Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Bittiği Yerde Başlar!” (Müzaklereler!)

Mont Pelerin’e 5’li konferansın önünü açacak müzakereler  için gidildiği biliniyordu. Gerçekten de Mont Pelerin tatil beldesinde taraflar,  toprakla mülk sorununu da kapsamına alan  kriterleri saptamış,  haritada tespiti için Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve Kuzey Güney devletlerinin de katılacağı konferansa havale edecek kıvama getirmişlerdi.

       Bunların dışında henüz üzerlerinde uzlaşıya varılamayan pürüzlü konular yok muydu? Mesela TC’nin garantörlüğü sorunu hâlâ devam ediyordu! Toprak konusunda da kesin bir uzlaşıya varılmadıydı! Yönetim ve güç paylaşımında da siyasi eşitliğe aykırı düzeltilmesi gereken konular vardı…

       FAKAT: Bugün hâlâ ortada olan bu açık seçik “sorunlara” karşın çok ilginçtir mesela Mont Pelerin’de 5’li konferansa gidileceği son ana kadar,  bu sorunlar aynen yine vardı!                      Pekala ne oldu da o gün masadan ayrılıp “hele bir Yunanistan’a uğrayıp durum vaziyetleri görüşeyim” diyen Anastasiadis 5’li konferansın önünü açacağına, Yunanistan Dışişleri Bakanı (Hükümeti bile değil) Kocaş’ı konuşturarak Türk tarafının ve Ankara’nın hışmını üzerine çekti dolayısıyle müzakerelerin kopmasına neden oldu?

       Bir: Pişirilmiş kotarılmış bir taktik miydi? Taktikse o zaman hangi amaca göre senaryolaştırılmıştı?

       İki: Yoksa Rum medyasının ayazlattığınca Anastasiadis’in “budalalığından”  kaynaklı bir siyasi falso muydu?

       Üç: İster Yunanistan çıkışlı muzırlık sonucu olsun, isterse Anastasiadis’li yanlış taktik olsun… Olayın hemen ardından bizzat Anastasiadis ile Güney Rum siyasi çevreleri pişmanlık duydular mı! Evet! (Nitekim kısa süre sonra yine kendi istekleriyle müzakerelere dönme kararı aldılar! O halde Atina’da ne olduydu? Varsa eğer  hâlâ “kumpasın” neresinde olduğumuzu bilmiyoruz?)

       SONUÇTA: Mont Pelerin bozgunu ertesinde yazdıktı: “Müzakereler koptuğu yerde yine başlar!” Bu kez çok bekletmediler. Nitekim şimdilerde öğreniyoruz:  9 Ocak   Cenevre müzakerelerine  kadar müzakereciler  görüşülen tüm konuları yeniden fakat birbirlerine bağlantılı olarak görüşecekler… Yine açıklamalardan öğreniyoruz, bu görüşmelerde “toprak kriterleri”  de ele alınacak…

Arada bir konu daha hatırlatıldı ama: Dendi ki “tüm konuların birbirleriyle bağlantılı olarak görüşülmesi  11 Şubat 2014 belgesi çerçevesinde yer alıyor!”  Tabi Annan planını hatırlatıyor! Ki hangi taşı kaldırsanız altından bu planın şu veya bu ahkâmı nanik yapar size!

“UCU AÇIK:” Bu iki kelime de laf ola konmadı. Nedenine gelmeden önümüzdeki sürece bakalım: Önce 9-11 Ocak tarihleri arasında Türk Rum müzakereciler tüm “başlıkların” üzerinden bir kez daha geçecekler, pürüzleri gidermeye çalışacaklar..

11 Ocak’ta ise taraflar birbirlerine “haritalarını” sunacaklar. 12 Ocak’ta da Türkiye,   Yunanistan ve İngiltere’nin de katılımı ile 5’li konferans başlayacak..   (Pekala müzakereciler birbirlerine sundukları haritalar üzerinde uzlaşıya varmazlarsa ne yapacaklar? Mesela Türk tarafı, “Türkiye çaresine mi baksın” diyecek? Veya “Anastasiadis topu Yunanistan’a mı atacak? Yoksa taraflar zaten üzerlerinde mutabık kalmadığı haritaları nedeniye “5’li konferansa gerek olmadığına mı hükmedecekler?

“Müzakerelerin ucu açık olacak” deniyor! Yani bir bitiş tarihi konmayacak.  Neden bu kez bu kadar esnek davranılıyor. Çünkü 5’li konferans devam ederken araya AB’nin de sokuşturulması tasavvurları var!  Yani Rum-Yunan ikilisi masaya AB takviyeli destekle oturuyor ve amaç belli oluyor: “Türkiye’yi hem sıkıştırmak hem ikna etmek ve de  garantiler konusunda yumuşatıp sorunu çözmek!” (Görelim diyoruz).

ÖTE YANDAN:  Yine yazıyoruz. İki halk yan yana yaşadığı sürece ikili müzakereler türlü çeşitli konuları da içeriğine alarak hep gerçekleştirilecektir. Çünkü artık sadece Kuzey’in değil, Güney’in de Kuzey’e gereksinimi vardır. Kuzey büyüyüp geliştikçe bu gereksinim daha çok büyüyecektir çünkü aradaki sosyoekonomik farklılıkların makası daha çok kapanacaktır..

       Mesela suya Güney’in de ihtiyacı vardır, Kuzey’in gaza ihtiyacı olduğu gibi. Kaldı ki ada o kadar küçüktür ki hele artık AB’nin de yer aldığı bir Kuzey’le Güney’de keskin sınırlarla iki halkın birbirlerinden kopartılması mümkün değildir. Ve çözüm olmasa da mutlaka sosyoekonomik, sportif ve kültürel konularda iki bölge belirgin anlaşmalar yapmak zorunda kalacaklardır! (Tabi bu gelişme Güney’in tutumuna bağlıdır özellikle altını çizelim!)

       SON SÖZ:   Henüz söylenmedi! Cenevre yolu yine gözüktü orada  ne söylenecekse söylenecek ne karara varılacaksa varılacak ama hiçbir şey “son” olmayacak..