Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu haftaki bazı gelişmeler…

Bu hafta içinde, Havadis Gazetesi’nin manşetten dikkat çektiği önemli bir saptama, Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi kararlarına göre suç oranının özellikle Lefkoşa’da ne kadar yükseldiği ile ilgilidir. Önemli bir sosyal bozulma nedeni olması dolayısıyla ilgili makamların bunun nedenlerini inceleme ve ortadan kaldırma yönünde yoğun çabaların sarf edilmesi gereğini ön plana çıkarmaktadır. Son altı ay içinde alınan mahkeme kararları içinde uyuşturucu konusunun % 32’yi teşkil etmesi, ne kadar yaygın hale geldiğini dehşetle göstermektedir.
Suç kaynaklarının araştırılması ve küçük yaştaki çocuklara kadar yayıldığı haberleri sürekli olarak basın tarafından da dile getirildiği gibi bazı yetkililerce de ifade edilmektedir. Bu hususlar çocukların eğitimi ile birlikte, okul çevrelerini saran bu suç şebekelerinin okul idareleri ile polis işbirliğinde sürekli takibi kaçınılmazdır. Ve ayrıca ailelerin çocuklara yakın ilgi göstererek yönlendirmeleri, okul idareleri ile iş birliği içinde çocukların bilinçlendirilerek bu konudaki çabaların başarılmasını sağlayacaktır. En azından çocuklardan gençlikten bu zehrin uzaklaştırılması için yetkililerce göz açtırılmaması, yeni neslin güvenliği açısından şarttır. Hükümetlerin bu yönde projeler üretmesi aciliyet arz ediyor. Cezaların da caydırıcılığı çok önemlidir, her kararın ibret verici olması yönünde ceza yasalarında da bu konuda gerekirse değişiklik yapılması, geleceği kurtarabilir. Diğer yandan para hırsı ile çocukları ve gençliği zehirleyen suç odaklarının takibi ve saptanması daha da önemlidir. Bu suçların yaygınlaşması, bir halk bir toplum için en büyük felâkettir.
2 – DPÖ’nün 2014-2015 Hanehalkı Bütçe anketi çalışmaları çerçevesinde ülkedeki hanehalkının, tüketim kalıplarında ve harcama alışkanlıklarında zaman içinde meydana gelen değişikliklerin belirlenmesi için yapmakta olduğunu ifade ettiği çalışma, isabetli ve memnuniyet vericidir. Araya uzun süre konmadan bunun zaman zaman tekrarlanması gerekli olan bir çalışmadır. Çünkü dönem dönem hane halkının kendi alışkanlıkları ve gelir seviyelerine göre harcamaları, gelenek ve göreneklere göre ve çevre alışkanlıklarına göre değişiklikler, harcama kalemlerinin ağırlığını değiştirmektedir. Hatta aynı mal grubu içinde bile ağırlıklar bir cinsten ötekine farklılıklar yaratabiliyor. Bunu birçok yazılarımda da gerekliliğini sürekli vurgulamaktayım. Çünkü hayat pahalılığı hesaplanırken halkın çoğunluğunun harcama kalemleri nelerdir, hayatına ne oranda etki yapıyor? Ve halkın çoğunluğunun gelir seviyesi nedir? Bu gelir seviyesi ile mecbur olduğu harcamalar nelerdir? Bunlar çok önemli saptamalardır. Bu gün halkımızın yüzde kaçının asgari ücret seviyesinde ve örneğin asgari ücretin üstünde 3-4bin TL aylık gelir grubu ve yukarı doğru kademeli olarak bir gelir tablosu içinde, hangi kademede toplumun kaçta kaçı yer almaktadır? Hanehalkının çoğunluğu hangi gelir gruplarındadır? Onu da öncelikle tespit etmek gerekir. Ve bu gelir gruplarının öncelikle gıda, konut giderlerinden elektrik, su, gaz, yakıt gibi temel konut harcamalarıyla, eğitim, sağlık giderlerinin ağırlığı nedir? Diğer tercihlerine ne kadar fırsat var? Alt ve orta gelir grubu bu toplumun kaçta kaçını temsil ediyor? Bu gelir gruplarının ağırlıkları belli olmadığı sürece yapılacak çalışmalar da el yordamı olarak kalmaya mahkûm olacaktır. Çünkü gelir dağılımlarında çok değişiklikler olmakta ve gelir dağılım yelpazesinde toplumun kaçta kaçı bu yelpazenin neresindedir bilinmemektedir. Öncelikle bu yelpazenin de çıkarılması ve değerlendirmelerin hep birlikte göz önüne alınarak yapılması şarttır ve daha çok anlamlı olacaktır.
