Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİYOLOJİK VE KİMYASAL SİLAHLARIN YARATTIĞI KORKULAR: BİYOTERÖRİZM

Ortadoğu’da kimyasal savaşın en somut ve yıkıcı şekilde yaşandığı 1980–1988 İran-Irak Savaşı döneminde, Irak, savaş boyunca hardal gazı, tabun ve sarin gibi kimyasal ajanları sistematik biçimde kullandı. O dönemde yaşanan Halepçe katliamı (1988) hiç unutulmadı ve 100.000’den fazla İranlı kimyasal saldırılardan etkilendi.

Kimyasal savaş ile ilgili korkular o dönemde Türkiye’de de hissedildi, gaz maskeleri satın alındı, çok sayıda toplantı ve bilimsel etkinlikler yapıldı, toplumun bilinçlendirilmesine yönelik birçok çalışmada yer aldım, daha sonra Sağlık yönetimi Profesörü olarak afetler konusunda birçok çalışmaya da imza attım.

İran, savaş sırasında kimyasal saldırılara maruz kaldıktan sonra kendi kimyasal kapasitesini geliştirmeye başladı. Dolayısıyla günümüzde yaşanan korkuların temeli bölgede sürekli yaşatılan/yaşanan savaş riskleri nedeniyledir. Güneyde var olan üstler nedeniyle de bu korkulara bizler de maruz kaldık.

Biyolojik ve kimyasal silahlar, kitle imha silahı olarak bugüne kadar kullanılmış diğer silahlara birçok açıdan üstünlük sağlayan özellikleri nedeniyle en tehlikeli silah olarak nitelendirilebilirler.

Aslında Biyolojik silahların kullanımı çok eskilere dayanmaktadır. Bu konudaki ilk denemeler düşman ordularının içme suyu kuyularına atılan hayvan ölüleri ve Ortaçağ’da vebadan ölenlerin cesetlerinin düşman kalelerinden içeri atılmasıdır.  İngilizlerin 1754-1767 yılları arası Amerika kıtasının kuzey yarısında süren savaşta çiçek hastalarının yattığı hastaneden aldıkları, hastalık bulaşmış battaniyeleri ve mendilleri Kızılderililere yollayarak başlattıkları salgın 200 yıl kadar yerli toplumdan silinmemiştir. Almanya I. Dünya Savaşı’nda geliştirdiği biyolojik silahlarla önce Rusya’ya gönderilecek olan koyunlara şarbon ve ruam mikropları sonra da Fransız birliklerinin atlarına ruam hastalığını bulaştırmıştır. Japonya 1932’den II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Mançurya yerleşim bölgesinde 150 bina ve beş uydu kamptan oluşan komplekste 3000 bilim adamı ve teknisyenden oluşan bir kadroyla biyolojik silah çalışmaları yürütmüştür. Bölge hapishanesindeki mahkumlar üzerinde denenen şarbon, veba, kolera, menenjit, dizanteri, bruselloz etkeni bakteriler, 1932-1945 arasındaki 13 yılda 10.000 mahkumun ölümüne neden olmuştur. Mahkumlar üzerinde denediği bakterileri biyolojik silaha dönüştüren Japonya Çin’deki 11 şehirdeki içme suyu kaynaklarına Salmonella ve Vibrio cholerae bulaştırmış, evlerin içine spreylerle şarbon sporları püskürtmüş, Yersinia pestis (veba etkeni) taşıyan uçaklarla şehirlerin üzerine, her atakta yaklaşık 15 milyon bırakmıştır. ABD’de 1942’de şarbon ve bruselloz odaklı biyolojik silah üretme çalışmaları başlatılmıştır. Kore Savaşında Kuzey Kore’ye, Sovyetler Birliği’ne ve Çin’e karşı biyolojik silah kullanmakla suçlanan ABD, biyolojik silahlara sahip olduğunu fakat bunları kullanmadığını uluslararası planda deklare etmiştir.

