Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bölgemize bakarken: (İhtiyacımız olan yeni açılımlardır)

Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de gitgide önemi artan bir adadır. Bugün sessiz ve huzurlu gibi gözüküyorsa da “yarının” ne getirip ne göstereceği belli değildir. Çünkü:

RUM tarafı çok sorumsuzca fakat çok cürretkârane siyaset denizlerinde kulaç atıyor. Mesela adada İngiliz’in dolayısıyla NATO’nun da kullanımında olması gereken koçanlı üssü varken, Suriye’de iki askeri üssü ile çoktan bölgede yerini almış Rusya ile ikili ilişkiler kurabilmektedir.

KEZA kendi içlerinde  bitmeyen kaynaşmalarıyla  sorunlu fakat bu sorunlarıyla bölgede tehdit oluşturan Mısır ve İsrail’le de  ikili anlaşmalar ötesinde askeri anlaşmaları tatbikatları da vardır!

KISACA bir dünya devleti oluşunun tüm olanaklarını kullanmaktadır. Öte yandan AB tarafından beslenirken, BM’lerin türlü çeşitli projelerinden yararlanmaktadır! Amerika’daki etkin Yunan-Rum lobileri ve yanlarına aldıkları Yahudi lobisi ile birlikte kendi çıkarını gözeten politikalar üretebilmektedir.

BU arada Türkiye’nin aklının ucundan geçmezken, Doğu Akdeniz’de “Münhasır Ekonomik Bölgelerini” ilan etmiş, üstelik “hidrokarbon yataklarına” ulaşmıştır.

YAZIK Kİ  Kıbrıs’taki Güney Rum Yönetimi aldı başını giderken, Türkiye kendi iç sorunlarının gailesiyle son dönemlerdeki Suriye olayından    başını kaldırıp  da adada nelerin olup bittiğine (bakmışsa) bile Kuzey’deki garanti hakkı ile askeri gücünün rehavetinde, gelişen olaylara uygun yeni ve stratejik politikalar üretmemiştir!

       NİTEKİM Türkiye Rum’un Doğu Akdeniz’deki MEB’lerine takılmak gereğini duyduğunda, kendi siyasetiyle değil,  KKTC’nin 1960’dan kalma Kıbrıs Cumhuriyeti hakları   üzerinden  oluşturduğu politikayı kullanmıştır.

TABİ ki bundan sonra da Rum liderliğinin dur durak bilmeyen “dünya politikası” devam edecektir ki unutmayalım: Crant Montana konferansının en kritik dönemecinde Yunan dışişleri Bakanı Kocias İngiltere’yi, Güney Rum Yönetimi ile iki oylarının olduğunu  hatırlatarak  “brexsit için  kullanırız” ha diyerek  çektiydi kılıcını!

BU RUM-YUNAN birliktelik ve dayanışmasına karşın, bizim adadaki hallerimizin nasıl  olduğunu düşünmek bile istemiyorum çünkü  “birleşik Kıbrıs” gibi abuk sapık bir çözüm şekli empoze edilirken tek engelin Türkiye ve Türkiyeliler olduğu savunuldu!

HÂLÂ DA “Türkiye’nin işgali” altında olduğumuz iddiasını sürdüren entel gevezelerimiz vardır ki “Türkiye karşıtlığını” şımarıkça bir siyasetle  kendi “farkındalıklarının üstünlüğü”  olarak kullanıyorlar!

YENİ YAPILANMA: Bu nedenle diyoruz. Artık Kuzey’de yeni politikalara, yeni açılımlara ve KKTC’yi dış dünyada tanıtacak etkinliklerle yoğun çalışmalara gerek vardır.

Dolayısıyla Türkiye ile “birlikte” çalışacak dünyaya birlikte açılacak (hem finans yönünden  hem üçüncü ülkelerdeki elçiliklerinin yardımcı olmaları dolayısıyla) yeni örgütlenmelere, yapılanmalara girmeliyiz…

 


SICAKLAR BASTI! (İŞÇİ KARDEŞLERİMİZİ ANDIK YANARKEN SICAKTAN!)

