Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu da profesörü! (Yunanistan’ın Kıbrıs hayalleri bitmiyor!)

Geçen gün Yunan Savunma Bakanı Kammenos’un pazar günkü referandum için“nasıl ki yunan halkı 2. Dünya Savaşı’nda İtalyanlara, Kıbrıs’ta Rum halkı Annan Planı’na hayır dediyse şimdi de Yunan halkı yine ‘hayır’ diyecektir” çağrısını yorumlamıştım. Ve hayretle sormuştum. “Ne alaka!” Sonra da o alakaya yine ben cevap vermiştim: “Rum ve Yunan halkları ‘Helenizm’ ideali ile aynı yolların yolcularıdırlar. Nitekim kendisi muhtac’ı dide kaldı ki başkasına himmet ede durumundaki Anastasiadis AB yollarına düşmüş Yunanistan’ı kurtarmak için kapıları çalıyor!”

DERKEN. Bu kez de sahneye Yunanistan’la Kıbrıs’ı ilişkilendirerek “aman dikkat” diyen bir başka Yunanlı çıktı. Prof. Ioakimidis. Adam Yunanistan’ı AB’ye üye yazdıranlardan… 1981 müzakerelerindeki heyette yer almış. Diyor ki “Yunanistan’ın Euro’dan çıkması için önce AB’den çıkması gerekir! Referandumda çıkacak bir ‘hayır’ drahmiye dönüş demektir. AB’den çıkarsak gerek Kıbrıs konusunda gerekse Türk Yunan ilişkilerinde bugüne kadar sağladığımız pek çok avantaj uçup gidecektir…”
FARK ETTİNİZ Mİ? Yunanistan var olma savaşımı verdiği bu en zor günlerinde bile kendi sorununu Kıbrıs’la rabıtalandırıyor! Tıpkı vuslatı bitmemiş iki sevgili gibi…
Nitekim Ioakimidis “dikkat” çekmek gereğini duyarken, “Yunanistan’ın Euro bölgesinden ayrılmasının ne kadar yanlış olacağını dolayısıyla Çipras hükümetinin ve Savunma Bakanı Kammenos’un ‘hayır’ çağrılarına halkın itibar etmemesini” tavsiye ederken bile Kıbrıs’ı unutmuyor, adadaki Yunan ve Kıbrıs Rumlarının bugüne kadar sağladıkları çıkarları ile kazanımlarını kaybedebileceği tehlikesinden söz ediyor!
“DİKKATE” BİZİM DE İHTİYACIMIZ VAR: Müzakereler devam ediyor. En zor konular görüşülmeye başladı. “Yönetim, mülkiyet, toprak” konuları kapsamlarında büyük sorunları taşıyor. Diyoruz ki “bu başlıklarda uzlaşmak çözüme varmak” demektir.
Fakat kafamız karışıyor: Mesela Prof. Panayiotis Ioakamidis, “AB’den çıkarsak gerek Kıbrıs konusunda gerekse Türk Yunan ilişkilerinde bugüne kadar sağladığımız pek çok avantaj uçup gidecek” diyor! Sormaz mısınız? Nedir bu profesörün dikkat çekmek istediği “pek çok avantaj.” Neden müzakereler devam ederken AB ile ilişkilere dikkat çekiliyor!
Her halde hatırlamışsınızdır: Anastasiadis de AB’nin müdahil olarak masada bulunmasını istiyor! Bu gelişmelerden Rum tarafına Annan Planı’nın üzerinde ödünler verilebileceği olasılığından kuşku duymaz mısınız?
MÜZAKERELER KONUSUNDA AÇIKLAMALAR YAPILMALIDIR: Gene “gizlilik” içine saklanıldı! Oysa halk bilmelidir. Ne veriyoruz kardeşim? Ve ne alıyoruz? Herhalde müzakere masasına oturulurken halka açıklanmamış da olsa kafalarda bir plan, bir çözüm şekli vardı! Herhalde müzakerelere rastgele oturulmamıştı! Herhalde ne istenildiği biliniyordu! O zaman ve en azından “şu konularda asla ödün verilmeyecektir” açıklaması yapılamaz mı?

