Nasıl değişecek?
Kıbrıs Türkü’nün ana sorunu bellidir.
Çözümsüzlük.
Çözümsüzlüğün yarattığı statüko ise siyasetten başlayarak her alanda kamu kaynağının, yani ortak kasamızın pervasızca kullanılmasına, bir başka deyişle “har vurulup, harman savrulmasına” neden oluyor.
Müstahakkımız mı?
Evet…
Neden evet?
Çünkü bu statükonun değişmesi kimsenin işine gelmiyor da ondan.
Bir kere hayatın her alanında seviyenin yukarıya çıkacak olması, “siyaset bezirganlarının” işine gelmiyor.
“Siyaset bezirganı” dedimse aklınıza hemen Meclis’teki 50 mebus gelmesin.
Binlercesi var.
Mesela hangi parti iktidardaysa onun yanında yer alanlar.
Kamuda işe girmek adına her türlü benliğini unutanlar.
Hak, adalet, liyakat, iş bilme gibi mevzuları ayaklar altına alanlar.
Yani adaletsizliğin sürmesi için siyasetçi ile iş birliği yapanlar…
Hepsi suçlu.
Kamuda iki sokum terfi, 3 kuruş daha fazla maaş için atmadık takla bırakmayanlar…
Biz onlara “Pıncır” diyoruz, siz “taklacı güvercin” diyebilirsiniz…
Yargıda, poliste…
Hukukun sağlanması gereken merkezde “kalitesizliğe” oynayanlar.
Siz de bu çarkın içindesiniz.
Üç adım yeter
Yaşadığımız bu garabet düzenin değişmesi için maalesef yetki yine siyasetçilerdedir.
Yani “statüko halkasını” oluşturan düzeni en çok sevenlerde.
Üç adım yeter…
Siyasi Partiler Yasası…
Seçim Halkoylaması Yasası…
Kamu Reformu…
Ötesi yoktur.
Basit dokunuşlarla, “çözüm olana kadar” hakça bir düzen yaratılabilir.
Tabii “bezirganlar” isterse…
Ha Burnei Sultanlığı ha KKTC
Daha önce de söyledim, yine de söylerim…
Bizim ülkemizdeki kaynaklar “Burnei Sultanlığı”nda vardır ancak.
Neden mi?
Başarısızlığın bu kadar ödüllendirildiği…
Beceriksizliğin makam sahipliğine neden olduğu…
Adaletin kurumlara yerleşmediği…
Üretimi olmayan kamuya sınırsız kaynak akıtıldığı…
Üretimi özendirmeyen, öğretmeye dayanmayan sendikal düzenin kurulduğu…
Bir de bunun için “Karun’un hazinesinin” kullanıldığı başka bir ülke var mı?
Ülkeyi yönetme iddiasında olanlar olmayanın kaynağı dağıtmakta…
Üzerine bir de, “Türkiye nasıl olsa öder” demekte.
İlginçtir, Türkiye de ödemekte…
Kamu dışı daha beter
Kamu bankalarının nasıl kullanıldığı…
İhalelerin nasıl peşkeş çekildiği…
İhale oyunları ile hatırlı müteahhitlere nasıl para aktarıldığı…
Kumarhaneler mahareti ile siyasi partilerin nasıl beslendiği…
Kamu kaynaklarının hatırlı “bağışçılara” nasıl peşkeş çekildiği…
İş adamı- siyaset arasındaki çarpık ilişkiler…
Hiçbiri sır değil…
Toplumun kanını emen bet ofisleri ile ilgili çarpık mekanizmayı anlatmama gerek yok.
İş adamının vekil belirlediği, bunun için milyonlar ödediği bir döneme giriyoruz…
Nasıl düzelir?
Çözümle elbette düzelir…
Ama çözüme kadar bu kan emiciliği seyretmek de insanın midesini bulandırıyor.
Basit dokunuşlarla, statükonun belini kırabiliriz.
Bu irade CTP’nin geçmişinde var.
Ama hükümetteki “öteki CTP” bunu başarır mı?
UBP ve DP’den böyle bir beklentim yok.
Ama toplumun var.
Mehmet Harmancı’nın Lefkoşa’da seçim kazanması ile ayaklanan bir seçmen var.
İrade iki dudak arasından çıkmış, beyne yerleşmiştir.
Bundan ders alanlar, gelecekte var olacak.
Değişimi sağlayanlar, siyasetlerini geleceğe taşıyacak.
