Köşe Yazarları

Bu dava hepimizin


Siyasi soruna yönelik “politikayı” eğer toplumun önünde giden insanların mesela Cumhurbaşkanlarının, Başbakanların, Parti Başkanı ve yada siyasi partilerin, kendilerine özgü genel görüş ve tutumlarından kurtaramazsanız, “ulusal dava” haline getiremezsiniz..

Nitekim Rum tarafının siyasi soruna yönelik politikasından söz ederken sadece Anastasiadis’i anmayız. Yanı sıra Başpiskopos Hrisostomos’lu kiliseden, Ulusal Konsey’lerinden de söz ederiz. Hatta Kıbrıs sorunu etrafında benzer görüşlerde bütünleşen medyasını da ayni potaya koyarız.

Sonuçta ortaya çıkan “Kıbrıs sorununa yönelik Rum politikası, ayni zamanda “ulusal davaları”  olmaktadır.

Yani Anastasiadis gitse Yakovo gelse durum vaziyetler değişmez..

Biz bu “birlikteliği” oluşturamadık! Dahası böyle bir “birliktelik” oluşturmayı da zül saydık!

Rahmetlik Denktaş bu konuda çok çektiydi. BM’ler Milletlerde konuşurken, Genel Sekreterler kendisine “sen halkını temsil etmiyorsun” diyebiliyorlardı çünkü çünkü KKTC’den çıkan Denktaş aleyhindeki sesler ta BM’ler binasının salonlarında çınlardı!

Aslında bu garip “durumdan” ne Eroğlu kurtarabildiydi yakasını ne de  Talat!

Peki, ayni zamanda “müzakerecilik” görevi ile de kaim Cumhurbaşkanlarımız kendilerine yönelik fakat aslında Kıbrıs Türk halkının ulusal davasına zarar veren türlü çeşitli saldırılar karşısında ne yaptılar?

Hiçbir şey! İyi kötü sorunu götürebildikleri yere kadar taşıdılar ama halk katlarından gördükleri desteğin kat katı köstekle!

Çok açık seçik yazayım: Kıbrıs siyasi sorunu “partiler üstü bir ulusal davadır!” Hasan’ın, Mehmet’in “kafa yapısı” ile sürdürülemez!

Yıllarca kapalı kapılar ardında sürdürülen görüşmelerin ardından alınan kararları halkın oylaması için “hadi referabduma buyurun, ister hayır deyin isterseniz evet” gibilerinden bir siyasi kader saptaması durumuna sokmayı  da çok diktatörce bir uygulama olarak görürüm.

1960 Zürih Londra Anlaşmaları sonucunda oluşturulan Kıbrıs Cumhuriyetine de çok genç bir öğrenci olmama karşın yine öyle baktıydım. Ve “dogmatik tutumumla yani diyordum siz Dr. Küçük’le Makarios’un anlaşabileceğini mi sanıyorsunuz!”

Annan planına da öyle baktım! Kıbrıs Türk halkının malı değildi! Talat’ın eseriydi! Nitekim o planı okurken, hâlâ ürperirim!

Bugün de benzer süreçlerden geçiyoruz. Sözüm Sn. Akıncı’ya değildir. Kendileri Cumhurbaşkanı olarak gerçekten artık daha çok ihtiyacımız olduğuna inandığımız bir çözüme varmak için uğraşıyor. Fakat tek başına! Oysa bu dava “hepimizin..”

**********

KEYBEDİLECEK ZAMAN YOKTUR

Tatar Koalisyon Hükümeti de ayni! Şöyle ki: Seçimler biter, Hükümetler kurulur, plan programlarını yapar, Meclis’e sunar, oylanır göreve başlanır..

Tabi ki sonrası “icraatlardır.” Beklersiniz ki çarklar dönsün, programa uygun icraatlar başlasın.

Ki artık KKTC’nin bir gün bile geciktirilemeyecek o kadar çok sorunları var ki hükümetin başını kaşıyacağı zamanı olmaması gerekir.

Sadede geleyim.

Programını yapıp Meclis’ten güven oyu alan Hükümet  diyar diyar dolaşıp kahvelerde, salonlarda toplantılar yapıp, “halkın sorunlarını dinliyor!”

(Ki bir zamanlar böylesi toplantılara katıldıklarım olduydu. O Bakanlara Başbakanlara Bakanlara  “sorunlarını” aktaranların hakaret edercesine  nasıl bağırdıklarına tanık oldumdu da “Allah kimseyi politikacı yapmasın” dedimdi kendime!

Ki adam bağırıyordu: “Bizim köyden kaç gencimizi istihdam ettiniz. Kaç kişi yerleştirdiniz!..”

Anlıyordunuz ki memleketin davası halâ “iş, aş, para” kısaca yaşam derdiydi!)

Tatar hükümeti de gitgide bu  sorunun sarmalına giriyor. Ellerindeki programları yetmiyor, diyar diyar gezip yurttaş’ın sorunlarını dinliyor!

Oysa sorunlar ortada. Bircik bircik biliniyorlar.. Tutun ki hükümetin bu ziyaretleri “ayağınıza kadar geldik” politikasında seçmenin ilgi ve desteğini sıcak tutmak..

Ancak “işsizlik” artan nüfusla birlikte büyüyor. Çoğunluğunca da “Üniversite mezunu” gençler..

Öte yandan ayni meslek grupları da çoğalıyor.. Mesela bir ara yeni açılacak “eczahanelerin” arasında 300 metre mesafe olacak dendi galiba yasası da yapıldı ama artık yan yanalar!   Bu da “gizli işsizlik!”

Yani iş sahibi olmanın da “işsizlik sorununu” çözmeye yetmediğinin ispatı!

Öte yandan gitgide daha çok  kaygı veren bir başka sorunla da sarmalanıyoruz: “Üçüncü ülkelerden gelen üniversite öğrencileri!”

Okula devam edenler kadarı da dışarıda çalışıyorlar..

Çoğu üniversiteyi   “devamsızlıklar” ilgilendirmiyor olmalı yeter ki “harçlar” kapılsın, “benim şu kadar öğrencim vardır” reklamına yatılsın!”

(…Neyse ki bir “İkamet ve Vizeler”  yasası çıkıyor her halde ülkeye girişleri dizginleyecek  diye umut ediyoruz..)

Vesselam KKTC’de, artık TC’den akan sıcak paraların da zevahiri kurtaramayacağı bir kısır döngü yaşanıyor ki “çarşı pazarda yediğimiz kazığı anlatmadık es geçtik!”

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (ET SORUNU!)

Manşet olur mu? Olur çünkü medyada manşetlere çıkacak kadar “büyük sorun haline getirdik!”

Dün Havadis’in manşetindeydi. Yani artık manşetlik olacak kadar irileştiydi ki 21 ayda Güney’den Kuzey’e sokulmaya çalışılan kaçak etler 8 ton 844 kilo! Kaçak getirilip de yakalanmayanlar kim bilir kaç ton!

“Artık çözün bu sorunu” demekten başka yoruma gerek var mı?

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı