Köşe Yazarları

BİZ UMURSAMASAK DA… CARPE DİEM….


Felli’nin filmlerinden fırlamış bir sahne gibiydiler.

Yüzlerini güneşe çevirmiş, sırtlarını duvara yaslamış havadan-sudan sohbet ediyorlardı.

Sokağın içine masalar kurulmuştu ve kavrulmuş ciğer ve pastırma kokuları sarmıştı etrafı.

Bir grup ellerinde biralar tavla oynayanları izliyordu.

Düşen siyah uzun çoraplarını çekiştiren yaşlı kadın sürekli olarak konuşuyor ve birşeyler anlatıyordu.

“Ben seni tanırım” dedi bana.

“Ben de seni” dedim.

Üzerinden 42 yıl geçmişti ama çocukken yediğim o yumurtalı pastırmanın tadını hala unutamadım.

“Sen benim Ergin’in arkadaşıydın, aha bak yukarıdaki hanayda pastırma kavurmuştum size…”

Ortaokuldaydık. Tekmil birden Lefkoşa surlariçine kapatıldığımız yıllar.

Okul tam gündü ve öğle arasında Erginlere gitmiştik.

O günden sonraki 42 yılda çok defalar pastırmalı yumurta yiyecektim ama o tat aklımdan çıkmayacaktı.

Fakir bir annenin sevgisi lezzet katmıştı.

Dün sabah Lefkoşa surlariçinde pırıl pırıl bir gökyüzü vardı.

Meteoroloji “sağanak yağmur” uyarısı yapmıştı.

Yaşlı kadın “bunların işi yalan-dolan” deyip şikayet etti.

Sonra da parlayan güneşin rehavetine bıraktı kendini.

 

 

 

 

***

 

Uzun yıllar önceydi.

Amerika’da idik ve  televizyonların, haber bültenlerine ayırdıkları süre kadar hava durumu  bültenlerine de aynı süreyi ayırdıklarını  görmüş ve hayrete düşmüştüm.

Bizde  nerdeyse bir saate yakın haber bülteni yayınlayan televizyonlar haber bülteninin sonunda birkaç dakikalık  hava durumu verirler.

O da statik bir harita üzerindeki rakamlardan ibarettir.

Amerika’da uydu meteoroloji raporları uydu görüntüleriyle desteklenir, bölge muhabirleriyle canlı bağlantı yapılır, stüdyodaki uzman de enine-boyuna değerlendirmelerde bulunur.

Böyle olunca da havanın durumu hayatınızın önemli bir parçasına dönüşür.

İndianapolis’teydik.  Sadece belediye başkanı ya da şerifi değil hakimi, savcıyı, okul müdürünü ve kamuyla ilgili ne varsa hepsinin başkanını seçimle göreve getiren ilginç bir “yerinden yönetim” deneyimini görmek için belediye başkanıyla ayarlanan bir toplantıya gidecektik.  Randevumuz  ikindi saatlerindeydi.

Sabahtan ikindiye bütün televizyon kanalları “acil uyarı” koduyla ikindi vakti şehirde  şiddetli rüzgarla karışık sağanak yağış uyarısı yapıyordu.

Televizyonlardaki uzmanlar “işiniz yoksa sokağa çıkmayın” diyorlardı.

Bizi de sıkı sıkıya tembihlediler “aman dikkati olun” diye.

Bir anda, büyük bir kasırganın üzerimize doğru gelmekte olduğu hissine kapıldık.

Biz belediye başkanı ile toplantıdayken  sert rüzgar ile birlikte yağmur başladı, şimşekler çaktı.  Abartmıyorum yarım saatten fazla sürmedi bu durum.

Sonra güzel bir gökkuşağı ile birlikte gün batımı başladı.

Dikkatimizi çekmişti belediye başkanı bir yandan bizimle konuşuyor, diğer yandan da odaya giren görevlilerden bilgi alıyordu.

Yağmurun dinmesiyle birlikte rahatlamıştı.

“Kentte ne gibi hasar var” diye sorduk.

Yüksek bir bina olan posta idaresinin camları kırılmış.  Görevliler camları açık unutmuşlar, şiddetli rüzgardan kırılmış.

Başka?

Başka da bir şey yok.

Amerika’nın El-Kaide ve  Bin Ladin travması yaşadığı dönemdi.

Espri yapayım dedim;  “Ladin’den korktuğunuz kadar yağmurdan da korkuyorsunuz sayın Başkan, bizde bunlara kış yağmurları denir, güler geçeriz…”

Buz gibi bir hava esmişti odada.

 

***

 

Biz güler geçeriz.

Sırtımızı duvara yaslayıp güneşin tadını çıkarır meteoroloji uzmanlarıyla da dalgamızı buluruz.

Sonra da pastırmaya yumurta kırıp anın tadını çıkarırız.

Carpe Diem

Ama vahşet sürüyor hala dünyada.

Biz umursamasak da…

 



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı