Siyasi soruna yönelik değerlendirmelerimizi eninde sonunda çözüm olacağı ihtimali üzerine kurgulandırıyoruz. Aslında bizatihi “çözümsüzlüğün de çözüm olduğu” gerçeğinde sözünü ettiğimiz “çözüm” tabi ki “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”dir. Tanınmamış da olsa “vardır!” Defakto devlet de olsa yine vardır! O kadar vardır ki şu anda “federal sisteme” dayalı yeni bir “çözüm” arayışına katılan “siyasi unsurlar” bu devletin “seçimle yönetim kademelerine gelmiş siyasileridir ve temsil ettikleri devlet KKTC’dir!
MESELA. Baş müzakerecimiz Akıncı KKTC’deki seçim sonucunda Cumhurbaşkanlığı makamına getirilmiş politikacımızdır. Karşısında bu “makamı” tanımadığını söyleyen bir diğer seçilmiş fakat “tanınmış devletin” Başkanı Anastasiadis vardır ve hiç eveleyip gevelemeye gerek yok, müzakereleri Akıncı ile “eşit koşullarda” sürdürmektedir…
Kaldı ki “tanınmamış” denilen Türk devletinin Anayasası, Meclisi, Hükümeti, Başbakanı, Bakanları, kurumları… Vardır. “Tanınmamak” Kıbrıs Türk halkının bu devlet hiyarerşisi içindeki “varlık” nedeni ile önemini olumsuz etkilemez. Aksine “demokratik” yapısı ile “öne” bile çıkar. Ki bir gün “pulları, Meclis çalışma ve belgeleri, yönetim mekanizması, her iki buçuk yılda gerçekleştirdiği erken seçimleri ile” hem “değer” bulacak hem “tarihi” önemi içinde yerli yerine konacaktır…
DEVLETİMİZLE İFTİHAR EDERİZ. Edilmez mi? Daha dünyada TC dışında tek bir Türk devleti yokken bu Kıbrıs Türk halkı bir avuç nüfusu ile “devlet” olduydu.. Hem de “yedi düvelin baskı ve ambargolarına karşın!” Nitekim tanımadıkları fakat yıkamadıkları bu devleti sonunda “çözüm için müzakere masasına davet eden, karşısında ceket ilikleyen” Rum liderliği ile AB ve ötesi güçler adada yeni bir federal sisteme dayalı çözüm ararlarken, kendi “tanınmış devletlerinden” feragat ederlerken, “tanınmamış devlet” durumundaki KKTC’nin federal sistemde “Kurucu devlet” olmasını kabul etmek zorunda kalıyorlar!
TABİ Kİ DERS VERMİYORUZ. Çünkü artık bu çok sıradan “devlet gerçeğini” ilkokuldaki öğrenciler de anlatırlar.. Çünkü onlar da bilirler ki bu devletin bir parçasıdırlar!
Şimdi soralım ama. Bu kadar yalın ve anlaşılır bir devlet olgusuna karşın masa başında savunulan “federal devlet” nedir? O federal devletin kuzeydeki kanadını oluşturacak, şimdiden adı konmuş “kurucu Türk devleti” nasıl bir yeni statü kazanacaktır?
Cevabı eğer biliyorsa bir Akıncı biliyordur bir de zaman zaman bilgilendirdiği tepedeki yetkili ve sorumlu politikacılar… Ne var ki zaman geçiyor ama “çözüm isteriz, çözüme çok yakınız” deyişlerinden öte hâlâ “nasıl bir çözüm” sorusuna cevap veremiyoruz!
Dikkatinizi çekerim. “Oysa öyle mi KKTC?” O kadar bizimdir, o kadar canımıza kanımıza işlemiştir ki uğruna sadece her iki yılda bir erken seçim yapmakla kalmıyoruz! Dağına taşına, suyuna ekonomisine, egemenlik ve özgürlüğüne öyle bir sahiplik koyuyoruz ki “Türkiye dışarı” bile diyoruz!
Sonra ne yapıyoruz ama? Bu “canımız devleti lağvedip Güney’in Rum’una yamamaya çalışıyoruz! Adına da “barışçı çözüm” diyoruz! Dünyada emsali yoktur, emsal oluyoruz! ********** İŞTE BÜROKRASİMİZİN AYNASI: (YANSIDIKÇA CİLASI DÖKÜLÜYOR!)
