaten açık seçikti diyorum! Ve geliyorum önümüzdeki günlere:

MÜZAKERELER DEVAM EDER: Önce hatırlatayım.                                                         Rum tarafı bu müzakerelere AB desteğini alarak başladı ve  Annan planına fark atarak üzerinde kazanımlar elde etti…                 Sunulan haritalar mutlaka yayınlanacak, o zaman bir fikre sahip olacağız.

Öte yandan Kuzey’e dönecek Rum nüfusu konusunda da  Annan planının üzerinde bir sayısal başarı sağlandı..

       Mülkiyet konusunda ise Rum tarafının  “Mal Tazmin komisyonları” konusunda istediğini yaptırtmasından dolayı bir adım önde oluşunun başarısı var..

ZAMAN GEÇERKEN: Demek ki o geçen zaman Rum tarafının lehine çalışıyor! Şöyle ki bundan sonra kurulacak çözüm masalarında Rum tarafı öncesi iki müzakereye karşılık  daha çok mesafe kat ederken, istediklerine de daha çok nail olacak!

Bu gerçeği siyasi sorunu izlerken görmek mümkün. O zaman eğer her müzakere safhasında biraz daha kazanacaksa, Güney  neden müzakere kapılarını açık tutmasın?

Zaten geçen zaman içinde kazanmasından ötede tırnaklık bir kaybı söz konusu olamaz!

SARI ÖKÜZ: Bir süre önce refikim Mehmet Moreket yazdı Sarı öküzle aslanlanların hikâyesini. Çok kısaca aktarıyorum:                       Bir merada aslanlarla öküzler yan yana yaşıyorlar. Ne var ki aslanlar arada bir öküzlere saldırsalar da her defasında  öküzlerin  küçümsenemeyen gücüyle karşılaşıp darmadağın oluyorlar! Ve akıllarına  “kalıcı barış adına” gözlerine kestirdikleri bir sarı öküzü istemek geliyor.. Gerçekten de öküzlere çağrıda bulunarak “eğer sarı öküzü kendilerine verirlerse artık saldırmayacaklarını duyuruyorlar.” Öküzler bu teklifi kabul edip sarı öküzü veriyorlar. Aslanlar onu  güzelce yedikten bir süre sonra yine aç kaldıklarından bu kez bir başka öküzü istiyorlar barış adına! Ve artık “barış adına” öküz  isteme devamlılık haline geliveriyor ki aslanlar öküzlerle beslenip güçlenirlerken, öküzler de gitgide azalarak ve güçsüzleşerek  telef olup gidiyorlar!”

OLAY ŞUDUR: Bu adada eğer barışı tesis etmek istiyorsak ve müzakereler devam edecekse bundan sonra  “sarı öküzün” durumuna düşmeden  o müzakerelere “kırmızı çizgilerimizle” aslanlar gibi katılmamız gerekecek… Yoksa her müzakere bizim için bir yeni kayıp olacak..


                  

    BU TOPRAKLAR BİZİMSE BİRLİKTE VAR OLACAĞIZ.

Kıbrıs’ın yüzölçümü 9251 kilometre karedir.

KKTC’nin yüzölçümü 3242 kilometre karedir.

Kıbrıs Rum Yönetiminin 5509 kilometre karedir.

İngiliz üsleri 256, ara bölge 244 kilometre karedirler.

Çözüm olursa yüzde 35.04 oranındaki toprağımızı yüzde 29.2’ye çekeceğiz. Yani biraz daha küçülürken Rum tarafı biraz daha büyüyecek!

Siyasi sorunu, çözümü, çözümsüzlüğü bir yana koyuyorum. Yüzde 29.2’lik toprak sahipliği  bizim önerimizdi. Rum kabul etti, çözüm olmasa da siyaset sahnesinde bu oranı hep kendi çıkarına kullanacaktır. Hem de bıktırıp usandırıncaya kadar.

O zaman dünden, bugünkünden daha güçlü olmalıyız. Çünkü “toprak ekenin su kullananındır.”  Topraksız bırakın devleti, kabile bile olamayız.                                                DEMEK Kİ: Cemaat esamesine düşsek de yüzde 29’luk toprak parçasına sıkışsak da Güney’e fark atacağımız, kıskançlığından çatlatacağımız  zengin bir Kuzey sahipliğimiz olacağı bilincine varmamız gerekir.  Yeter ki sınırlarımız girintili çıkıntılı değil, düz çizgilerle oluşsun.. Mağusa’dan Esentepeye oradan Karpas’a kadar coğrafyamız bizim olsun.

İşte sahillerimiz: Mağusa’dan Karpas’a kadar  altın sarısı kumlarıyla uzanır.. Tutun ki  “tesis, sahil, deniz” turizmin karinesini oluşturur. Alın size yazına kışına bile yetecek  bir turizm, eski eserlerle doğası da bedava..

İşte TC’den akan su: Salın kurak çorak topraklara.. Kendimize yetmesi bir yana Türkiye’ye AB ülkelerine bile ihracatları yapılacak  ürün elde etmek hayal değil gerçektir.. Buna TC’den gelecek elektrik akımını da ekleyin.. İşte yıllar yılı garantili enerji..

İşte üniversitelerimiz. Getirin AB’den ünlü profları kaliteyi sağlayın, bakın nasıl öğrenci potansiyeline ulaşılır..

İşte en yeni teknolojiyle yeniden yaratılacak  küçük, hatta büyük sanayi…

İşte yeni ve çok amaçlı, uluslar arası konferanslara bile ev sahipliği yapacak salonlarımız..

HAYAL DEĞİL: Ada insanları dünyaya açıktırlar.  Kıbrıslı Türk,  meşrebi geniş hoşgörüyle harmanlanmış medeniyet kokuludur.. Kuzey, bu insana doğası, tarihi, iklimi ile lütuftur. Bu insanın da görevi kendisine bahşedilen bu lütfu ülkesine kat katıyla yaratacağı kalkınma ile sunmasıdır..

Öncü devlettir.. Gelip gidecek olan iktidarlardır.. Ya bu adada yüzde 29’luk topraklarda  cemaat esamesinde kalıp eriyeceğiz ya da   ayaklarımızın altına serili bu toprakları tırnaklarımızla kazıp yeniden Var olacağız…

 


KISACA TAKILDIĞIM: (NECATİ TAŞKIN’I RAHMETLE ANIYORUM.)

Bugünü yaratan geçmişimizin insanlarıdır. Onların arasında destansı mücadeleleriyle Türk halkına mal olmuş niceleri vardır. Ne var ki gitgide “unutuyoruz!”  Belki vefasızlıktan belki tümü bir araya gelmiş bizi sürekli sıkboğaz eden sorunlardan dolayı olmalı, bazılarının ölüm yıldönümlerini de atlıyoruz.. Vefasızlık olmasa da istemeden vefasızlığa düşüyoruz.

Nitekim ilk ve büyük sendikacılarımızdan Necati Taşkın’ı da geçen yıllar içinde böyle unuttuk. (Neyse ki mezarı başında anıldı.)  Onunla sadece ikimizin bazı akşam yemeklerinde baş başa vurup (yarenlik değil) dertleştiğimiz akşamlarımız olduydu.  Yırtıcı, tuttuğunu kopartan sendikacı gider, yerine dokunsanız ağlayacak hassas Necati Taşkın gelirdi.. Allah’tan rahmet dilerim.