Köşe Yazarları

Birlik, mücadele, dayanışma…







Öyle görünüyor ki CTP’de kabak birkaç kişinin başında patlayacak. 2013 erken genel seçimleri sonrası parti içerisinde yaşanan ve son yerel seçimlerde tavan yapan “ihanet” krizi, partiyi de hükümeti de iş yapamaz duruma getirdi. Aylardır sorunu çözmek yerine, halının altına süpürmenin artçıları, son yerel seçimlerde beklenenin üzerinde hasara yol açtı. Yıllardır CTP ile özdeşleşen, “Birlik, Mücadele, Dayanışma” sloganı da ters yüz olma yolunda…
Gerçek olan şu ki, son yıllarda, eskiler ve yeniler arasında ideolojik bir kavga sürmekte, partide bir değişimin yaşanmakta, daha doğrusu bu yönde adımlar atılmak istenmekte. Kamuoyuna ilk önce, “bıyıklılar-bıyıksızlar kavgası” olarak yansıyan ve 2013 seçimleri sonrası su yüzüne çıkan kriz, son yerel seçimlerle birlikte daha da derinleşti…
Krize zamanında müdahale etmeyen yönetim, son seçimlerde bunun faturasını çok ağır ödedi. Öngörü yoktu. Ancak iş işten geçtikten sonra krizin ne kadar da büyük olduğunu kavradılar. O vakte kadar da kriz zaten tehlikeli boyutlara ulaşmıştı…
Özellikle son yerel seçimlerde kaybedilen 3 büyük kentten Mağusa, bu tartışmaların odak noktasına yerleşmiş durumda. Hatırlayacaksınız ilk kıvılcım da orada yakılmıştı. Şimdi ise basına sızdırılan bazı isimler üzerinden, sanki de birileri dövülmek isteniyor gibi geliyor bana…
İlk günden beridir yazdığımız ve öne çıkardığımız otorite boşluğu, ne yazık ki henüz aşılmış gibi görünmüyor. Her kafadan, daha doğrusu her ilçeden farklı bir ses çıkmaya devam ediyor. Örneğin Mağusa İlçe Başkanı, seçimlerde adayın aleyhine çalıştığını iddia ettiği bazı partilileri suçlarken, Girne İlçe Başkanı seçimin kaybedilmesini, parti yönetiminin “yanlış aday” çıkarmasına bağlıyor. Lefkoşa’da seçim kaybeden Kadri Fellahoğlu ise, hem partilileri, hem de yanında durmadığını iddia ettiği parti yönetimini suçluyor…
Hükümetin büyük ortağı olan ve Başbakanlık dahil, birçok bakanlığı elinde tutan CTP, vatandaşa verdiği sözleri yerine getirmek, ülkenin önünü açacak projelere imza atmak yerine, iktidar olduğu günden beridir, kurultay, seçim ve parti içi kavgalarla uğraşmaktan iş yapamıyor. Toplumun ve kendisine oy verenlerin beklentilerini karşılamaktan çok uzak. Yakın geçmişte çok daha güçlü bir şekilde geldiği iktidardan nasıl gittiğini unutmasın. Hatırlayın, o dönemde de yine bazı fraksiyonlar ve hükümette yapılan yanlışlıklar, erken seçim kararı almaya mecbur etmişti. Bugünkü iktidarda, o gün yapılan hataların fazlası yapılmaktadır. Parti ise bugün, düne göre çok daha bölünmüş ve yıpranmış durumdadır. Dışarıda herkes, ellerini ovuşturup, CTP’nin düştüğü durumu keyifle izlemektedir. Yapılması gereken, birlik, dayanışma ve mücadele ruhunu yeniden canlandırmak olmalıdır…   
Öncelikle, partinin kendi kendi ile yüzleşmesi şart. Tüm art niyetleri ortadan kaldırıp, kendi özeleştirisini de yaparak ve de  geçen seneki seçimlerden kalan hesabı da kapatarak, sorunu temelden çözmelidir.
Sonuç olarak bu günkü CTP yönetimi, geçmişi ile de yüzleşmek zorundadır. Olayın temeline inmeden, günü kurtarmak adına alınacak önlemler, ileride tamiri çok daha vahim boyutlara ulaşacak yeni krizlere neden olacaktır…
“Sana ne”, denebilir. Ancak demokrasinin kurumları bir bir çökerse, demokrasinin kendisi de zarar alacaktır. Halihazırda, 40 yıldır çatırdayan sistem, ülkeyi de çökertme noktasındadır. Bizim istediğimiz, tüm partilerin adamcılıktan, bencillikten uzak, toplumcu birer yapıyla bu sistemin içinde yer almasıdır. 




