Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu Güzel Ülke Artık Helinler’in Değil Ahmetler’in Kanlı ülkesidir

Geçtiğimiz hafta tam da bugündü. Ben yayındayken gelmişti haberi. Henüz Polis Basın Subaylığı’ndan bilgi paylaşılmamıştı. “İskele’de inşaat içerisinde kadın cesedi bulundu” deniliyordu gelen bilgide. Yayında olduğumdan doğrulatma şansım kısıtlıydı. Ancak kaç defa “lütfen doğru olmasın” dedim içimden hatırlamıyorum. Nafile… Haberi bir kaç saat içinde geldi. Üstelik bulunan cansız beden 16 yaşında bir çocuğa aitti ve her şey için çok geçti.

Habercilikte ve haber algımızda belli kriterler vardır. Olaya mevzu coğrafya ile olan ilişki ya da yakınlığımızdan, kişilerle kurduğumuz empatiye kadar; duyduğumuz bir haberin bizi etkileme şiddetini değiştiren pek çok unsur vardır. Ancak bazı haberler tüm bu kriterlerin ötesinde sarsıntı yaratır. Tıpkı  Zehie Helin Reessur’un vahşice öldürülmesinde olduğu gibi. Her birimizde yarattığı derin üzüntü, endişe ve hiç kuşkusuz öfkenin tarifi yok.

Beynimize mıhlanmalı, hiç aklımızdan çıkmamalı; bu ülkede 16 yaşında bir kız çocuğu, erkek şiddetiyle hayattan koparıldı. Olayın üzerinden 30 saatten de fazla geçtikten sonra yapıldı hükümet kanadından açıklama. Yapıla-cak, edile-cek o kadar çok şeyden bahsedilen bir açıklamaydı ki o, yapılmasa daha iyiydi. Çünkü şiddetin başka türlüsünü kadınlara yönelten, Anayası’yı çiğneyen üstelik kendi önermesi ile bu makama gelen bir erkeğe, iki kelam edemeyen, kamuoyu baskısına karşın sessiz kalan ve bunu yaparak arka çıkanların cek, cakları onlara kalsın. Aslında kız çocuklarına, kadınlara bakışın arkasında tam da bu var. Yani tüm bu sessiz kalmalarınızla onadığınız; arka çıktığınız zihniyet nedeniyle bu ülke giderek kız çocukları için de, kadınlar için de maalesef daha pek çok toplum kesimi için de tekinsiz hale geliyor. Bizler toplumsal cinsiyet eşitliği diye yırtınırken konuyu anlama çabasına dahi girmeyenler için bu cinayetin ardından sorumluluk hissetmelerini beklemek ne mümkün. Sanki icra makamı değilmiş gibi yaptıkları açıklamaları kendilerine kalsın. Biz Ahmet Ünsal’a değil; Helin ve diğer çocuklara gençlere arka çıkabilecek; yanında hissettirip dara düşerseniz bana gelin diyebilecek makamlar istiyoruz. El birliğiyle yarattığımız bu sistemde 16 yaşında çocuklar öldürüldükten sonra bile samimiyet testinden geçemiyor bizim siyah makam araçlılar…

Bu da yetmezmiş gibi “haberi ilk ben verdim” çığırtkanlığı ile harmanlanan korkunç manşeti gözümüze sokup mağduru neredeyse suçlu; suçluyu ise mazlum kılacak rezalette yayınları da gördü bu gözler. Sanki yakınları yeterince acı çekmemiş gibi, bir kaç fazla tık uğruna, onlarca yıl öncesine döndü haber dili. Geçtiğimiz haftalarda homofobik yazılarıyla aşkı ayıplayan zat; cinayeti aşkla ilişkilendirmekte bir beis görmedi. Üstelik ne bir özeleştiri, ne bir özür… Bu kadarı da kendi limitlerini aşmakla açıklanabilir herhalde ancak. Yakın zamanda sahiplik yapısı değişen ve yılların Asil Nadir’inden çıkan, aynı basılı matbuatın hafta sekiz gün dokuz hükümetin başının “özel açıklama”larını yayınlaması da tesadüf olacak değil ya. Aynılar buluyor birbirini. Bizden uzak!

