Avusturya’ya kadar uzanmışken burnumuzun dibinde olan Slovakya’nın başkenti olan Bratislava’yı da görmeden geri memleketimize dönmek olmazdı. 27 Temmuz 2018’in erken saatlerinde Viyana merkez garına gitmek için otelimizden ayrılmıştık. Viyana -Bratislava gidiş dönüş tren bileti için ödediğim €25 bana hiç pahalı gelmemişti. 50 dakika süren rahat bir yolculuk sonrası Bratislavya’ ya varmıştık. Tren garındaki kocaman panoda ‘Welcome to Slovakia’ yazısı herkesin görebileceği bir yerdeydi.

Tarih boyunca farklı kültürlerle kaynaşan bu ülke 1278 yılında Macaristan’ın idaresine geçmişti. 16.cı ve 18.ci yüzyılda ise Osmanlı İmparatorluğu idaresine girmişti. I.ci Dünya Savaşı sonrası Çekler ile Slovaklar birleşerek Çekoslavakya’yı kurdular. Almanlar, II. Dünya Savaşında Macaristan’ı işgal edince Slovaklar Alman idaresine girmek zorunda kaldılar. 1944-1965 yıllarındaki Sosyalist rejim sonrası 1992 yılında referandum ile 2 devlet birbirinden ayrıldı. 1994 yılında bağımsızlığını ilan eden Slovakya 2004 yılında ise Kıbrıs ile ayni dönemde Avrupa Birliğine katılmış oldu. Slovakya; Avusturya, Polonya, Ukrayna ve Macaristan ile komşudur. Ülke topraklarının büyük bir bölümü dağlarla kaplıdır. Yer altı zenginlikleri arasında bakır ve demir cevherini sayabiliriz. Ayrıca Avrupa’nın araba üretimi yapan ülkeleri arasındadır. İşte, Kia, Peugot, Skoda ve Audi gibi araba markaları Avrupa’nın farklı ülkelerinin yanı sıra Slovakya’da bulunan araba fabrikalarında üretilmektedir. Ülke ekonomisinde hayvancılık ve kerestenin de yeri büyüktür. Ülkeyi sadece sanayideki pazar payı ile sınırlandırmak doğru değildir. Slovakya dünyaca ünlü kaplıcaları ile Avrupa Birliğinin ilgi odağı olmuştur. Ülkenin resmi dili Slovakçadır. Ancak ülkede Almanca, Çekçe ve çok yaygın olmasa da İngilizce konuşulduğunu duyabilirsiniz.

Bratislava ülkenin başkenti olup nüfusu 500 bin civarındadır. Şehir içi toplu ulaşım otobüs, troleybüs ve tramvaylarla yapılır. Taksiler oldukça pahalı olmasına rağmen farklı taksi şirketleri yine de hizmet vermektedir. Bu şehri gezmek için tren istasyonundan aldığımız otobüs ile ‘Old Town’ da (eski şehir girişinde) indik. Öncce eski şehir dışında gezmenin daha mantıklı olacağını düşünerek turumuza oradan başladık. 1 saatlik ring şeklinde yapılan panoramik şehir turunun fiyatı €20 idi. Avrupa standartları için çok uygun bir fiyattı. Dil seçenekleri arasında Türkçeyi görünce biraz şaşırdım; kulaklıklarımızı takıp dil seçeneğinden de Türkçe’yi seçip turumuza başladık. Bu hatta çalışan turistik taşıma araçları kırmızı renkte vagon şeklinde özel olarak dizayn edilmiş nostaljik araçlardır. Biz önce hat üzerinde tam bir tur yapıp iyice tarihini özümledikten sonra ikinci turda belirli noktalarda inip gezmeyi hedeflemiştik. İşte tüm bunları yaparken de harita üzerinde inip gezeceğimiz yerleri işaretlemeye başlamıştık. İlk sırada inip gezeceğimiz ilk yer Bratislava Kalesiydi.

Bratislava Kalesi: Danube nehrine tepeden bakan muhteşem manzarası ve kocaman bahçesi olan bir kaledir. Kale, 1811 yılında çıkan yangında çok büyük hasar görmüş ve 1960 yılında yeniden yapılarak eski ihtişamına kavuşmuştur. Kaleyi gezmek ücretsizdir. Ancak kale içindeki müzeyi gezmek isterseniz bilet almanız gerekir. Özellikle yaz aylarında bu yer yüzlerce insanın uğrak noktalarından biridir.
Slovak Yükseliş Köprüsü (UFO Köprüsü): Köprü 1967 -1972 yılları arasında yapılmıştır. Turistler şeklinden dolayı bu köprüyü UFO’ya benzediğinden ötürü köprüye bu isim verilmiştir. Bratislava Kalesinin girişinden kuşbakışı baktığınız zaman Danube nehri üzerinde konumlanmış olan köprüyü görürsünüz.
Başpiskopos Sarayı: Başpiskopos Sarayı tarihi şehir merkezinde olup klasik bir yapıya sahiptir. Günümüzde Bratislava valisinin evi olarak hizmet vermektedir.
Elizabet Kilisesi veya Mavi Kilise: 20.ci yüzyılın başında St. Elizabeth adına yapıldığı için bu isim ile de bilinmesine rağmen mavi renginden dolayı Mavi Kilise olarak da bilinmektedir. Kilise, farklı rengi ve yapısı ile dikkat çekmektedir.

