Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu süreç farklı…

Önceki gün Cumhurbaşkanı Akıncı hem medyadan seçtiği kişilerle, hem de Bakanlar Kurulu ile bir araya geldi ve “Bilgi alamıyoruz” endişelerini gidermeye çalıştı…

Bu kadar zamandır beklenen iki toplantının aynı güne sıkıştırılması, bence Cumhurbaşkanı açısından olumsuzdu. Gazeteler hangisini yazacaklarını şaşırdılar. Cumhurbaşkanlığı katında, organizasyon, bilgilendirme, çalışma düzeni konularında bir tecrübesizlik olduğu göze batıyor. Kendi kendilerine gündemi böldüler. Her bir toplantının yapacağı etkiyi yine kendileri azalttılar…
Bu Cumhurbaşkanı’nın değil, ekibinin işi aslında. Bence de ilk günden sınıfta kaldılar…
Kendi bilecekleri iş…
Esas konu, müzakerelerin başladığı günden itibaren yükselen mırıltılar…
Annan Planı’nı neredeyse gözü kapalı kabul eden Kıbrıs Türkü bu defa temkinli. Kim ne derse desin, hava, geçen defaki gibi olumlu başlamadı…
Bunun temel nedeni bence, Annan Planı görüşmeleri başladığında, Rauf Denktaş’ın sürecin içinde olmasıydı. Birçok adımda Denktaş da vardı, Eroğlu da. Özellikle kapıların açılmasının, insanların evet demesine katkı yaptığı kesin…
Her ne kadar Denktaş bir süre sonra net bir şekilde “hayır”ını açıklamış olsa da, vatandaş kararını çoktan vermişti ve o saatten sonra değiştirmek mümkün değildi…
Belki en beylik söylemdir ama bence gerçektir ve göz ardı edilmemelidir ki, verilen sözlerin havada kalması ve aldatılmışlık duygusunun bu defaki sessizlikte rolü büyük…
Akıncı, tepkisel oylarla iktidara geldi. Ne yapacağı ne söyleyeceği belliydi. Ancak galiba süreç tahminlerden hızlı gelişti…
Rum basınından gelen haberler ortalığı bulandırdı. Çünkü o taraftan da bu kez “oldu-bitti” sesleri gelmeye başlamıştı. Hatta yine bu defa belki tarihte ilk kez Rumlar, özellikle mülkiyette birtakım şeyler koparttıklarını açıklamaya başladılar.
Bunu gören bir kesim tedirgin olurken, Akıncı’nın siyasi kankaları olarak bilinen bir diğer kesim, Rum basınıyla aynı frekanstan konuşmaya başladı. Bu da endişeleri bir o kadar daha arttırdı.
Kudret Özersay’ın, tecrübeli ve güvenilir bir kişi olarak yaptığı yorumların da, vatandaşı düşünmeye sevk eden bir etkisi olduğunu da söylemek lazım…
Malum geleneksel anlaşma karşıtlarından hiç bahsetmiyorum. Ancak onlar da halkın sessizliğini gördükçe, dozajlarını arttırdılar…
Son olarak, siyasette yalnızlaşan ve bunu kendisi de itiraf eden Serdar Denktaş’ın çıkışları dikkat çekti. UBP’nin hükümette olması, kendi partisinden kopan bir takım kişilerin özellikle Türkiye kökenlilerin hakları diyerek yola çıkmaları, Serdar Denktaş’ı eski orta yolcu görüntüsünden uzak bir noktaya çekmiş gibi… Sanki aleyhteki kampanyayı sahiplenmeye çalışır bir görüntü veriyor yaptığı açıklamalarla…
Diğer taraftan, daha bir kaç hafta evvel, hükümet kurma çalışmaları sırasında, CTP hükümet için UBP ve DP'nin kapılarını çaldığında, masaya koyduğu konulardan birisi de Kıbrıs konusu ve Akıncı’ya çözüm için destekti. Serdar Denktaş tüm bunlara evet dediğini, hiçbir konuda ayrı düşünmediklerini söylemişti. Bu da ayrı bir durum…
Her neyse, Cumhurbaşkanı’nın öyle söylendiği gibi tavizleri arka arkaya sıralayacağı, bugüne kadar kabul edilmiş parametrelere ellenmesine izin vereceği düşüncesinde olmasam da, dıştan bakmaya çalıştığımda, bu havanın geçmiştekilere benzemediği görüşümde ısrarlıyım. Sonuçta bir referandum olacağına göre, halkın nabzını tutması gerekenlerin, halktan gelen mesajları doğru bir biçimde almaları gerektiğini düşünürüm…

 

