Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 31. kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz. 1974’ten sonra önce “Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi”ni oluşturmuştuk. Ardından da “Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni…”
KKTC ise tamı tamına rahmetlik Denktaş’ın siyasi tasarrufuydu. Çünkü Rum Yönetimi BM’den tek yanlı karar çıkartarak adanın tek egemen devleti oluşunu tescil ettirdiydi. Bunun üzerine toplanan Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi 17 Haziran 1983 tarihinde “self determinasyon hakkı” ile ilgili bir karar çıkarttı. Aslında Türk tarafı Türkiye’nin güvencesine karşın, 1974’ten sonra adanın tek Devleti olarak kabul gören Rum Yönetimi karşısında siyasi yönden hem çok çaresiz hem de rahatsızdı.
Baskılara daha fazla dayanılamayacağı o son reddede rahmetlik Denktaş, Güney’in Rum Devleti’ne “Kuzey’in Türk Devleti” ile cevap verme kararını alır ancak bunu sadece çalışma arkadaşları bilir.
KKTC’NİN İLANI: KTFD’nin Meclisi’nde 40 milletvekili vardır. 15 Kasım 1983’te Meclis toplanır ve oy birliği ile KKTC’nin ilanı kabul edilir. Bu kabulün ardından bir de “Kuruluş Bildirgesi” hazırlanır. Ve “BM ilkelerine bağlılık, barış ve istikrardan yana oluş, ülkelerle dostane ilişkiler, İslam ülkeleri, Commonwealth ve bağlantısız ülkelerle iyi ilişkiler” gibi bir devletin kapsama alanı içine girecek tüm unsurları içeren beyanname dünyaya duyurulur. İlk aşamada Pakistan Afganistan gibi ülkelerin bizi tanıyacağı umudu var ancak gerçekleşmez! (Tabii ki KKTC’nin ilanı Ankara için de sürpriz olur. Kenan Evren Cumhurbaşkanıdır. Turgut Özal’ın Anavatan Partisi Kasım 1983 seçimlerinden birinci parti olarak çıkar. Özal 6 Kasım’da Başbakan olur. Denktaş Türkiye’deki bu siyasi değişim olayını zamanlama açısından iyi değerlendirir ve 15 Kasım’da KKTC’yi ilan eder. Turgut Özal şaşırsa da KKTC anında Türkiye tarafından tanınır. Hemen ardından Kurucu Meclis oluşturulur. Falan…
15 KASIM 1983’TEKİ GELİŞMELER DEMOKRATİK VE İBRETLİKTİR: Ben bu büyük tarihi olayı Kıbrıs Türk halkının sadece toprakları için savaşıp, özgürlüğü için şehit olan karakteristik yönü ile değil, “bir devlet kurabilecek fikre ve fiziki güce de sahip olabileceğinin ispatı olarak değerlendiririm. Nüfusumuz tutun ki o dönemde 2 yüz binlerde seyretmektedir… Belki Kıbrıslı Türkler olarak çok daha az! Ve “etnik Türk halkı” sadece 1974’leri yaratmaz. Devletini de kurar, Kurucu Meclis’ini de oluşturur, sonrasında Anayasasını da yapar… Ve “ben devletim” der!
BU KONUYU ÇOK TARTIŞTIK. “Ben devletim demekle devlet olunmaz!” Hâlâ tartışıyoruz çünkü Kuzey’deki beceriksizliklerimizin kefaretini kurduğumuz devlete yüklemeye çalışıyoruz! Veya çalışıyorlar!
Çünkü 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarını unutamayan ve devlet olmayı kafalardaki ideolojileriyle bağdaştıramayan “kesimler” sanki o Cumhuriyeti Makarios değil, Dr. Küçük yahut Denktaş yıkmış gibi sonlandırılamayan bir siyasi hesaplaşma haline sokarlar! Ve o tartışmaları bugüne kadar sürdürüp getirirler!
O KADAR Kİ: Bu kesimlerin sayesinde artık Rum Yönetimi için de “eğer bu adada geri dönüşü ön gören bir çözüm olacaksa bu 1960 Kıbrıs Cumhuriyetine dönüş olmalıdır” yargısı hakim unsur haline gelir! Yani “sürekli Rum Cumhurbaşkanı altındaki Merkezi hükümet etrafında yüzde 30 Türk yüzde 70 Rum (veya daha azı) oranlarına dayalı yönetsel paylaşımla, isteyen her Kıbrıslının kendi mülküne, yöresine dönmesi, uluslar arası ilişkilerde tek devlet temsiliyeti ve tabi tek yurttaşlık… Kısaca “Rum çoğunluğuna dayanan üniter bir Kıbrıs!”
O ZAMAN NEDEN 31 YILDIR KKTC’NİN KAHRINI ÇEKİYORUZ? KKTC’yi Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüş için mi kurduktu?
Evet! Çünkü son müzakerelere bunu kabul ederek oturduyduk! Hatırlayın: Tek egemenlik, tek uluslar arası temsilliyet, tek yurttaşlık ilkesinde! Eee, bunun neresinde KKTC?
Ve tabi bugün bir daha sormalıyız: Biz Kuzey’deki bu devleti koruyup yaşatacak mıyız yoksa ilga edip Rum’la yeni bir devlet mi kuracağız? İkincisi diyorsanız, o zaman neden birincisini yani KKTC’yi sürükleyip çekmeye çalışıyoruz? İşte masa: Anastasiadis’in önerileri kabul edilir, sorun şıp diye çözülür!
