Sürekli yazar, çizerim, ben bu ülkenin artı değer yaratmasından yanayım. Üretime geçmesinden yanayım. Ambargo, cart curt dinlemek istemiyorum…
Ben elimde taşıdığım telefonun teknolojisine sahip bir telefon şebekesi istiyorum evimde de.
Elektriği üretenler en ucuzu, en gelişmişi kullansınlar, beni bu devirde karanlığa ya da borçlanmaya mahkum etmesinler istiyorum…
Gelen suyla adam gibi, ekonomik değeri olan ürün yetiştirilsin istiyorum.
300-400 bin kişiye hizmet edecek bir sağlık sistemi, atla deve değil, ona ulaşmak istiyorum.
Devletim kazansın, halk da refaha ulaşsın istiyorum.
Ve görüyorum ki, büyük düşünen, cesaret eden, yatırım yapan, kazanıyor. Hem de ne kazanmak.
O zaman dış yatırım mı, özelleştirme mi, her ne ise yapalım artık.
Karşısında durmanın alemi yok bu devirde. Daha iyi yaşamak hakkımız. Bunun önünde kim duruyorsa, ona da sonuna kadar tepkiliyim. Çünkü o “Bizim, biz yöneteceğiz” diye ağızlarda sakız edilen sloganın, Türkiye’den gelecek para kadar hükmü olduğunu biliyorum. “Biz böyle iyiyik” diyenlerin, sözde mücadele ettikleri statükonun gerçek bekçileri olduklarını da biliyorum.
Ama ne yapacaksak, adam gibi yapalım, bugüne kadar yaptıklarımız gibi değil, açığı olmayan, devletin de halkın da gerçekten kazanacağı, sonuçta zarar görmeyeceğimiz, istismara izin vermeyen sözleşmelerle…
Bugün size, Cyprus Mail gazetesinde 24 Ocak tarihinde yayınlanan, Loucas Haralambous’un makalesinden alıntılar yapmak istiyorum…
Haralambous, “Sendikal faşizm”den bahsediyor. Ve bu sendikal faşizmin, partilerde demagoglar yarattığını, bu iki kesimin birbirlerine hizmet ettiklerini savunuyor…
“Bizim dışımızda, başka ülkelerde sendikaların başlıca gailesi, çalışma şartlarını iyileştirmek, üyelerinin yaşam kalitesini yükseltmekken, dünyada bizden başka, devletin malı olan elektrik ve telekomünikasyon kurumlarında istediklerini zorla yaptıran başka sendikalar var mıdır bilmiyorum” diyor…
Tabii bu noktada, meslektaşım Haralambous’a buradan sesleniyorum, evet be gumbaro var, komşunda…
Her neyse, sendikaları, “devleti kendilerinin yönettiğini sanan acımasız çetelere” benzetiyor ve yaptıklarının çalışanlarına hiç bir faydası olmadığını savunuyor. Aksine ekonomiyi durdurduklarını, insanların gündelik yaşamını olumsuz etkilediklerini yazıyor. Son olarak da, ekonomik krizle binlerce insan işsiz kalırken, çalışanlarının diğer kamu kurumlarına göre ayrıcalıklı maaş aldığı Kooperatif Merkez Bankası’nda sendikanın hayat pahalılığı oranını arttırmak amacıyla greve gitmesini örnek gösteriyor.
Bir başka örneğine ise çok güldüm. Baf Belediye Başkanı, işlerinin başında olmayan çalışanların peşine düşmüş, birini kız kardeşinin evinde, birini bir kafede, bir diğerini kumar oynarken bulmuş, sonuncusu da “kişisel nedenler” göstererek ortadan kaybolmuş. Sonuçta ne olmuş biliyor musunuz, Başkan’ı desteklemesi gereken sendika, bu dört çalışanın maaşlarından kesinti yaptı diye Belediye’de eylem yapmış… Tabii bizde böyle şeyler olmaz…!
Ama Haralambous’un bir cümlesi var ki, o işte Kıbrıs’ın sadece Güney’ini değil, tümünü çok güzel tarif ediyor…
“Kıbrıs’ta muhalefet demek, ne kadar mantıksız, aptalca da olsa da, hükümete karşı olan her hareketi desteklemektir… Muhalefete göre sendikalar her zaman haklıdır, çünkü onları desteklemek gelecek seçimi kazanmayı sağlayabilir”…
Nasıl ama, ben söylemiyorum, Güney’den bir meslektaşım söylüyor…
Ben de diyorum ki, bir çözüm olur da, buradakilerle oradakiler güçlerini birleştirirse, biz bunun içinden nasıl çıkacağız..?
