Dün Aysu Basri Akter’in programında Ferdi Sabit Soyer’i dinledim.
En az kırk yıldır tanıdığım Soyer’i ilk kez bu kadar hiddetli gördüm…
“Ben Kayalp’e değil, CTP’ye oy verdim. Ben CTP’liyim” diyordu. Ve son kavganın da geçmiş hesaplaşmaların yapılmamasından kaynaklandığını söylüyordu. Yani, sol ideolojinin özündeki “özeleştiri”nin…
Halkın çoğunluğu artık partisizleşiyor diyoruz ya, işte aslında nedenleri burada saklı. Siyasiler partilerin içinde birbirinin ayağını nasıl kaydıracağının hesaplarını yaparken, vatandaş da sinema seyreder gibi onları seyrediyor.
UBP’nin bir kaç yıldır yaşadıkları ortada…
TDP’nin, TKP’den beri geçirdiği süreçler ortada. Nitekim bugün TDP sadece 3 milletvekiline sahipse, bunun nedenleri önce partiye olan güvenin kaybolmasıyla açıklanmalıdır.
Son bir yıldır dalgalanan ve son seçimlerde artık çalkalanmakta olan CTP aynı durumda.
DP derseniz, genel seçimde UG’siyle oyunu arttırmış olsa da, özünden koptuğu için, aynı tartışmalar orada da mevcut…
Peki bu tartışmaların halkın yararına bir artısı var mı..?
Görünen o ki, yok!
Tartışılanların hiç biri ne evimize giren maaşla ilgili, ne de gündelik hayatımızın sorunları ile…
Soyer’in dünkü programda asıl dikkat çektiği nokta ise, hükümetin önündeki işlere odaklanması gerektiği idi. Soyer öncelikli konuları, “Kuraklık, ekonomi ve Kıbrıs konusu” olarak sıraladı ve bu konularda yapılanları, daha doğrusu yapılmayanları eleştirdi.
Aslında şu anda tüm toplumun beklentisi de bu. Ferdi dostumun sıraladıklarına daha nice konular ilave edilebilir. Her biri birbirinden önemli konular…
Kimsenin derdi CTP’nin, ya da DP’nin, ya da diğerlerinin iç kavgaları değil. İş dünyası şikayetçi, vatandaş şikayetçi, devletin kurumları bir bir dökülüyor. Kıb-Tek meselesi ortada, havaalanı öyle, sağlık felaket, eğitim tatile çıktı ama iki ay sonra okullar açılacak. Yine mi aynı sorunlar bekleyecek bizleri…
Özellikle hükümet partileri vatandaşın spotları altında. Bilinmeli ki vatandaş onların kavgalarını değil, hükümet etme işini yapıp, yapamadıklarını tartışıyor…
Ne oy aldınızsa aldınız… Üstelik de hepiniz oylarınızı artırdığınızı söylemektesiniz. Tamam o halde, mevcudu korumaya bakın. İktidar görevlerini yapsın, muhalefet de adam gibi muhalefetini.
Eğer bu şekilde devam ederseniz, gelecek seçimlerde, tümünüz de 2013 UBP’sinin durumundan beter olacaksınız…
En büyük korkum, şimdi de Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dalıp, yine ülkeyi bir kenara bırakmaları. Yok kurultaydı, yok seçimdi derken, günler geçip gidiyor ama biz bir arpa boyu yol alamıyoruz…
Unutmayın, halkın size verdiği bir görev var. Sizler sadece ve sadece bu görevi yapmak üzere o koltukları meşgul etmektesiniz. Yapamayacak durumdaysanız, işte istifa mekanizması orada. Hiç olmazsa memlekete zaman kaybettirmeyin…
YERİN KULAĞI VAR
ORTAK AKIL:
Yerel seçimler sonrası yaptığım bir değerlendirme yazımda sol partilerin, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik, tıpkı Türkiye’de olduğu gibi ortak bir “çatı adayı” çıkarması konusunu gündeme getirmiştim. Ferdi Sabit Soyer de, yerel seçimlerde gündeme getirilemeyen ittifak pozisyonlarının bu seçimlerde gündeme gelebileceğini ve gelmesi gerektiğini belirtti. Zaten son yaşananların ardından ortak akıl da bunu gerektirir sanırım…
KONUŞMASI GEREKENLER SUSARSA:
Önce CTP Mağusa İlçe Başkanı Erkut Şahali, ardından eski başkan Oktay Kayalp, sonra Ferdi Sabit Soyer ile Sonay Adem, Mağusa’daki seçimlerle ilgili karşılıklı suçlamalarda bulundular. Esas konuşması gerekenler susarken, bu kez ses Girne’den geldi. Salih Usar, seçimlerin kaybedilmesine yönelik ciddi iddialarda bulundu. Şimdi söz sırası suçlamaların muhataplarında. Yani parti yönetiminde… Ya çıkıp kamuoyu önündeki bu tartışmaları demokratik bir yöntemle sonlandıracak, ya da okkanın altında kalacak.
