Kendi içlerinde “anlaşmasını” beceremeyenler “arabulucularla” destekçilerinden medet umarlar! Böylesi siyasi sorunların da akıl hocaları çok olur! BM’den AB’sine, Amerika’sından Rusya’sına kadar karışmayanı kalmaz! Ve bu kadar çok ulusluluk söz konusu oldukta da kamplaşmaları beraberinde getirir…
Bu macerayı Makarios’un da içinde yer aldığı “Bloksuz Ülkeler” döneminde yaşadıydık. Dünyada soğuk savaş rüzgârları esiyor ve Amerika ile Rusya dalaşırken arada kalan ülkeler fena halde yeni bir dünya savaşından korkuyorlardı…
Rusya NATO’ya karşı Varşova Paktı’nı kurarken, Hindistan’ın Nehru’su, Mısır’ın Nasır’ı, Yugoslavya’nın Tito’su, Kıbrıs’ın Makarios’u falan bir araya geliyor ve sözde “hiçbir siyasi bloğun” içinde olmayan “Bloksuz Ülkeler” iş birliği ile güç birliğini oluşturuyorlardı…
VE EN ÇOK NE YAPIYORLARDI? Kıbrıs sorunu ne zaman BM’ye taşınsa Türkiye ve Kıbrıs’taki Türk halkının aleyhine “blok” olarak hareket ederek kararlar çıkartıyorlardı…
Kıbrıs Türk halkı olarak az çekmedikti ellerinden! Makarios sırtında cübbesi, elinde asası, ayaklarında çarıkları koca koca devlet başkanlarına, kraliçelere bile elini öptürürken bir yandan da hem Rusya’nın hem de Bloksuzların desteğini almışlığı ile BMde lehimize tek bir kararın çıkmamacasına “hayatımızı bloke” etmişti!
Yıllar sonra bile 1963 sonrası o dönemleri hatırladıkça hâlâ ürperirim! Ki Kıbrıs sorununa bu kadar çok karışmacılığı görüp yaşadıktan sonra korkmamak mümkün değildi.
Ne var ki Rusya sürekli bastırıyor ve Kıbrıs sorununu “uluslararası arenaya” taşımaya çalışıyordu. Tabii amacı belliydi: “Kıbrıs’a üssü ve ekonomisi ile çöreklenmek…”
Amerika ile İngiltere de zaten öteden beri Rus’u Akdeniz’de etkisiz hale getirmeyi siyasi stratejileri yapmışlar, Rum’u gücendirmemek politikalarında Türk’e tavır koyuyorlardı!
Yani kendi çıkarları için adada at oynatan ülkelerden az zılgıt yemedikti!
ŞİMDİ BAKIYORUZ AYNI FİLM OYUNUYOR! Yine Kıbrıs’ta Amerika ile Rusya’nın çıkarlarından kaynaklanan siyaset oyunları vardır! Amerika ve AB Doğu Akdeniz’deki doğal gazı nasıl hanelerine kâr olarak kaydedeceklerinin politik taktiklerini oluştururlarken, Rusya da gitgide Güney’de nasıl kendine ait bir askeri üs sağlayacağının peşinde koşuyor!
Ve bu gelişmelere Türkiye de katılırken Kıbrıs bir yandan 28 üyeli AB’nin, öte yandan ABD’nin, beride Rusya’nın, arada Yahudi’nin at koşturdukları hipodromları durumuna geliyor… Kısaca filler tepişirken, daha ezilmedik ama olan çimenlere oluyor!
CEVABINI VEREMEDİĞİMİZ SORU: “Pekala bu karmaşık çıkarlar furyasında zannediliyor mu ki bu adada öyle tek egemenliğe dayalı fakat Kuzey ve Güney’in de kendi içlerinde egemen olacakları bir çözüm şekli maya tutacaktır?
Pööö! Çok bekleriz! Ve şimdi başa dönüp bir daha hatırlatalım. Yıllardır iki halk, özellikle Rum tarafı, Türk tarafı ile uzlaşmaktan hep kaçtı. Bugün siyasi iradesi ile değil, dışındakilerin siyasi iradesiyle masaya oturmak zorunda kaldı… Ve ilk kez Türk halkı ile birlikte kendinin de ödemek zorunda olduğu bir bedelle karşılaştı… Oysa Rum bu bedeli ödemez!
“Olmaz” dediğimiz budur! Zorla güzellik olmaz! El’le gerdeğe girilmez! Bu müzakereler bir kez daha cifoz çıkar!
**********
CTP KÖŞEYE SIKIŞTI: NE KAÇABİLİYOR NE UÇABİLİYOR!
Kaç gündür aşufte bir kadın ruju gibi dudaklarıma yapıştı, mırıldanıp duruyorum: Levent Yüksel’in söylediği şu Orhan Veli Kanık’ın “Dedikodu”su!