YERİN KULAĞI VAR
AZ BİLE SÖYLEMİŞ:
Ekonomist Radar Reşat, ülkemizdeki çevre kirliliğinin siyasette yaşanan kirliliğin yanında zemzem suyu ile yıkanmış kaldığını söylüyor ve siyasi kirliliği çirkefe benzetiyor. Kimse kızmasın, belki bunlar ağır sözler ama şöyle bir etrafınıza bakın, bence az bile…
 
İSTENİRSE OLUYORMUŞ:
Dünkü birçok gazetede iki haber dikkat çekti. Bir tanesi telefonda ucuzluk döneminin başlayacak olması, bir diğeri ise trafiğin en yoğun olduğu saatlerde, belli tonajdaki kamyonların trafiğe çıkışının engellenmesi. Peki ama yıllardır bunları yapmak bu kadar mı zordu? Hep diyoruz, önemli olan niyet. İstenirse oluyormuş demek ki…



ANLAMLI BİR GÖRÜŞME:
İskele’de DP’nin yerel seçimlerde aldığı yenilgiden sonra görevden alınacağı tartışmaları yapılan Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Hamit Bakırcı’nın, Türkiye Başbakanı Erdoğan ile 45 dakikalık görüşmesi gerçekten manidar.  Anlaşılan Türkiye ziyaret programında yeralmayan bir görüşme olmuş. Dün konuştuğumuz DP çevrelerinden dostlar da, Serdar Denktaş’ın olaya bakışını merak ettiklerini söylüyorlardı…

BİR GARİP İHALE:
Kıb-Tek akıllı sayaç ihalesinde, önce kaybedenler dava açtı. Ardından yönetim onları dava edeceğini açıkladı. Mahkeme, ihaleyi alan iki şirketi de ilk davaya müdahil etti. Demek ki, ortada bir tuhaflık var. Bir tek ihalede bu kadar şaibe çıkar mı? Bu ülkede çıkar. Bütün bunların sebebi bence kuralsızlığın kural olması, “Ne var yani, idare et” anlayışı. Sistemin kusuru yok. Kusur, sistemin doğru işlemesini sağlayamayan otoritede. Yıllarca adam kayırmacılık yapıldığı için, kimse kimseye güvenmiyor…

İSTEMEZ, KALSIN:
Haberin başlığını okuyunca ister istemez insan ayrıntılara da bakıyor. Neymiş efendim, bazı sendikalar, ekonomik paket ile  Kamu Çalışanlarının Maaş Ödenek ve Ücretlerini Düzenleyen Yasa’ya karşı  mücadeleyi yükseltme kararı almış. Duyan da on binlerin sokaklara döküleceğini sanır. Bir yılı aşkındır aynı teraneyi dinliyoruz. Mücadeleyi yükseltseniz ne olur. Daha önce de gördük, 30-40 kişi Meclis’in önünde bildiri okuyup, gidiyor, aylar sonra bir bildiri daha yayınlıyorsunuz. Arkanızdaki destek her geçen gün azalıyor, nedenini ise siz bizden daha iyi biliyorsunuz… 

NİHAYET:
Sahte kimlik olayları sıklaştığında, demiştim ki, “Bu işin bu ülkede bağlantıları var. Belki kimlikler buradan temin ediliyor. Polis bu bağlantıların peşine düşmeli”… Baktım iki yıl olmuş. Ve nihayet o sahte kimlikçilerden birini gerçekten de KKTC’de faaliyetteyken bulmuşlar. Sevinmeli miyiz, üzülmeli miyiz bilemedim…

ZİRVEDEKİLER
Radar Reşat: “Ne yaptınız, iki ay- üç ay tatile çıkmak için? Senenin yarısı hasıl olmadan yapmış olduğunuz hareketlerde geçti. Büyük bir kısmı gündem dışı konuşmalarla geçti. Meclis tatile çıkmış. Halk mağduriyet içerisinde kıvranıyor, senin bir hayli sorunların var. Sorunun olmayan sektörün kalmadı! Nedir bu lüks..?”

DİPTEKİLER
Şüphe: Ben de bu Komite işini anlamıyorum. Bir cinayet ve bir intihar. Evet, olay vahim olmasına vahim. Ancak iş polisin işi, savcılığın işi. Bunların dışında bir otoriteye bağlamak, ya da araştırma istemek, bu iki kurumun işlerini tarafsız olarak yapmadıkları anlamını doğurmaz mı? Eğer öyle düşünülüyorsa, onun gereği bellidir. Ve o da komite kurmak değildir.









Başa dön tuşu