Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Birlik ve beraberlik…

Çok değil, bundan yaklaşık birkaç yıl önce…

İktidarda tek başına Ulusal Birlik Partisi hükümeti var. Eroğlu’nun Saray’a gitmesiyle birlikte partinin “abisi” konumundaki İrsen Küçük, “bir süreliğine” partinin başına ve doğal olarak da Başbakanlık koltuğuna oturuyor.
Önceleri Küçük’ün bu koltuğa oturmasına rıza gösterenler, türlü gerekçelerle başarısız olduğu ve o koltuğu terk etmesi gerektiğini dillendirmeye başladılar. Hani haksız da değillerdi. İrsen Küçük’ün başkanlığındaki hükümet, KKTC tarihinin en başarısız iktidarı olarak kabul edilmişti…
Küçük’ün başarısızlığı, Eroğlu’nun parti içi iktidarı kendi lehine değiştirme planına fırsat verdi. Eroğlu’nun desteklediği Ahmet Kaşif önderliğindeki grup isyan bayrağını açtı. Ardından mahkeme salonlarına kadar düşen ve Kıbrıs Türk siyasi tarihine bir ilk olarak damga vuran UBP kurultayı, kağıt üzerinde İrsen Küçük’ün zaferi ile sonuçlansa da, süreç iktidardaki partinin sonunu hazırlamak üzerine kurgulanmıştı…
Klikler arası kavga o kadar derinleşmişti ki, yıllar sonra elde edilen tek başına iktidarı bile feda etmekten çekinmemişlerdi. Bu süreç bizzat saraydan yürütülmüş ve kurultay sonrası düğmeye basılarak, partinin iktidardan gitmesi sağlanmıştı…
Böylece Eroğlu ile ters düşen İrsen Bey, iktidardan edilerek “intikam” alınmış oldu.
Bu 8 vekil, muhalefetle birlikte güvensizlik önergesi verdiklerinde, Küçük’ün kendilerini partiden atacağına ihtimal vermiyorlardı. Hatta tam da o günlerde Ahmet Kaşif, “UBP’den başka bir yere gidecek değiliz” bile diyordu.
UBP’den ayrılan 8 vekilin o günlerde saray ile yaşanan teşriki mesaisi gazetelere düşmüş ve “parti içi isyanın” arkasındaki ismin Derviş bey olduğu anlaşılmıştı. Ancak öyle anlaşılıyor ki, Küçük ve partisi UBP’nin iktidardan gitmesi birlerini tatmin etmemiş olmalı ki, yapılan erken genel seçimlerde başta İrsen Küçük olmak üzere partinin de kaybetmesi için, diğer tüm partilerle iş birliği yaparak “gücün kimde olduğunu” göstermekten çekinmediler…
Aslında 2013 seçimlerinin bir tek galibi vardı, o da Derviş Eroğlu’ydu… Yönettiği parti bir iken ikiye çıkmış, hem UBP, hem de DP-UG’de istediği gibi gücü eline almıştı. Artık her iki parti de Derviş beyin istediği şekilde yönetiliyordu. Ona yakın isimler her iki partinin de etkili ve yetkili makamlarına oturmuşlardı.
Bu yatırımlar, şu son dönemde her iki partinin yarıştıkları “Adayımız Eroğlu” açıklamaları içindi zaten. Sonuç olarak Eroğlu-Küçük kavgasının faturası UBP’ye kesilmiş, 3 yıllık iktidar macerası yine kendi partilileri ve Onursal Başkanları tarafından sonlandırılmıştı. O günlerden bugünlere yaklaşık iki yıl geçti. Ancak kadere bakın, zamanında UBP’yi iktidardan edenler, şimdi “biz zaten UBP’den hiç ayrılmadık” diyerek geri dönüş sinyali vermekteler…
Ama daha da acısı, UBP, dün kendilerini iktidardan eden, seçimlerde diğer partilerle işbirliği yaparak vekil sayısının 14’e düşmesine neden olan kişinin kapısını aşındırmakta…
Önceki gün Eroğlu hem UBP, hem de DP-UG’yi ziyaret etti. Gazetelerde fotoğrafları gördük. Dün İrsen Küçük’ün elini havaya kaldıranların bugün yine elleri havada, yüzlerde gülücük, herkes hayatından mutlu ve mesut. Niye?.. Çünkü Derviş Bey kendilerinden, seçimi ilk turdan kazanması için, “birlik ve beraberlik” içinde hareket etmelerini istemiş…
Kimse de kalkıp, “Sayın Eroğlu, iki yıl önce partinin içini karıştıran, partinin hükümetten düşürülmesine ön ayak olan… 2013 yılındaki genel seçimlerde, hem de son yerel seçimlerde UBP adaylarının kaybetmesi için diğerleri ile işbirliğine giden siz değil miydiniz; birlik ve beraberlik diyorsunuz ama bu iki partinin de hem birliğini, hem beraberliğini bozan siz değil misiniz” diyemedi.
Yalnız, deniyor ki, UBP’nin tamamı Eroğlu’nun aday çıkmasını istemiş. Çıksın da sandıkta kalsın diye. O bilince vardılar mı bilmem. Şu anda görünen, her birinin partilerine ve kendilerine yapılanları içine sindirdiğidir…