“Geç bunları anam babam, geç bunları. Bir kalemde silerim ben yaptığımı…”
Nasıl olduysa “CTP-BG ile DP-UG Koalisyon hükümetini hatırlatıyor bana! Ki ne zaman taraflardan biri konuşacak olsa ben başlarım mırıldanmaya: “Geç bunlarııı, anam babam geç bunlarııı…”
Çünkü Yorgancıoğlu ne yapıp eylese ökseye yakalanmış serçe! Yapışıp kalmış ne kaçabiliyor ne uçabiliyor! Önce, “Ama senin bu yaptığın etik değil” demiş de S. Denktaş’a vız gelip tırıs gitmiş… Hatta demiş ki “Eğer beğenmiyorsan UBP ile yerel seçimlerde güç birliği yapmamızı, gel seninle yapalım… Değil mi ki aynı hükümetin ortaklarıyız…”
Maşallah Yorgancıoğlu da gökten inme Melaike! “Politikacı” değil, sanırsınız “transatlantikte deryalar kaptanı!” Almış başını gidiyor, bir yanda “etik” öte yanda “prensip!” Gel de Soyer’i arama!
S. Denktaş ne yapsın ki? Kaşif’li UG mi DP’ye yoksa Serdar’lı DP mi UG’ye yamandı belli değil ama doğrusu vaziyetleri iyi idare ediyor! Ve geçmişten de biliyor ki “eğer yerel seçimlerde UBP ile güç birliği yapmazsa, nal toplaması mukadderdir!
Yoksa asla ve kata etleri bir kazanda kaynamayan Eroğlu patentli ve yürütmeli UBP ile hiç gider miydi iş birliğine? Kader işte!
Nitekim son günlerin reytingi en yüksek dizilerinden olan “S. Denktaş-Yorgancıoğlu atışması” Hükümeti bile dağıtma noktasına getirdiği halde gene de taraflar bildikleri Mevla’ya çağırdılar…
SONUÇ? DP-UG yerel seçimlerde UBP ile iş birliği de yapacak, güç birliği de! Zaten adaylar bile belli oldu…
Pekala şimdi Yorgancıoğlu’lu CTP ne yapacak? Yahut Genel Sekreter Kutlay Erk? Tabanları ve de tavanları?
Mesela Akansoy ilk demeci patlatıp “CTP-DP koalisyon hükümeti meşruluğunu yitirmiştir” dedi! Ondan öncesi vardır ama:
CTP KÖŞEYE SIKIŞTI: Çünkü hükümetten çekilse de “erken seçimi” zorlamayacaktır ki halka dönüp “Ey ahali işte gördünüz S. Denktaş cırladı, dolayısıyla hükümeti sürdürmenin imkânı kalmadı, zorunlu erken seçime gidiyoruz…” desin!
Ortada 26 sandalye gerçeği var. Bakarsınız TDP de muzırlık yapmak yerine akıllıca davranır, “iktidar erkinin bir parçası olmak, en iyi muhalefetten daha iyidir” yargısının bereketini kullanarak koalisyonda yer alır… Olmaz mı yani?
Yıllardır siyasi partiler bu halkı “idealleri, Solculukları, Sağcılıkları” ile uyutuyorlar ki ne zaman iktidara gelseler yahut kıyısına köşesine otursalar; Ooo, bakıyorsunuz yok birbirlerinden farkları! Ne Solculukları kalmakta ne Sağcılıkları!
KISACA: CTP’nin işi zor… Ve tabi ki bu söylediklerimiz “Hükümet” kelimesi etrafında üretilen düşünceler…
Bir de eğer koalisyon hükümetinin başına bir kaza gelmezse ve de DP-UG ile UBP güç birliğini devam ettirirlerse işte bu durumda “yerel seçimlerin” rengi de şekli de değişecektir! Kısaca bu durumda artık ne Kadri Fellahoğlu’nun kolaydır işi ne de Oktay Kayalp’le Sümer Aygın’ın…
Olsun ama! Seçimler daha renkli daha heyecanlı olur…
**********
KISACA TAKILDIĞIMIZ: EĞİTİM ŞURASI BAŞLADI KİMSELERİN HABERİ YOK!
Eğer sendikaların o bitmez tükenmez “eylemleri ile protesto” haberleri de olmasaydı, memlekette 5. Eğitim Şurası’nın çalışmalarına başladığını öğrenemeyecektik!
OYSA: Hemen vurgulayalım. Eğitim “Kıbrıs sorunundan, ötesi her bir sorundan daha önemlidir ki şu andaki durumu ancak “fecaat” kelimesi ile ifade edilebilir!
Nitekim bundan on dört yıl önce zorunlu emekliye ayrılırken dilime pelesenk Ziya Gökalp’in ağzımda eveleye geveleye sakız yaptığım şu deyişini hâlâ söyleyip zırlanıyordum: “Bir memleketin geleceğini görmek için elimizde rasat aletleri yoktur. Fakat yetişmekte olan öğrencilerimize çocuklarımıza bakarak bundan on beş yirmi yıl sonrasının ne olacağını görmek mümkündür…”
Ki ondan önce de bizzat eğitimin içindeki bir öğretmen olarak diyordum ki bu “müessese de gitgide yozlaşıp ulusal sorun haline geliyor!”
Geldi! Artık yetişmekte olan öğrencilerimiz “geleceklere” cevap veremeyecek bir düzenin talihsiz nesilleridirler! Onları çok fena harcadık! Harcamaya da devam ediyoruz ki eskiden lise sıralarında başlayan öğrenci sorunları şimdilerde ilkokul düzeyine kadar inmiş! (Yarın faciadır dediğimiz bu eğitim konusunu biraz daha neşterleyeceğiz…)
