**********     
Dünya Mersin’e biz tersine (Çiftçi köylü kendi patronu kendi efendisi olmalı)    

Yorgancıoğlu veda konuşması yapıyor, halktan helallik istiyor, “yüzümüzün akıyla bir miras devrediyoruz” diyor…
Öte yandan yeni hükümeti kurma çalışmaları başlamış, siyasi partilere ziyaretler yapılıyor…
Para pompalama makinemiz Türkiye’de IŞİD sınırlara dayanmış mayınlar döşeyip hendekler kazıyor… TBMM, başkanını seçmek için oylama üstüne oylama yapıyor… Koalisyon hükümeti kurma arayışları sürüyor…
Yunanistan iflası oynuyor… Euro’dan ayrılma söz konusu oluyor… Dünya borsaları bu nedenle altüst olmuş dibe vuruyor…
YA KKTC’DE NE OLUYOR? Arpa kavgası! Nitekim çiftçi sokaklara dökülmüş, Başbakan veda konuşması yaparken arpanın taban fiyatının yükseltilmesini istiyor! Hadi dünyanın halleri bizi hiç ilgilendirmiyor! Ki tanınmış devlet olsaydık bu krizler nedeniyle ilk batacak“ülke” biz olurduk. Maşallah ne gidecek hükümet umurumuzda ne dünyayı saran yangın!
Elbette köylünün çiftçinin desteğe ihtiyacı vardır. Ancak “zamanlama” denen bir de akıl muhasebesi vardır. Kaldı ki artık Çiftçinin de hayvancının da patatesçinin de narenciyecinin de “üretirim devlet alsın satsın” zihniyetinden vazgeçmesi gerekmektedir!
Artık çiftçi, köylü, hayvancı, bahçeci kendi üretiminin sahibi, efendisi, patronu olmalıdır!
Kendi üretip, kendi fiyat saptayıp kendi pazarlamalıdır.
Evet devletin desteği devam etmelidir ama binlerce dönümlük tarlaları nadasa bile bırakmadan her yıl ekip “olursa hasattan olmazsa kuraklıktan” kazanırım açıkgözlüğüne yatılmamalıdır…
Ve artık çiftçi, köylü, esnaf, zanaatkâr kooperatifleşmelidir. Kendi patronu, kendi efendisi olmalıdır. Devlete avuç uzatan memurlar gibi “bizi yaşat var et” diyen bir zümre olmamalıdır!
Artık kooperatifleşen üreticilerin nasıl daha çok ürettiklerini, nasıl daha çok kazandıklarını, nasıl daha istikrarlı ortamlar sağladıklarını görmeleri gerekmektedir…
Ha “yollar” mı? Demirel yürümekle aşınmaz derdi! Fakat devlet aşınır! Nitekim Yorgancıoğlu’nu böyle “yollar” götürdü!”              
**********

Kısaca takıldığım (Pervin Gürler olayı hiç iyi olmadı!)

“Yazıklar olsun” diyemiyorum, haddim değil. O halde “hiç iyi olmadı” diyeyim. Ve ekleyeyim: Şu anda Polis Genel Müdürlüğü’ne vekâlet eden Pervin Gürler’le hiç konuşma fırsatım olmadı. Yani kendilerini tanımıyorum.
Gürler 13 Temmuz’da nihayet emekliye çıkıyor. Ve arkasında KKTC “Polis Teşkilatı”nın tarihine kazınacak,ileride okundukça yüzleri karartıp vicdanları sızlatacak şu gerçeği bırakacak:  “Cumhurbaşkanı Eroğlu ile Başbakan Yorgancıoğlu’nun hizipleşmeleri sonucu ve 40 yıllık hizmetine karşın hakkı olan Polis Genel Müdürlüğüne terfi ettirilmeyen, bu nedenle kırk yılın hakkında emeklilik ‘emekliliğini’ bile doğru dürüst alamayan Pervin Gürler nihayet emekliye ayrıldı!..”
İşte insanların insanlara vefası! Sözde hakkaniyet ve prensiplere sığınılarak düşmanlıklara dönüşmesi! Hiç iyi olmadı!