Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu şekilde olur mu?

Sabah erken kalktığımda, yakınımızda bulunan ilkokuldan öğrenciler tarafından “andımız” okunuyordu:

“Türküm, doğruyum…”

İmamlar büyük tepkilere rağmen kaldırmışlardı “ant” ı.

Irk temelli bir ant’ın, hele de birçok etkin kökene bağlı topluluğun yaşadığı bir coğrafyada gereği var mı?

İmamların bu meseleyi ortadan kaldırmalarının gerekçeleri “cumhuriyete karşı rövanş” ruhu olabilir ya da neyse.

Çünkü bunların Kemalist milliyetçilikten daha öte dinci bir gericilik içinde oldukları ortada.

Askeri kışlalarda yemek duasını kafa takan bir anlayış…

Zaten üstünde durulması gereken de bu olmalı.

Bir milliyetçilik başka bir bağnazlığı doğurmuş; bu düzeyde kimse önünü göremiyor.

Türkiye basınına bakıldığında ulusalcı yazarlarla, gerici, yobaz, dinci yazarların aynı sertlikte oldukları görülür.

Kimse bulunduğu yeri sorgulamıyor; bir adım ne ileri ne geri atıyor!

Kütüphanesinin bir kısmını saraya bağışlayan İlber Ortaylı “Türkiyeli” diye bir şey yoktur diyor. Bunu bir örnekle açıklayıp “Ben Türkiye’de doğmadım belki burada da ölmeyeceğim ama Türk’üm.” diyor!

“Amerikalı” diye bir kimlik hatta bir “ulus” yok denilebilir mi?

O ulusun içinde Amerikalı bir İtalyan ya da bir siyah ne desin?

Türkiye’den gelen birine “Türkiyeli” misiniz dendiğinde birçoğunun garibine gidiyor bu.

Türküm diyor.

Doğrudur, Türkiyelilik yerleşmemiş…

Elbette herhangi birinin Türklüğünü inkara gerek yoktur hatta o milletin üyesi olmaktan övünç duymak da mümkün.

Konu o değil, bir kimliği terk etmek ya da bastırmak değil.

Bir ülkede belirli baskın bir ulus bile olsa, onun, aynı ülkede yaşayan diğer başka etnik kökendeki halk veya toplulukların üstünde baskı unsuru olmaması; üstünlük kurmamasıdır mesele.

İngiltere’de İngiliz ulusu vardır anacak diğer etnik toplulukların kimlikleri baskı altında değildir.

Bir Kıbrıslı Türk İngiltere vatandaşı olabilir ama İngiliz olmaz.

Bir Hintli de öyle…

Aslolan bir toprak parçası içinde insanların, nereden gelirlerse gelsin, hangi etnik kökene sahip olurlarsa olsunlar, çok uluslu, çok halklı, çok toplumlu falan, birlikte ahenk ve uyum içinde yaşamalarıdır…

Türkiye’de soyadı kanunu 1934’te çıktı.

Türk isimleri dışında diğer isimler “Türkleştirildi.”

Bir Ermeni’nin adı Şişmanyan ise Şişmanoğlu oldu.

Bir Kürd’ün adı Zir ise soyadı olarak ona Deli adı verildi.

O kimse Zir Deli olarak çağrılır oldu!

Bu aşağılamalar yanında Türksoy, Ateşsoy, Göksoy, Merttürk gibi Türkleştirmeye yönelik bir hayli soyadları verilmiş Kürtlere…

Halbuki adı üzerinde; Soyadı.

Ne demek?

O kimsenin hangi soydan geldiğine işaret.

O zaman ne yapılmış oldu?

O toplulukların soyları eritilmeye çalışılıp başkalaştırılmak istendi…

Geçenlerde The Guardian gazetesinde bir haber vardı.

Türkiye’de 70 Bin üzerindeki insan soyadlarını değiştirmişler.

Bu soyadları arasında en çok olan isimlerden biri Deli ismi!

Diyeceğim, cumhuriyetin ilk dönemlerinde Türkleştirme politikası güdülerek, (yer isimleri de dahil) diğer etnik kökene ait unsurlar için asimilasyon uygulanmıştı…

Bugün oldu aynı kutuplaşma bütün sertliği ile sürüyor.

Dinciler bir taraftan, ulusalcılar bir taraftan, Kürtler bir taraftan.

Bu arada Kürt unsurların politikalarının da eleştirilip irdelenecek bir sürü yanı vardır ama konumuz bu değil…

Hiçbir taraf bulunduğu yerden bir milim gerileyip ilerlemeyecekse,

Bu şekilde ahengin, uyumun, huzurun sağlanması mümkün mü?

Bütün bunlar Kıbrıs’ı ne kadar ilgilendirir denebilir?

Olur mu?

Aynı kafa karışıklığı burada da mevcut.

Güneyinde de kuzeyinde de…