 

YERİN KULAĞI VAR
SERBEST LİMAN ÇALIŞANLARI HUZURSUZ:
Serbest Liman Müdürü ile ilgili ciddi şikayetler geliyor. Göreve gelişiyle birlikte baş gösteren huzursuzluk ve iddialar oldukça ciddi. Kendi personeline yönelik suçlamalarda bulunan ve çalışanları birbiriyle çatışma noktasına getiren Müdür’le ilgili rahatsızlıkların dayanılmaz bir noktaya geldiği iddia ediliyor. Kendi personelini korumak bir yana, olmadık iddialarla da suçlayan müdürle ilgili yetkililerin devreye girmemesi durumunda, hoş olmayan hadiselerin yaşanabileceği de iddia ediliyor… En azından personelin yaptığı ağır ithamları dinleyecek birileri görevlendirilip, iddialar araştırılsın.

GERÇEK OLABİLİR Mİ:
Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim, ocak ayındaki indirim için önümüzdeki günlerde Hükümet’e gerekli önergenin sunulacağını açıklarken, Nisan ayında elektrik fiyatlarında bir indirimin daha hedeflendiğini söylemiş. Bizler, hem de iki kez indirime toplum olarak pek alışık değiliz. Keşke alıştıra alıştıra söyleseydi, sürekli bindirime alışmış bir toplum olarak, bu tür haberler toplumsal bir travmaya neden olabilir…

MAĞUSA ARTER’İN ÇİFTLİĞİ Mİ:
Hüseyin Ekmekçi, Mağusa Belediyesi’nde 4 ay içinde, tamamen partizanlıkla istihdam edilenlerin sayısının 50’yi bulduğunu yazdı dün. Ve Mağusa’nın da LTB’nin yolunda gittiğini ekledi. Ben bir şey daha ekleyeceğim; İsmail Arter, Cemal Bulutoğluları’nın anıldığı gibi anılmak için o kadar beklemeyecek. Şimdiden adı ayyuka çıktı bile…

AYRANIMIZ YOK İÇMEYE:
Son günlerin en flaş haberi ülkeye yapılacağı duyurulan tramvay projesidir herhalde. Keşke olsa ama bırakın tramvayı, arabaların bile gideceği doğru dürüst yolu olmayan, tramvay yolu için elinde arazisi olmayan bir hükümet veya belediye, bu tür projelerle değil de, daha gerçekçi projelere yoğunlaşsa daha iyi olmaz mı…

BU ADAM NASIL SERBEST KALIR:
Adam marketi bıçakla basmış, kasiyeri ölümle tehdit etmiş; “Çık dışarı seni öldüreceğim” demiş. Ama mahkeme, teminatla serbest bırakmış. Nasıl iş? Niye yargılanacağı güne kadar tutuklu kalmıyor? Bu sefer niyetini gerçekleştirsin diye mi? Bazen mahkeme kararlarını anlamak mümkün değil…

O ZEMİNİ KAYBEDEN BİZİZ:
Türkiye’nin AB Bakanı Volkan Bozkır, KKTC’nin varlığı inkar edilse de, tüm demokratik kurumlarıyla ve seçimleriyle var olduğunu belirtmiş ve “Bu gerçeği, inkarı yapanların akıllarına tekrar sokmak gerekiyor” diye konuşmuş. Sayın Bozkır, yıllar yılı, Kıbrıs Türklerinin fotoğrafın bir parçası olduğunu göz ardı eden politikanın dışında bir şeylerden bahsediyor. O zemini geri almak, kaybetmekten daha zor. Ancak Kıbrıs konusunun karşılıklı pozisyon almakla ilgili olduğunun hatırlanması da bir şey…

ZİRVEDEKİLER
Göksel Saydam: “Özellikle de otorite boşluğunun bulunduğu, birçok kamu görevlisinin yeterli mesleki eğitime sahip olmadığı, yüzlerce sivil toplum örgütünün başında olanların, yıllarca değişmediği gibi, ciddi denetime de tabi tutulmadığı veya birçok yasal boşlukların bulunduğu KKTC’nin, her türlü faaliyetleri mutlaka denetime tabi tutulmalıdır…”

DİPTEKİLER
İsmail Arter: DAÜ VYK Başkanı Arter resmen ateşle oynuyor. Siyasilere teslim olan Arter’in, senato üyelerine gönderdiği mektupta, “Üniversitemizin içinde bulunduğu bu sıkıntılı sürecin aşılması aşamasında, olağanüstü bir senato toplantısının yapılmaması ve daha çok gerginlik yaratılmaması büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla senato üyelerinin bu konuda duyarlılık göstereceğine inancımız tamdır” diyor. Dertleri Meclis’e gönderdikleri rektör vekili atama yetkisi çıkana kadar senatoyu oyalamak. Sonra, akademik özerklik zaten ortadan kalkacak.