Eski Sovyetler Birliği’nde 1979’da Sverdlovsk’ta bir askeri bölgede, laboratuvardan kazayla sızma sonucu şarbon basilleri 50 km çaplı bir alana yayılmış ve salgında 66 kişi ölmüştür. 1992’de Boris Yeltsin bu sızmanın biyolojik silah üretimi sırasında olduğunu açıklamıştır.

ABD de 11 Eylül sonrasında, Florida’da ve New York’ta açılan mektuplarda bulunan beyaz toz bir madde nedeniyle görevlilerin tedavi altına alınması; daha sonra Cincinatti kentinde bir vergi dairesinin çalışanlarının topluca karantinaya alınması, Microsoft’un Nevada’daki merkezine Malezya’dan gönderilen bir mektupta toz rastlanması ve firmanın 75 çalışanının görev yaptığı bu ofiste görülen vaka ve tedavi çalışmalarına başlanması  ürkütücü boyutlara ulaşmıştır.   Almanya Başbakanı Schröder’in bürosunda, Hollanda’da bir bilgisayar şirketinde, Kanada Parlamentosu’nda, Belçika’da, Fransa’da, Estonya ve İsrail’de şüpheli paket ve zarflar incelemeye alınırken, Avustralya’daki Amerikan ve İngiliz elçilikleri geçici bir süre için boşaltılmıştır.

BİYOLOJİK VE KİMYASAL SİLAHLAR NELERDİR?

 

ABD’deki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (Centers for Disease Control and Prevention, CDC) biyolojik silah olarak kullanılabilecek etkenleri üç gruba ayırmıştır.

  1. A Kategorisinde “En tehlikeli, ideal biyolojik silah tanımına en yakın, ortama yayılması en kolay sağlanabilen, öldürme oranı yüksek, halk arasında panik ve sosyal patlamalara yol açması beklenen” hastalık etkenleri bulunur. Bu kategorideki etkenler Variola major virüsü (çiçek); Bacillus anthracis (şarbon); Yersinia pestis (veba); Clostridium botulinum toksini (botulizm); Francisella tularensis (tularemi); Ebola, Marburg, Lassa ve Junin viruslarıdır (Hemorajik Ateş).
  2. B Kategorisinde “2. derecede tehlikeli” etkenler bulunur: Coxiella burnetii (Q ateşi), Brucella spp (bruselloz), Burkholderia mallei (ruam, glanders), Alfaviruslar (ansefalomiyelit), Clostridium perfringens epsilon toksini, Ricinus communis risin toksini, Stafilokok B-enterotoksini.

    Su ve besinlerle bulaşanlardan Salmonella spp, Shigella dysenteriae, Escherichia coli O157:H7, Vibrio cholerae ve Cryptosporidium parvum da bu kategori içindedir.

  3. C Kategorisinde “Bugün az, gelecekte daha çok tehlikeli” olabileceği varsayılan etkenler yer alır. Bunlar Hantaviruslar, Nipah virus, keneyle bulaşan hemorajik ateş

virusları, keneyle bulaşan ansefalit virusları, Sarı humma virusu, çoğul dirençli (MDR) Mycobacterium tuberculosisdir.

Kimyasal silahlar ise kabaca aşağıdaki gibi gruplandırılabilir.

 

1-Sinir gazları: Sinir iletimini engellediklerinden, kısa sürede ölüme yol açarlar. Sarin, Tabun, Soman, VX. Hitler’in talimatıyla 1936-1944 yılları arasında sentezlenmişlerdir. Japonya’da bir tarikatın Tokyo metrosuna yaptığı saldırıda Sarin gazı kullanılmıştır. Halepçe’de ise Tabun gazı kullanılmıştır.
2-Yakıcı tahriş edici gazlar:Gözler,cilt ve solunum yolu dokuları ilk etkilenen bölgelerdir. Öldürücü değilse de önemli ölçüde sağlık sorunlarına neden olurlar. Hardal gazı, lewisit, fosgen oksim.
3-Boğucu gazlar: Solunum yollarını ağır olarak tahrip edip, akciğer ödemine neden olurlar. Fosgen, klor, kloropikrin.
4-Kan zehirleri: Öldürücüdürler. Siyanür, Siyanojen klorür. Hitler’in gaz odalarında da bir siyanür bileşiği kullanılmıştır.
5- Kapasite bozucular: LSD, BZ gibi davranış bozukluğuna neden olanlar ya da CA, CN, CS gibi göz, cilt ve solunum yolları tahrişine yol açanlardır. Göz yaşartıcı bomba örnek olarak verilebilir.
6-Bitki öldürücü aeresoller: Bitkileri öldüren ya da toprağı zehirleyen ajanlardır. Vietnam’da ABD bu çeşit  aeresolleri kullanmıştır.