Giden can geri gelmeyecek, ne desek ateşin düştüğü yerdeki acı dinmeyecek. Ancak soruşturma salimen ilerleyebilsin, acılı aile o gece gerçekten ne olduğunu öğrenip suçlunun alabileceği en yüksek cezayı aldığını görerek biraz olsun huzur bulabilsin diye; artık Helin’in veremeyeceği ses olmalıyız. Bu amaçla, aile bir mektup kaleme aldı. O mektupta ülkedeki eksik gedik pek çok şeyin altı çizildiği gibi, sorumluların yapması gerekenler ve biraz olsun utanması kalmış olanların da alması gereken dersler var. Nefesim yettiğince bu konuların takipçisi olacağım. O nedenle bu haftaki yazımı ailenin mektubuyla bitirmek istiyorum. Helin için birlikte ses verelim, sesimiz hâlâ çıkabiliyorken…

Son bir not: Artık araları sıklaşan her bir travmatik olayda daha fazla emin oluyoruz ki; bu güzel ülke artık Helin’lerin değil Ahmet’lerin Kanlı ülkesidir! Böyle mi devam edecek yoksa silkelenip hep söylediğim gibi bir şeyleri kaybetmek pahasına asıl kaybettiklerimiz için mücadeleye var mıyız. Esas mesele budur!

nazar erişkin

Basına ve kamuoyuna,

 Zehie Helin Ressur’un 16 yaşında öldürülmesi bir çocuk cinayetidir. 

Bir çocuğun en temel hakkı olan yaşam hakkı elinden alındı. Helin’i, erkek şiddeti öldürdü.

 Bizler, Helin’in ailesi olarak, cinayetin işlendiği 25 Ocak’tan bu yana, acı bir şekilde gördük ki, bu çocuk cinayeti, basın organları 

tarafından hem Helin’in anısını hem de bizi rencide edecek şekilde çarpıtıldı.

 Helin’in ölümü, henüz teşhis aşamasındayken şok edici olay yeri görüntüleri medyada yayıldı. Helin’in 18 yaşındaki abisi, cinayeti sosyal medyadan öğrenmek zorunda kaldı. Bu başarılı gazetecilik değil, sorumsuzluktur. En hafif tabirle ölene ve yakınlarına saygısızlıktır.

 Bir çocuğun özel hayatı, hakkındaki bilgiler, çocuğun öldürülmesine mazeret üretircesine medyada yayıldı.

 Uyarıyoruz, mağdurda suç arayan ifadeler tehlikelidir! Masum gibi görünen dedikodular, gerçeğe gölge düşürmektedir. 

Potansiyel katillere, cesaret verebilecek ifadeler cinayetin gereken cezayı bulmasına engel olabilecek kadar tehlikelidir.

 Bir çocuk cinayeti karşısında alınacak tavır, çocukları değil, katilleri korkutacak şekilde olmalıdır.

 Bir çocuk cinayetini “aşk” kelimesiyle birlikte anmaya cüret eden medya kuruluşları hakkında hukuki yollara başvuracağız.

 Aklımızda sorular var:

Helin’in katili Sefer Altundağ bu cinayeti işlerken yardım aldı mı? Bu ihtimalin etkin şekilde soruşturulmasını istiyoruz.

Helin artık konuşamaz. Ailesi olarak o gece yaşananları hiçbir şüphemiz kalmayana kadar öğrenmek istiyoruz. Gerçeği aydınlatmak için, bu cinayet hakkında bilgi sahibi herkes polise ifade vermelidir, bu bizim çağrımızdır.

 Bu süreçte kolluk kuvvetlerini, soruşturmanın gizliliğini mağdurdan yana korumaya çağırıyoruz.

Basın organlarına çağrımızdır. Sizleri, çocuk haklarını koruyan haber yapmaya ve Helin’in sesi olmaya davet ediyoruz.

 Helin’i içine çeken şiddet sarmalı, fiziksel şiddete varan psikolojik şiddet, ‘Çocuk İzlem Merkezi’ tarafından engellenebilirdi fakat ülkemizde bir çocuk koruma kanunu yok. Taraf olduğumuz Evrensel Çocuk Hakları Beyannamesi’ne uygun yasalara, ve çocuğu koruyan bir sisteme ihtiyacımız var.

 Meclisi ve karar alıcıları, çocukların başvurabileceği merkezleri kurmaya ve işletmeye çağırıyoruz.

 Adalet istiyoruz. Suçluların en ağır şekilde ceza almasını istiyoruz. Ayrıca şiddet suçlularının topluma dönmeden cezaevinde rehabilite edilmesini istiyoruz. Başka can yanmasın istiyoruz. Yetkili makamları, şiddetle mücadele etmeye çağırıyoruz.

 HELİN’İN AİLESİ