Alt ve orta gelir gruplarının tüketim ağırlıkları kanaatimce öncelikle gıda ve konut temel giderleri ile eğitim ve sağlıktır. Bunların ağırlıkları yüksektir. Diğer lüks harcamalar otel, restoran, eğlence, içki gibi daha birçok bazı daha lüks giderlerin ağırlıkları, hanehalkı gelir gruplarının ağırlıklı ortalamasına göre düşme eğilimine girmiş olduğunu tahmin ediyorum. Hane halkı tüketim harcamalarının ağırlıklarının tespiti daha rasyonel sonucun çıkmasına yardımcı olacaktır. Aksi halde fiyatların artışından yakınan hane halkları büyük çoğunluğu için, çıkan enflasyon ve hayat pahalılığı oranları hiçbir anlam taşımayabilir. Tüketim yapısı güncelleştirilirken yapılan tespitler fiyat endekslerine yansıtılırken bunlara dikkat etmek gerekir.
3-Bu hafta TL karşısında döviz kurları yukarı doğru seyretti. Özellikle dolar, TL karşısında 2.52’yi aştı. Her ay sonu TCMB Para Politikası Kurulu’nun faizlerle ilgili karar aşamasında ve sonrasında siyasi beyanatlarla çıkışmalar ve karşılıklı faiz tartışmaları, TL’yi olması gerektiğinden daha fazla değer kaybına uğratıyor. Çünkü özellikle Türkiye gibi dövize ve dış sermayeye bağlı kalkınma çabası içinde olan ülkelerde, siyasi istikrarla beraber, faiz hadlerinin enflasyona göre seviyesi de çok önem kazanmaktadır. Döviz talebi ve özellikle özel sektör dış döviz borcu yüksek olan ülkelerde ve Türkiye’de bu hassas dengeyi muhafaza etmek çok önemlidir. Ürkek olan dış sermaye tedirgin olunca dövize artan taleple birlikte kurları yukarı doğru her defasında hareketlendiriyor. TCMB bu ay 0.25 ile 0.50 baz puan faizlerde düşüş sağladığı halde, siyasi iradenin bunu az bulması ve açıktan polemik yaşanması, aynı gün içinde doları 2.45’lerden 2.50’lere, Cuma günü de 2.52’leri geçti. Ocak ayı ortalarından bu yana dolar karşısında Türk Lirası bu dalgalanmalar ve diğer nedenlerle % 9.5 civarında değer kaybetti. Sepet kurda da % 7-8 değer kaybı olmuştur. Bunun maliyeti ekonomiye daha ağır bir yük getirecektir. Halbuki bu dönemde hem dış ticaret açığında hem de cari açıkta azalma olmuştu. İthalatta Ocak ayında % 13 azalma, ihracatta da % 0.3 azalma ile dış ticaret açığı düşmüş, ihracatın ithalatı karşılama oranı geçen yıl % 65’lerde iken % 75’e çıkmıştır. Yani bu ayda daha düşük bir döviz açığı söz konusu olduğu halde, polemikler dolayısıyla piyasalarda oldukça dalgalanma yaratıldı ve TCMB, daha fazla kur artışını karşılamak için, gereği kadar piyasaya döviz satışı için günlük satış miktarını arttıracak önlemler aldı. Bu da döviz rezervlerini azaltacak bir tedbir oluyor. Piyasaların arzuladığı İstikrar ve güven ortamının sağlanması, büyüme ve ekonomide istikrar için çok önemlidir. Yaşananlar icraatlar kadar Yetkililerin söylemlerinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.