Ders almayıp statükonun nimetlerinden faydalanmakta ısrarlı olanlar, statüko ile birlikte bitecekler…
Çok zaman kalmadı…
Kanas etrafında şekillenmeler
Güzelyurt’a bağlı Gayretköy’de Kanas marka bir silah bulundu.
Kanas ile atış yapmadım ama atış eğitiminde bulundum.
Askerliğimi yaptığım Özel Görev Kuvveti Komutanlığı’na 1996 yılında gelmişti.
Bordo bereliler eğitimi yanında atışını da denemişti.
800 metreden tam isabet…
Yaklaşık 1 KM…
Dereboyu’nu düşünün…
Bir uçtan diğer uca…
Peki, özel bir şahıs bunu adaya nasıl sokar…
Zannımca 2006’da adaya girdiği hesap edilen Kanas için mutlaka sivil- asker ilişkisi vardır.
Aksi halde adaya gelemezdi.
Bunu bir yere not edin…
Neden geldi peki?
Polis bunu çok iyi biliyor.
Elinde ifadeler var. Silahın varlığından haberdar Güzelyurt Polis Müdürlüğü defa defa Gayretköy bölgesinde arama yapmıştı. Hatta şu anda bulunduğu söylenen dere yatağı da dahil.
Kanas ile birlikte adaya 4 Kalaşnikof ve 2 adet Law silahı da girdi.
Bu ihbar da polisin elindeydi. Law… Şaka değil. Askerliğim döneminde Law kullanma eğitimi de aldım, test atışını da yaptım. Ağır tank imha silahı.
O demir yığınını bir atışla yok edebileceğiniz bir silah Law.
Biri Yücel Erol tarafından, bir gece kulübüne sıkıldı. Kullanıldı yani.
Diğerinin akıbetini bilmiyoruz.
Dört adet Kalaşnikof polis tarafından bulundu.
Nasıl?
İhbar üzerine dense de… Silahları getirenle pazarlık yapıldı. Güzelyurt bölgesindeki kerpiç bir bahçe evine bırakıldılar. “Polis de aramalarda buldu.”
Geriye bir Kanas kalmıştı.
Uzun menzilli suikast silahı.
O da bulundu.
Hem de defalarca arama yapılan dere yatağında, Gayretköy’de…
Yücel Erol’un ölümünün yıllarca sonrasında…
Ve dikkat…
Güzelyurt Polis Müdürlüğü devre dışı…
İhbar Lefkoşa Polis Müdürlüğü’ne yapılıyor, aramaları Lefkoşa Polis Müdürlüğü yapıyor, silahı buluyor.
Yücel Erol’un öldürülmesinde bu silahın varlığının etkisi nedir?
Kafamı kurcalayan soru budur.
Ve evet, Eroğlu’na suikast iddiasını devre dışı tutmuyorum. Olasılıklar içerisindedir.
Cezaevinden dışarıya Kanas ile ilgili iddialar sızıyor.
Yücel Erol’u öldürdüğü gerekçesi ile hapiste yatan üç kişi de savunmalarında, “Biz Yücel’i öldürmeseydik, o bizi öldürecekti” demediler mi?
Dediler.
Durum karışık. Çok bilinmeyenli bir denklem gibi görünse de, her olasılık mantığa aykırı gelmiyor.
Ama demokrasilerde bu böyle olmaz.
Hele demokratik hukuk devletiyseniz…
Faili meçhullere yer olmamalı.
Sorular basit, cevaplarını da Polis Genel Müdürlüğü’nde mevcut:
– Kanas nasıl geldi?
– Ne için kullanılacaktı?
– Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ismi neden telaffuz ediliyor?
– Kanas operasyonunu neden Güzelyurt değil de Lefkoşa Polis Müdürlüğü yaptı?
– Kanas ihbarını kim yaptı?
– Polisle kimliği gizlenen birileri arasında pazarlık var mı?
Soruları daha da uzatabilirim. Ancak, adaletin yerini bulması adına soruların cevabı önemlidir.
Polis Genel Müdürlüğü “Kanas’ı buldu, başarılıdır” demek, mümkün ama soruların cevaplanmaması bu başarıyı gölgede bırakır.
“Bir yerlerde, Kanas üzerinden bir senaryo pişiriliyor” endişem yüksek.
Toplum adına bu soruları sormak hakkım.
Bekliyorum.
