YERİN KULAĞI VAR

BİRAZ CESARET:
Geçtiğimiz günlerde adaya veda eden Türkiye Büyükelçisi Akça, 2014 Durum Raporu’nda şöyle diyor; “Kamunun ödediği maaşlara dayalı yürüyen ancak etkinliğini yitiren kamu ağırlıklı ekonomiden, turizm ve yüksek öğretim sektörlerinin öncülüğünde reel sektör odaklı ekonomiye geçiş umut verici olmuştur”… Biz daha fazlasını söylüyoruz. Tarımdan da, hayvancılıktan da çıksın artık devlet. Dün de yazdığım gibi, koskoca Sovyetlerin sürdüremediği yapıyı, 21. yüzyılda devam ettiren bir biz kaldık dünyada. Sebep, her zamanki popülizm illeti…

ŞİMDİ Mİ AKLINA GELDİ:
Hasan Taçoy, DP-UG’nin iktidar döneminde unuttuğu sağda birlik söylemine yeniden döndü. CTP ile hükümet ortağı iken bırakın sağda birliği, UBP’ye demediğini bırakmayan Taçoy’un, şimdi kalkıp da UBP’yi CTP ile hükümet kurdu diye eleştirmesi ve sağda birlik çağrısı yapması ne kadar ciddi olabilir ki…

GÖÇ ZATEN BAŞLADI:
Güzelyurt Sivil Toplum Platformu temsilcileri, taviz söylentileri yüzünden herkesin huzursuz olduğuna dikkat çekerek, “Bir daha göçmen olmak istemeyiz… Güzelyurt’u terk etmeyeceğiz” dediler. İyi de Annan Planı döneminde en yüksek “evet” oradan çıkmamış mıydı? Güzelyurt’u terk etmeyeceğinizi söylüyorsunuz ama şimdi de Güzelyurt, her gün yaşanan göçlerle yok olmuyor mu?..

NE DEMEK İSTEDİ:
Ekonomi, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sunat Atun, Anavatan Türkiye’nin gücü ne kadar artarsa, KKTC’nin de ekonomik ve siyasi gücünün o ölçüde arttığını söyledi. Acaba Sayın Atun, “Öyle olunca bize gönderdiği paralar da aynı oranda artar” mı demek istedi acaba…

OSAM’IN DAYANDIĞI DAL KOPTU:
Siyaseten DAÜ Rektör Vekilliği’ne atanan Necdet Osam, koltukta kalabilmek adına siyasilere gülücük, rakiplerine ise sopa gösteriyor. Son Bakanlar Kurulu’nun aldığı karar ile DP-UG’li tüm yönetim kurulu üyelerinin görevlerine son verildi. Bu durumda DAÜ Vakıf Yönetim Kurulu’nun da görevi bitmiş olduğundan, Osam’ın tek dayandığı “dal” da kırılmış oldu. Kısa dönem rektörlüğü süresince DAÜ’ye verdiği zarar da artık biter…

HANGİ AKLA HİZMET:
Bir grup eczacılık öğrencisi çıkarılan yeni tüzükteki “iki eczane arasında 350 metreden daha az mesafe olamaz” maddesinden dolayı Sağlık Bakanlığı ve Başbakanlık önünde eylem düzenledi. Peki ne istiyorlar, her sokak başına bir eczane mi açılsın. Dünyadaki örneklere bir bakın… Ama onlar da haklı eğitimde plan program olmayınca, her yıl bilmem kaç bin öğretmen, eczacı, hukukçu mezun olunca, olacağı budur…

 

ZİRVEDEKİLER
Özkan Yorgancıoğlu: “Değişim yapmak istiyorsunuz ama kamudaki sendikaların direnciyle karşılaşıyorsunuz. Mesela maaş artışı konusu. En üsttekiler fazla alıyordu bunu değiştirdik. Ama sendikalar karşı çıkıyor. Neden? Çünkü sendika başkanları bakanlar kadar maaş alıyor mesailerle da ondan! Kamudaki sendika yöneticileri siyasileri eleştiriyor koltuktan kalkmaz diye ama merak ediyorum hangi sendika başkanı kaç yıldır başkanlık yapıyor? Kendi konumunu sorgulatmıyor ama karşıdakini sorgulatıyor!..”

DİPTEKİLER
Kıb-Tek: Hem dünya standartlarına göre en pahalı elektriği kullanacaksınız, hem de “zam yapmazsanız ülkeyi karanlığa boğarız” diye tehdit edileceksiniz. Diğer taraftan elektriği üretip dağıtan kurum çalışanlarının ülkenin en yüksek maaşlarını çektiğini, elektrik faturası dahi ödemediklerini bileceksiniz… Ya sabır…