 

Sıcaklar fena çöktü! “Alışığız” falan diyoruz ama, ölümlerin en çok yaşandığı aylardır bunlar. Yaşlı bedenler dayanamazlar! Hele de yoksulsa. Bir serinliği bile yoksa kaldı ki kliması olsun! Yahut sıcaklara uygun giysilerden ayakkabılardan bile yoksunsa! Evi yaşanabilir değilse hele!

       DÜŞÜNÜRKEN bunları çocukluğumuzun evleri geldi hatırıma. Taştandı hepsi de yahut köylerde kerpiçten. Yüksektiler! Pencereler hava akımına uygun karşılıklı ve zemine değil, tavana yakın yapılırdı. Kısaca asırların  tecrübeleriydi konuşan. O evler yazları serin kışları ılık olurdu hele de kerpiçse…

Şimdilerde öyle değil evlerimiz. Cam camm! Nerden çıktı evlerde, neredeyse duvarlardan çok bu kadar camlı mekânlar,   hayret edersiniz…

SICAKLAR bastı dedik. Vicdan sahibi insanlarla konuşurken sıcaklar üzerine, ağızlardan çıkan ilk laf  “Allah güneş altında çalışanları korusun” olmakta! Onları görüyoruz zaten ya bir inşaatın tepesinde, yollarda bellerde yahut özel sektörde çalışırken sabahtan akşama arabalarla ambarlarda!  Hele de belediyelerin çöpçüleri! Görmeyi bırakın, düşünmesi bile ürpertir insanı!

FAKAT neylersiniz kader! Onlar işçidirler! Tutsağıdırlar asgari ücretin!                                         Ne okullar kapanıp öğrencilerle  birlikte iki buçuk ay tatile giren öğretmenlerdirler ne  yılda bir buçuk ay izinleri olan memurlar!       Onlar işçidirler! 365 günün anca  15 günüdür izinleri!  Yazın öldürücü sıcakları onlar için değil! Kışın soğukları da ırgalamaz onları! Onlar en az yevmiye ile en çok çalışandırlar!

LUTFETTİLER:   Nasıl olmuşsa vicdanlar sızladı ve karar aldılar, işçiler üç gün boyunca 12.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarıda çalışmayacak!

Ya sonra? O üç saatlik sıcaktan korunma siestasının ardından ne gelecek? Üç saat daha çalışma!

KKTC  işçi kardeşlerimizin nasırlı ellerinde, sızılı bedenlerinde, kirli ve yırtık giysilerinde, sıcakta ve soğukta, darlıklarıyla yokluklarında yükselmektedir, mütegallibenin doyamadığı  yüksekliklere! Tek kazançları üç saatlik siestadır alay edilircesine!

 


       KISACA TAKILDIĞIM: (HER SABAH TRAFİKTEN  BİR  ÖLÜM HABERİ!)

Eğer bundan sonra “tedbir alın” dersem dilim damağım kurusun! Yazarsam elim kolum kopsun! Ki demez olaydım, demez olaydılar: “Ne olacak bu trafik faciası” diye!

Ki Meclis olağanüstü toplantı yaptı, sırf trafik sorunu için! Komiteler falan kurulacaktı kuruldu raporlar oluşturuldu makamlara sunuldu…

Olmaz olmasındı, yapmasalardı keşke! Öncesinde haftada bir iki kişi ölürdü trafik kazalarında! Meclis olağanüstü toplanalı beridir trafiğe her gün bir kurban verilmektedir!

Artık medyandın manşetinde ne    Kıbrıs sorunu var  ne pahalılık!  Ne  zehirli gıda maddeleri vardır ne Bakanlık basan sendikaların eylemcileri!                                     Sabah uyanır uyanmaz  bakarız, “var mı trafik kazalarında ölen” diye! Ve hep “bingo!” evet artık her sabah o meşum, o canlar yürekler yakan haber var!  Hayır tedbir alın falan demiyoruz! Allah muhafaza! Ola ki beteri olur korkusunda!