BU SERZENİŞİMİZE KARŞIN. Kurulduğu günden beridir her kesimden kakma tokat sille yiyen, “yoktur” denilen, hem siyasi hem ekonomik yönden ihanete uğrayan KKTC’ye sırt dönemiyorum! Ve kuruluşunun 21. yılında KKTC’ye “selam” yola devam diyorum.
**********
Kısaca takıldığım: (AB budur!)
Dünkü “Köşemde” sordumdu: “AB niçin Güney’i üyeliğe alırken Türkiye ile KKTC’yi dışta bırakacak politikalar üretiyor?” Ve yıllar öncesine giderek AB’nin gelecekteki Türkiye’ye nasıl bir model biçtiğini, bunun için nasıl çalıştığını bazı somut belgelerle ortaya koymaya çalışmıştım. Ki Afganistan, Yugoslavya, İran’ın Şahlıkları gibi modellerdi onlar! Dolayısıyla “bugün AB Parlamentosu’ndan bir kez daha Türkiye aleyhine karar çıkacaktır” demek gereğini bile duymadıydım! Çünkü çıkacaktı! AB’nin Türkiye karşısındaki misyonu buydu!
FAKAT: Ayni AB için Suriye’den kaçıp Türkiye’ye sığınan bir buçuk milyon göçmenin kıymet’i harbiyesi yoktu!
AB Irak’ın Kuzey’indeki PYD için NATO’yu bile harekete geçirebilirdi ama şu sıralarda yerle yeksan edilen Halep için kılını bile kıpırdatmazdı!
Türkiye’deki Kürt için vardı ama Alevi’si için yoktu!
Dahası Kıbrıs’ta AB her zaman Rum liderliği ile el ele kol kola hareket ederek hatta müzakerelere müdahil olmayı isteyerek hareket ederken Türkiye’yi de 1974 Harekâtı ile mahkûm edecek kadar yanlı davranabilirdi! Gözleri ne Taşkent ne Atlılar ne de Muratağa katliamlarını görmeyebilirdi!
Ve şimdi de bu AB, Parlamentosu’nu toplayıp, Allah’ın denizini kendinden gelin kendinden Güvey sahiplenip parselledikten sonra “burası benim Münhasır Ekonomik Bölgemdir” diyen Rum’u aklayıp paklamak için Türkiye’yi suçlu sandalyesine oturttu! AB budur!
**********
KKTC’ye ancak inanç konursa sahip çıkılır
KKTC’nin Kıbrıs Türk Diyabetliler Derneği KKTC’de her yıl bin 400 kişinin diyabet hastası olduğunu açıklıyor…
KKTC’de her yıl üç yeni lösemi vakası yaşanıyor!
KKTC’de yılda 250-300 iş kazası oluyor bunların 6-7’si ölümle sonuçlanıyor!
KKTC de son 10 ayda trafik kazalarında 24 kişi ölüyor!
KKTC’de ölenlerin yanı sıra her yıl kanser vakaları daha çok artıyor! Son zamanlarda Alzheimer de artışlar gözlemleniyor!
KKTC’de on ayda 300’e yakın kişi uyuşturucu nedeniyle tutuklanıyor! Bu tutukluların yarından fazlası Bonzai kullanıyor! Vesaire…
KKTC BU MUDUR? Böyle mi olmalıdır? Hastalıklardan kırılan, uyuşturucu belasında savrulan, trafik kazalarında ölürken öldüren, kanser gibi çaresiz hastalıkların pençesinde kıvranırken ölmeden ölen, diyabetiğe yenik düşülen, Gencecik insanları panik atak depresyonlarına kapılan…
NEDEN? Hepsinin de felâket olarak adlandırıldığı bu hastalıklarla sendromlar neden küçücük nüfusumuza karşın bu kadar çoklar? Neden çok hasta oluyoruz, trafikte ölüp öldürüyoruz, uyuşturucu kumar belalarından dolayı sersefil hayatlar yaşıyoruz!
İKİ OLASILIK VARDIR: Ya gelişmiş ülkelerde olduğu gibi “refah ve istikrar” nedeniyle insanlar tek düzelikten kendini kurtarmak için “aykırılığa” yöneliyorlar…
Yahut da insanlar içinde boğuldukları “darlıklarla düzensizlikler, istikrarsızlıklarla kısır siyasi çekişmelerden dolayı bunalıma düşüyorlar!
“BUNALIM:” isyandır! Başkaldırıdır! Adam sendeciliktir! Dikkatsizlik, aldırmazlık, inadına yanlışa prim vermektir! Hatta intihardır, hayata nanik çekmektir! Ve sorunlarımız işte bu “bunalımlardan” dolayıdır!
ÇÖZÜM: “İç barış” diyoruz! İnsanlarımızı özellikle gençlerimizi kavgaya, kamplara, bunalıma yönlendirecek siyasi ve ekonomik teşviklerle değil; Devlete inançla, bu topraklara çakılıp kalacağımızla motive etmek zorundayız. Yoksa bir kuşak sonra kendi kendimizi yiyen canlılar sınıfına intikal ederken ya Kuzey’i Rum’a tavla edeceğiz, yahut emrindeki kulları durumuna geleceğiz!
































