19 Ekim’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin önemini her fırsatta dile getirdim, bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Çünkü bu seçim, yalnızca kimin Cumhurbaşkanı olacağını belirlemeyecek; aynı zamanda bu memlekette siyasetin hangi yöne savrulacağını da gösterecek. Bir tarafta, Türkiye’nin desteğiyle “iki ayrı devlet” tezine sıkı sıkıya sarılan UBP’nin hükümet tarafından da desteklenen adayı Ersin Tatar; diğer tarafta federasyonu savunan CTP lideri Tufan Erhürman var. TDP’nin desteğini de arkasına alan Erhürman, bir süredir bu yarışta ciddi bir rüzgâr yakalamış durumda.
1 Eylül Pazartesi akşamı yaklaşık 3,5 saat süren özel bir yayında, 5 gazeteci sorularımızı Tufan Erhürman’a yönelttik. Program hem televizyon kanallarında hem de internet mecralarında aynı anda yayınlandı. Haliyle sosyal medyada da yankısı büyüktü. Yüzlerce kızgın surat emojisiyle yayına saldıran bot hesaplar geceye damga vurdu. Tamamı yabancı ülkelerden açılmış sahte profillerin “öfke performansı” izleyenleri öfkelendirmekten çok güldürdü. Botların bile bu kadar disiplinli “üzgün surat” nöbetine tutulması, bana kalırsa seçimin eğlenceli anekdotlarından biri olarak tarihe geçecek.
Seçime artık kısa bir süre kalmış durumdayken hem UBP’de hem de hükümette işler pek iyi görünmüyor. Ünal Üstel’in hem tabanı hem parti ile olan münasebetleri; son dönemde alınan ve iptal edilen kararlar derken seçim motivasyonu son derece düşük. Tam da bu nedenle Erhürman’ın UBP’den de ciddi şekilde oy devşirdiği, hatta son anketlerde 10 puana yakın farkın onun lehine oluştuğu konuşuluyor. Bu durum UBP için alarm zillerini çaldırıyor. Seçimin sonucu ne olursa olsun, Başbakan Ünal Üstel açısından sonun başlangıcı çoktan göründü. Hükümetin meşruiyetinin eridiğini, toplumun sabrının tükendiğini artık herkes hissediyor.
Buna rağmen UBP, seçim koordinasyonunun başına Hasan Taçoy’u getirerek son bir hamle yaptı. Bu hamle, bana daha çok yaklaşan hezimetin faturasını bir kişiye yıkma ve parti içindeki muhalefeti kontrol altına alma girişimi gibi görünüyor. Taçoy’un “kurtarıcı” olarak sahneye çıkarılması, aslında mevcut yönetimin çaresizliğini gözler önüne seriyor.
Bu bağlamda ilginç bir ayrıntı da UBP’nin onursal lideri Derviş Eroğlu’nun evinde yaşandı. Ersin Tatar, Eroğlu’nu kısa bir süreliğine ziyaret etti, Meral Eroğlu bu görüşmeye katılmadı. Buna karşılık Tufan Erhürman’ın eşi ile birlikte Derviş Eroğlu’na yaptığı ziyaret yaklaşık 2,5 saat sürdü. Ama bence buradaki asıl detay bu görüşmede Meral Eroğlu’nun da bulunmasıydı. Elbette yapılan bir nezaket ziyareti olsa da verilen fotoğraf ve Tatar ziyaretinden hem süre hem içeriksel farklılığı, parti tabanında duyulan tepkinin artık en üst düzeyde de görünür hale geldiğini gösteriyor.
20 Temmuz’da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelişi, ardından yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın ziyaretlerinde defalarca Tatar’a destek açıklamaları yapması, seçim kampanyasının seyrini değiştirmeye yetmemiş görünüyor. 2020’deki travmatik müdahale şimdilik sahada gözlemlenmese de, son düzlükte bu durumun değişmeyeceğini sadece umabiliriz. İşte tam da böyle bir atmosferde Erhürman’ın “Ankara’nın asıl adayı” olduğuna dair söylemin dolaşıma sokulmasını tesadüf bulmuyorum. Burada amaç seçmenin sandığa küsmesini sağlamak gibi duruyor. Çünkü biliyorlar ki sandığa gitmekten vazgeçecek olan kesim, aslında tepkisel nedenlerle Erhürman’a oy vermesi en muhtemel olan kesim. O nedenle yapılan her açıklamayı, edilen her sözü birden fazla kez analiz etmenin elzem olduğu bir süreçteyiz.
Son günlerde fevri çıkışlar yapıp tecrübeli bir politikacıya yakışmayacak duygusal tepkiler veren; “incinmişsin” gibi bu topraklara uzak söylemlerle rakibime hitap eden Tatar, yazının başında bahsettiğim 3,5 saatlik programı belli ki dikkatle izlemiş. Erhürman için “çözümsüzlüğün nedeni” minvalinde yaptığı açıklamaya güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Açıkçası o programdan pek çok manşet çıkarılırdı da, ne yalan söyleyeyim medya geçmişi olan Sn. Tatar’dan daha iyi bir manşet atmasını beklerdim doğrusu. Bu kadar ayakları yere basmayan manşetin bir alıcısı da elbette olamadı. Hatta kimi yorumlarda “Tatar da Hoca’ya çalışıyor” ve benzeri ifadeler görmek gülümsetti.
Seçim için takvimin hızlı işlediği bu kritik dönemde, söylemeden geçemeyeceğim bir başka konu ise sessiz kalanın kazandığı yönündeki inanca bel bağlama döneminin artık geride bırakılmasıdır. Zira her iki adaya da aklımızdaki tüm soruları sorabileceğimiz, gerçek anlamda demokratik programlar yapılabilmesi bu toplumun hakkıdır. Çünkü demokrasi sadece sandığa gitmekten ibaret değil; hesap sormaktan, tartışmaktan ve herkesin aynı cesareti gösterebilmesinden geçer.
Ve belki de tam da bu nedenle, bu seçimin asıl belirleyicisi adayların ne söylediklerinden çok neyi göze aldıkları olacak. Cesaretin, şeffaflığın ve halkla yüzleşmenin değerini bilen taraf kazandığında, kaybedeni yalnızca bir aday değil, bu adada geleceğe dair umudunu yitiren anlayış olacak.
