‘Old Town’(Eski Şehir) girişi St. Micheal Kulesi kapısı altından geçilip yürüyerek gezilir. Eski Şehir ’e doğru yürürken yolun sol tarafında parkın hemen yanındaki dükkanda asılı olan Türkçe tabela dikkatimi çekti. Bu bir dondurmacıydı. Hava oldukça sıcaktı. Kısa bir molanın sakıncası yoktu. Dondurmamızı yiyip biraz dinlenmek iyi gelmişti. Yolun sağ ve sol tarafında bulunan dükkanların arasından yürüyerek meydanlık bir alana gelirsiniz. Yol boyunca Bratislava ile bütünleşen pek çok heykel görürsünüz. Yolumuzun üzerinde sol köşede rögar kapağında poz veren ‘Cumil’ adlı şapkalı bir insanı tasvir eden kanalizasyon işçisi heykeli (Man at Work) etrafa gülümseyerek bakan bir insanı tasvir ediyor. Bu arada Bratislava şehri ile eşleşen bu heykel eski şehrin tekrar gün yüzüne çıkmasını tasvir etmektedir. Yolda yürümeye devam ederken bu kez karşıma ‘Schoener Naci ‘şapkasını çıkaran adam’ heykeli çıkmıştı. Eski şehir içinde bulunan bu heykeller sadece belli başlılarıdır. Bölgede yürümeye devam ederseniz çok farklı şekillerde tasvir edilmiş heykellerle karşılaşırsınız. Ben de her turistin yaptığı gibi önce ‘Cumil’ ile sonrada diğer heykeller arasında resim çekinip Bratislava gezimi ölümsüzleştirdim. Hava Kıbrıs’ın Temmuz sıcağına nazaran daha serin olmasına rağmen Slovakya için sıcak bir Temmuz günüydü. İşte o nedenle termometreler 33C ler’ de seyrettiğinden sıcaktan bunalan turistlerin serinlemesi için farklı yerlere yarım ay şeklinde su püskürten fiskiyeler monte edilmişti. Belediye tarafından monte edilen bu fıskiyelerin altından geçip bir nebze olsun serinlemeniz sağlanmaktaydı. Eski şehir içerisindeki Hviezdoslavovo Námestie caddesinde yürüyüp, parklarda dinlenebilirsiniz. Bu yol üzerinde ‘Ulusal Slovak Tiyatrosu’ (Slovenské Národné Divadlo) da tüm ihtişamı ile karşınıza çıkar. Bu arada hem yürüyüp hem de çeşitli hediyelik eşya satan dükkanlara girip çıktık. Her zaman yaptığım gibi taşıması kolay olan çeşitli buzdolabı magnetlerinden aldım. Karnımız acıkmış Viyana’ya geri dönüş saatimiz yaklaşmıştı. Ancak yerel yemeklerin tadına bakmadan geri dönmeyecektik. Yolumuzun üzerinde bulunan restoranlardan birine daldık. Sipariş almak için yanımıza gelen garsona menüden seçtiğimiz yöresel yemeklerden oluşan siparişimizi verdik. Slovak yemekleri arasında et, patates, peynir ve soslar ile servis yapılır. Bizim siparişimiz geldiğinde alışılmışın dışında etin üzerinde kızarmış yumurta ile servis yapıldığını gördük. Gelen porsiyonlar doyurucu fiyatlar ise turistik yer için hiçte pahalı değildi. Rezen (şnitzel), Lokse (patatesten yapılan krep), Bryndzove Halusky (patates köftesi) Bratislava’da kolayca yiyebileceğiniz yöresel yemeklerdir.
Sabahtan akşama kadar şehri dolu dolu gezmiştik. Yorulmuştuk ama gezerken de çok zevk almıştık. Küçük olmasına rağmen yılın farklı aylarında yapılan festivaller ile şehrin adı sık sık duyuluyor. Şarap festivalleri, caz günleri, pop müzik konserleri, filim günleri gibi çeşitli etkinlikler bu şehirde düzenlenir. Avrupa ‘da dolaşırken kısıtlı zamanınız olsa dahi Bratislava için 2 gün ayırmanız yeterli olacaktır. Hele Avusturya’ya kadar uzanmışsanız sakın bu şehri gezmeyi unutmayınız….
Haftaya bir başka Şirin’ce Geziyorum yazı dizisinde buluşuncaya kadar sevgiyle kalınız……


