YERİN KULAĞI VAR
MAAŞLARI EVE YOLLASINLAR:
Sendikalar Maliye Bakanı Birikim Özgür’ün mesai saatlerinde yapmayı düşündüğü değişikliğe anında tepki göstererek, Özgür’ü, hükümetin beceriksizliğini örtmek için suçu çalışanların ve sistemin üzerine atmakla suçladılar. Günde 12-14 saat çalışan özel sektördekiler ne desinler? Utanmasalar, maaşlarının da eve gönderilmesini talep edecekler…
KIB-TEK AÇIKLAMA YAPMALI:
Özellikle elektrik kurumunun tüketicilere gönderdiği son faturalarla ilgili çok sayıda şikayet alıyoruz. Gelen faturalarda önemli bir fazlalık olduğuna inanan tüketiciler, faturalara yansıyan bu anormal artışların nedenini merak ediyorlar. Eminim onlara da böyle şikayetler gelmektedir. İyisi mi Kıb-Tek yetkilileri çıkıp bir açıklama yapmalı ve tüketiciye, faturalardaki artışı izah etmelidir…
KİM BU PARTİLİLER:
Bir gazetenin, “Tahsin Ertuğruloğlu gitsin mi kalsın mı?" sorusunu sorarak anket başlattığını ve bu anketi iki UBP'linin ilgili gazeteye para karşılığı yaptırdığını iddia eden Ulaştırma Bakanı Ertuğruloğlu, keşke bu isimleri “parti içi bir konu” diyerek geçiştirmek yerine topluma açıklasaydı. Herkes de kimin, ne niyetle böyle bir anket yaptırdığını bilseydi…
İKİ TOPLUMLU SUÇLAR TAVAN YAPMIŞ:
Suç ve Cezai Konularla İlgili İki Toplumlu Teknik Komite, 2008’de Kıbrıs müzakere sürecine paralel olarak kurulmuştu. Her iki tarafı ilgilendiren konularda, Kıbrıs Türk ve Rum Polislerinin de işbirliği yaptığı bir platform oldu. Komite’nin 6 yıl içerisinde 3000 vakayla ilgilendiği açıklandı. Kaçakların saptanması, çalınan mülkler, çocukların ana ya da baba tarafından alınması, yasadışı göçmenler ve ailelerin ihbarları, para aklama, yol güvenliği, uyuşturucu, silah ve terörizm gibi konularda, Kıbrıs Rum tarafından 1,989, Kıbrıs Türk tarafından 1,402 başvuru olmuş. Sanırım müzakerelere bağlı Komitler’den hiç biri bu komite kadar mesai yapmamış.
EL İNSAF:
Eleştirecek bir şey bulduk ya, muhatap olan da olmayan da ahkam kesmeye devam ediyor. Olmayan rüşvet olayı üzerinden, olmuş gibi davranarak memleketi kurtardığımızı sanıyoruz. Ama karar verilmiş, elimizde de bir hedef, herkes fetva veriyor, kendini mahkeme yerine koyup, karar veriyor. Olmayan paranın nasıl yendiği anlatılıyor, yazılıyor. Hele de deveyi hörgücüyle götürenler etrafta gezinirken. Keşke aynı duyarlılığı en baştan gösterebilseydik. Hani bir laf var, insaf be kardeşim…
MUTSUZ KİM:
Akıncı ve Anastasiadis Davos’tan, AKEL Genel Sekreteri Ankara’dan döndüler. Hepsi de ziyaretlerden oldukça memnun kaldıklarını söylüyorlar. Eğer herkes mutluysa, birilerinin de mutsuz olması gerekecek. Onun da kim olduğunu yakında öğreneceğiz…
FOTO GÜNDEM…
Bu fotoğraf Ortaköy’de çekildi. Çoğunlukla öğrencilerin kaldığı bir apartman. Çöp kutusu yok aylardır. Belediye işçilerinin canı çıkıyor yerden bunları toplayana kadar. Pisliği de cabası… Ama kimsenin de umuru değil…
SIRADIŞI 27 OCAK 2016
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: “Talat ve Hristofyas döneminde, ‘ya şimdi, ya hiç bir zaman’ denen o gerçekçi olmayan ve iki lideri toplumları önünde beklenti ağırlığı altında ezdiren yaklaşım gibi, şimdi de bu ‘son şans’ sözü ellenmektedir. Çözümsüzlüğün uzun yıllardır verdiği bıkkınlıkla da bu söz, temel bulmaktadır. Ha, bu sözden, ‘sinekten yağ çıkartmaya’ çalışmak gibi, en fazla yağ çıkartmaya çalışanlar da iki tarafın statükocularıdır…”.
DİPTEKİLER
Belediyeler Batar Tabii: DPÖ, yerel yönetimler raporu açıklamış. Belediyelerin en büyük gider kalemi, aynen kamu gibi, maaşlar… Düşünün maaş ödemek için çalışan belediyelerimiz var… Yatırım yok, taş üstüne taş koyma yok, çağdaş hizmet yok, habire istihdam yapmışlar, şimdi vatandaştan alamadığı hizmetin vergisini toplayıp, maaş ödemekteler. İşte rakam, 2006 yılında 68.7 milyon olan personel giderleri, 2014 yılında 179.4 milyona ulaşmış. Daha ne olsun…
