Bu devleti “İngiliz sömürge döneminden intikal eden “memurlar” kurdu.
Bu devlet o memurların emekliye ayrılmalarına kadar varan sürelerde hem bürokrasinin alt yapısını oluşturdu hem de kurallarını koydu.
Bu Devlet kurulurken İngiliz bürokrasisinden kaynaklı vurgulaması ile halka hizmet veren “devlet daireleri” vardı. O dairelerin atanmış müdürleri, memurları ve alt kademelere kadar uzanan çalışanları vardı..
O günün “ifadelerine” karşın şimdi tümüne “Kamu Görevlileri” diyoruz.. Ancak bu yeni “başlığın” altında Müdür-memur ilişkileri değil, çoktan politize olmuşlukları ile “çekişmeleri” vardır. Devlet daireleri siyasi partilerin “yandaşları” tarafından ve “iktidar muhalefet hiyarerşisinde çalışmaktadırlar,yahut “çalıştırılmamaktadırlar!”
Zaten sık sık olagelen erken seçimler nedeniyle “bürokrasi” de sık sık gelip giden iktidarlara uygunluğunca yahut uygunsuzluğu ile değişmektedir!
Devlet dairelerindeki çoğu memur görevini değil, falan siyasi partinin Truva atı görevini yapmaktadır!
Dolayısıyle yurttaşa hizmet siyasi tercihlerinden dolayı ya “aslidir” yahut “talidir!”
İŞTE BU AHVAL: Ve şerait altında çalışan devlet memurları nedeniyledir ki bu ülkede “kurumlaşma” değil “kurumalar” olmaktadır!
Kaldı ki uzunca süredir artık “devletin asıl yürütmesi “gölge kabine” esamesindeki “sendikalar” ve ötesi STÖ’leridir!
Devletin “icraat” ve “kararlarını” tayin eden, Devlet maliyesinin çalışanlara hakçasına paylaşımlarda bulunması için çalışan bu “STÖ”leri ayni zamanda ülkenin siyasi gelişiminden de sorumludurlar ki son bağlamda “TC Büyükelçiliğini hizaya getirmek için çalışmalar yapmaktadırlar!
**********
KISACA TAKILDIKLARIM: (KANSER AŞISI ÇOK ÖNEMLİDİR.)
Salyangoz gibi kendi kabuğumuzun içine kıvrılıp dünyaya ve olaylara yabancılaşmakla kalmıyor “kapalı toplum ekonomisinin kısır döngüsü” bir yana, “kendimizi de tecrit” ediyoruz. Ada oluşumuzun bir sonucu mudur? Dört duvar arasında geçen ömürler çok mu hassas oluyor. Çünkü bu toplumda her yıl 600 yeni kanser vakası görülüyormuş. Korkunç bir olay!
Bir süre önce Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği ile Kıbrıs Türk tabipler Odasının ortak organizasyonunda açıklandı bu fecaat. “Nüfusumuza göre çok” diyorlar. Ve kesinlikle “10-12 yaşından sonra Kız ve erkek çocukların aşılanması çağrısında bulunuyorlar!” Bu çağrıyı kendi köşemden üç beş kişiye de duyurabilirsem bir katkı olur diye düşündüm aktarıyorum.
MAĞUSA’DA TAŞ KALMADI! Namık Kemal ne diyordu Mağusa için: “Taş, taş, taşşş! İşte bu Mağusa’da şimdi bazı restorasyonlar için uygun taş bulamıyorlarmış! Rahmetlik pederim de çoğu beceriksizliklerime kızdığında, “seni denize yollasam kum bulamayacaksın” derdi!
Oysa Mağusa’da bırakın Othello Kalesinin bir burcunun restorasyonunu, olduğunca surları restore edecek taş vardır. “Bir kere yıkılıp gittiği için artık “arsasından başka değeri olmayan” hisar taşlarıyla yapılmış onlarca ev vardır Mağusa’da. Küçük bedellerle o taşlar kullanılabilirler, bir! Mağusa’nın surlar içi ve çevresindeki bazı yerlerde azıcık o toprağı eşelemekle tepeler oluşturacak kadar taşlar da vardır, iki.
Demek istediğimiz şudur: Çareleri tüketmeden antik taşı bile Rum tarafından mı getirelim?

Önceki Haber
Sonraki Haber

























