Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Blöf sanıyorlar ama aldanıyorlar…

Rum tarafı ve Yunanistan, “bu son” ifadesini hala şaka gibi, blöf gibi görüyor anlaşılan.

Sanıyorlar ki, defalarca bu son fırsat penceresi… “BM bundan sonra çekilecek… Başka bir fırsat olmayacak” diyen Eide’nin kıvırdığı gibi, Türkiye de atıp tutuyor.

Öyle değil. Bu gerçekten bir son fırsat…

Görüşmelerin 1. gününün sonunda ilk kriz çıktığında Eide’nin “Başarı, kapsamlı bir çözüm çıkmasıdır bu zor olmakla birlikte mümkün olabilir. Bu olmazsa bir çerçeve anlaşması ya da tıkanan konularda ilerleme de başarı olarak not edilebilir” sözlerini duyduktan sonra, “Haydi başka kapıya” demiştim. Kastım, BM’nin de geçmiş tüm süreçlerde olduğu gibi, bu kez de adil olmadığını vurgulamaktı.

Daha da ötesi, “bu iş biter” demeye getirmiştim.

Kudret Özersay geçen gün güzel söyledi; “Görevi sona erdikten sonra anılarında ‘aslında sürecin başarılı olmasını Rum tarafı engelliyordu ve biz BM olarak onları zorlamadık’ diyecek bir özel danışmana daha ihtiyaç yok! GÖREVDEYKEN müzakereden kaçan tarafların yenini de, yerini de bir bahane olarak kullanmalarını önleyecek, ‘bu son’ derken sözünün arkasında durabilecek dirayetli bir arabulucuya ihtiyaç var!”…

Sandılar ki, her zamanki gibi bu süreç de kopar, başka Genel Sekreterler, başka liderler, başka temsilcilerle bir süre sonra yeniden başlar.

Yanılırlar…

Türk tarafı, bir bütün olarak “biz çözüme bağlıyız” diye başlayan tüm cümlelerini “bu son” diyerek bitirmedi mi?

Bunu sadece Türkiye söylemedi. Cumhurbaşkanı Akıncı da defalarca dile getirdi.

Bakın AB bile farkında. Kıbrıs Rum Devlet Ajansı’na  konuşan AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker bile “bu, adanın birleşmesi için son şans” dedi.

Gerçekten saf mılar, yoksa çözümsüzlüğün kesinleşmesi işlerine mi geliyor anlayamıyorum.

Dünya kadar insanı oraya toplayacaksın, bir senenin içinde kırıp döktüklerin ortadayken, onca lider, danışman, ekip gelecek, emek verecek hazırlık yapacak, itibarını riske atacak, sen hiçbir şey olmamış gibi oyununu oynamaya devam edeceksin.

Böyle bir konferansta tarafların bahsi en yüksekten açması doğal. Küçük krizler, kopmalar da tamam. Ama ta baştan beri sadece kendi taleplerinde ısrar eden biriyle  anlaşma yapılması imkansız.

Niyetmiş, iradeymiş, geçtim bunları. İstek yok, istek….

Haydi bunlar anlamaz da, BM’si, İngiltere’si de mi anlamaz.

Yahu adamın niyeti gayet açık, “Sen sadece askeri çek, garantör olmaktan çık, tamamdır”.

Ne tamamdır?

Ben kurulacak olan devletin neresindeyim, neyin altına imza atacağım?

Benim bu devletin eşitlik temelinde yaşayacağına dair güvencem ne?

Yarın öbürgün Makarios’un yaptığı gibi değişikliklerle karşıma gelmeyeceğinin garantisi ne?

Benim vatandaşlarımın hakları nerede?

Herşey askeri garanti, askeri güvenlik midir?

Siyasal garanti, anayasal hakların güvencesi ne?

İngilizi de BM’si de bunları umursamıyor.

Ve bu umursamazlıkla, Türk tarafının “bu son” sözüne de kulak astıkları yok. Belki onların da istedği bu… Yoksa bu kadar gaflete düşmelerine, durumu okuyamamalarına anlam veremiyorum. Genel Sekreter hala daha, “Bana çözüm istediklerini söylediler” demekte.

Türk tarafı ve özellikle Türkiye, bu rezillikten sonra, süreç çöktüğü anda, başka adımlar atacak.

Şimdi onların ne olduğunu tartışmanın alemi yok, ama hepimiz biliyoruz neler olabileceğini.

Sonucu söyleyeyim mi, tek kelimeyle: GERGİNLİK

Akdeniz’in sıcak sularında istediği gibi fink atacağını zanneden Anastasiadis, kendi halkını da Kıbrıs’ın tümünü de bir maceraya sokmak üzere.