BİYOLOJİK SİLAHLARIN KONTROLÜ

Kimyasal ve biyolojik silahların ve zehirli gazların savaşlar sırasında kullanımını engellemek üzere 1925’te Cenevre Protokolü oluşturulmuştur. Bu protokol, biyolojik silahların savaşta kullanımını yasaklıyor fakat araştırılmasını, üretilmesini ve stoklanmasını engellemiyordu. Protokolü imzalayan ülkelerden bazıları çalışmalarına devam etmiş, ABD ise protokolü imzalamamıştır.  Dünya Sağlık Örgütü’nün konuyla ilgili yayınladığı rapor sonrasında 1972’de, uluslararası planda biyolojik ve toksik silahların geliştirilmesini, üretilmesini, bulundurulmasını, stoklanmasını ve başka ülkelere transferini yasaklayan bir anlaşma metni oluşturulmuştur. 1972 protokolü 143 ülke tarafından imzalanmıştır, 18 ülke sonradan katılmış ve 1975’te yürürlüğe girmiştir.

NATO potansiyel biyolojik silah olarak 31 patojen tanımlamış ve öncelikli olanları şarbon, çiçek, veba, tularemi, bruselloz etkenleri ve botulinum toksini olarak açıklamıştır. Önceden 11 etkenle biyolojik silah çalışması yaptığını 1994’te açıklayan Rus uzmanlara göre: ideal biyolojik silah tanımına en uygun etkenler çiçek (variola/smallpox) etkeni Variola major virüsü, şarbon (anthrax) etkeni Bacillus anthracis, veba (plague) etkeni Yersinia pestis, botulizm etkeni Clostridium botulinum toksinidir.

NELER YAPILMALI?

Bu konudaki genel algı, “Toplu yok oluş” korkusudur. Medyada  çoğu zaman abartılı veya spekülatif senaryolar yer almaktadır ve politik düzeyde de caydırıcılık aracı olarak kullanılmaktadır. Oysa etkili bir mücadele için biyolojik ve kimyasal savaşla ilgili olarak; ülke düzeyinde,

1-Stratejik bir plan hazırlanmalıdır, Bu planda;

a- Nelerin yapılacağı,

b- Ne zaman yapılacağı,

c- Nasıl yapılacağı,

d- Kimler tarafından yapılacağı,

e- Değerlendirmelerin nasıl olacağı soruları yer almalıdır.

2-Plan uygulamaya konularak, bilgilendirme ve tatbikatlar yoluyla toplum hazır hale getirilmelidir.

3-Planlar belirli aralıklarla bilimsel gelişmelere ve tatbikat sonuçlarına göre güncellenmelidir,

Dünya ölçeğinde ise;

1-Çiçek hastalığı etkenlerinin yok edilmesine yönelik yaptırım içeren kararlar alınmalıdır.
2- Teknolojisi ileri ülkelerin ellerinde bulundurdukları biyolojik ve kimyasal etkenlere yönelik panzehir, aşı ve korunma yollarının diğer ülkelerle paylaşılması zorunluluğu getirilmelidir.
3-Tüm ülkelerde kimyasal biyolojik ve kitle imha silahlarının ortadan kaldırılmasına yönelik çalışma başlatılmalıdır.
4- Nükleer silahlanmalar durdurulmalıdır

 

Sonuç olarak, silahlanmaya ve konuyla ilgili yapılan araştırmalara ayrılan ülkelerin bütçeleri, Dünya sağlığı ve barışı için harcanmalıdır.