GÖZLER ÖZERSAY’DA OLACAK:
Türk müzakereci Kudret Özersay, “Sırf müzakerecilik için bu görevi yürütmeyeceğim. Süreçte sonuç alınamayacağına inanırsam, o noktada istifa etmekten çekinmem” dedi. Demek ki ne Eroğlu’nun, ne de Anastasiadis’in söyledikleri. Pür dikkat Özersay’ı takip edeceğiz. İstifa etmezse ne ala, yok eğer bir kez daha aynı sebeple istifa ederse, demek ki anlaşma konusunda umudumuzu hepten keselim…
İSTEYİNCE OLUYOR: Yerel İşgücü İstihdamını Destekleme Programı, hedefine ulaşmış. Aralık ayından bugüne işverene, çalıştırdığı yerli ve yeni çalışanlarının Sosyal Sigorta, İhtiyat Sandığı primlerine katkı olarak 17 milyon 821 lira ödenmiş. Bu çerçevede aralıktan buyana 462 kişi işe girmiş. Tüzüğün hazırlandığı geçici dönemle birlikte bu sayı 1767 olmuş. Yani istenirse olabiliyormuş.
MANİPÜLASYON:
Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen “Rektör Adayları Eğilim Belirleme Yoklaması”nda yüzde 87.94 ile güvenoyu alan Öztoprak’a DAÜ Senatosu’ndan da güvenoyu çıktı. 53 oyun kullanıldığı senatoda 51 evet, 1 çekimser ve 1 hayır oyu çıktı. Öztoprak’a duyulan bu kadar güvene rağmen, DAÜ-SEN’in ısrarla kullanılan oyları tartışmasına anlam veremedim. DAÜ-SEN’in niyet üzüm yemek mi, yoksa bağcıyı dövmek mi anlayamadık…
HAVUZDA ÇİĞNENEN ANAYASA:
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, her şey memura göre endekslenmiş. Memursan sırtın yere gelmez. Ne maaş gailesi, ne de diğer haklar. Devlet yaptığı havuz için bile memur ve diğerleri diye ayırımı yapıyorsa, söylenecek söz kalmamış. Devletin havuzuna memur 75 lira, diğerleri 150 lira ödeyecekmiş. Tam bir adaletsizlik. Hem de Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı. Eğer bizzat devlet kendi eliyle mutlu bir sınıf yaratıyorsa, kimi kime şikayet edeceğiz…
ZİRVEDEKİLER
Birikim Özgür: CTP Milletvekili Birikim Özgür köşe yazısında, “Eğri oturup doğru konuşmanın vakti gelmedi mi daha? Bu kadar açık yazıyorum. Artık yeter! Israrla sürdürülmeye çalışılan kolaycılığa son verme vakti gelmiştir. Kişiliğimiz, kimliğimiz, gururumuz ve onurumuz için…” diyor. Hazırcılık ve kolaya kaçma kanımıza işlemiş. Ama Özgür’ün dediği gibi, toplumsal bir silkinme vakti geldi de geçiyor…
DİPTEKİLER
Turgay Salim: Salim, Su Dairesi Müdürü. Söylediğine bakın: “Tuzlu suyla, tatlı suyu karıştırarak veriyoruz, buna mecburuz.” O makamda oturan birinin söyleyeceği bu mudur? Tatlı ya da tuzlu, adam size su veriyor ya, gerisi önemli değil. Ama o bile nereye kadar… Ülkede kuraklığın olduğu taa kış aylarından belliydi. Buradan defalarca yazdık, “Ne zaman bir kesinti programı uygulayacaksınız” diye. Yapılmadı. En azından evlere verilen suyun bahçelerde, havuzlarda kullanımını yasaklasalar, o bile bir şeydi. Ne gezer. Mecburuz, deniz suyu kullanacaksınız…
