Bunun destekçileri de BM ve İngiltere…. 

YERİN KULAĞI VAR

DUYGUSALLIK YETSEYDİ:

BM Genel Sekreteri Guterres, Crans Montana’da duygusal bir konuşma yapmış. Akdenizlilikten, Türkleri, Yunanlıları nasıl sevdiğinden falan söz etmiş. Hepsi de güzel. Ama acaba süreci doğru okuyabilmiş mi? Uzlaşmazlığın asıl nedeninin bir tarafın anlaşma istemi olmadığını görmüş mü? Danışmanlarının kendine verdiği, 40 yıldır değişmeyen raporlardan farklı bir sezgisi var mı?  Ya da yaklaşan sonu hissedebiliyor mu? Diğer bir çok şey yanında, Crans Montana’daki başarısızlığın BM’nin itibarını sonsuza kadar yok edeceğinin farkında mı?

SEZON FİNALİNE DOĞRU:

Futbolda, televizyon dizilerinde olur hep bu sezon finalleri. Futbolda kazanan kupayı kaldırır, dizi oyuncuları ise tatile çıkar. Crans-Montana’daki zirve için de herkes sezon finali diyor. Her ne kadar bizimki yarım asırdır devam etse de artık, hem oyunculara, hem de biz izleyenlere gına geldi. Sanırım bu yarım asırdır süren bu dizi film, zaman zaman izleyenlere heyecen verse de, bir daha vizyona girmesi biraz zor…

SANKİ KABUL EDECEK:

Tutturdular bir “sıfır asker, sıfır garanti” diye. Olmaz ama, farzedelim bu öneriyi kabul ettik, siyasi eşitliğimizi tanıyacaklar mı, dönüşümlü başkanlığı, bu adada iki eşit halk olduğunu kabul edecekler mi? Hiç sanmıyorum. Amaç, Türk tarafının olmazsa olmazı garanti ve güvenlik konusunu masada tutup, kriz yaratmak. Gerçekten de bu iş artık can sıkmaya başladı… 

NE KOLTUKMUŞ BU KOLTUK:

Sıfır asker, sıfır garanti’yi almadan, hiçbir konuyu Rum halkına kabul ettiremeyeceğini söyleyen  Anastasiadis, dönüşümlü başkanlığı kabul etmesinin diyeti olarak da Güzelyurt’u istemiş. O da çok iyi biliyor ki, almadan vereceği her taviz, başkanlık seçimlerindeki oylarından götürecek. Hatırlayınız, yıllar önce bizde bir seçim uğruna KTHY’yi feda etmiştik. Şimdi de Anastasiadis, seçim uğruna Kıbrıs’ı feda ediyor…

DEĞNEĞİN İKİ UCU:

Görüşmelerden bir sonuç çıkacağına dair en küçük bir umudum dahi kalmadı. Herşeyi bırakıp kendi iç meselelerimize dönelim diyeceğim ama, bakıyorum kendi içimizde de umut yok. Sistemsizlik ve denetimsizlik aldı başını gidiyor. Yönetmek için seçtiklerimiz hakkındaki iddialar yenir yutulur cinsten değil. Sizin anlayacağınız değneğin iki tarafı da pislikten geçilmiyor. Çözümden umudumuzu kestik, bari kendi evimiz düzgün olsaydı…

“DEVRİM” YAPMAYA GELMİŞTİ:

Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası, “Niyetiniz Devlet Hastanelerini kapatmak mı? Eğer öyleyse söyleyin bilelim, halk da bilsin” diyerek, 40 yakın doktorun devlet hastanelerinden ayrıldığını, birçok bölümün kapanma noktasına geldiğini savundu.  Halbuki Sayın Sucuoğlu sürekli olarak, “sağlıkta devrim yapacaklarını” söylemişti. Boşuna değilmiş. Onun devrimi de önce kendi çocuklarını yedi…

 

ZİRVEDEKİLER

Mehmet Ali Talat: Talat, öğrenci izinlerini sorunların tek çözümü gibi gösterenleri fena yakalamış; “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğrencilere 2 yıllık izin verilirken, diğerlerine 1 yıllık. Şimdi bu ayrımcılık değil de nedir? Bu durumu nasıl anlatırsınız?”…

DİPTEKİLER

Yunan Dışişleri Bakanı Koçias: “Türk tarafı şantaj yapıyor” demiş. Herhalde “bu son” lafını şantaj olarak algılıyor. Ya da öyle satmak işine geliyor. Şantaj falan değil. Düpedüz gerçek. Demagojide üstünüze yok. Ama yakında fena çuvallayacak, bir ülkenin geleceğini karartmakla tarihe geçeceksiniz. Hani o cuntacılarınızın yanında…