Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir yüzyıldan bir yüzyıla

  1. yüzyıldaydım.

Mısır’ı, Suriye’yi, Rodos’u, İzmir ve İstanbul’u gezdim, henüz gezi bitmedi, İtalya’ya hareket halindeyim!

Dünya klasikleri arasına “Madam Bovary” adlı eseri ile girmiştir Fransız yazar Gustave Flaubert.

1849-51 yılları arasında yaptığı seyahatlerde ismi geçen ülke ve şehirlere gitmiş, buralarda bol bol notlar almıştı.

Henüz 28 yaşındaydı ama o dönemler için olgunluk çağı olmalı bu yaşlar.

Zevkine de pek düşkündü yazar, gittiği her yerde fahişelere karşı yoğun bir ilgisi olmuştur, kendisi anlatır “Doğuya Yolculuk” adlı kitabında.

Adına yazılan özgeçmişlerde oralarda frengi kaptığı söylenir…

Kıbrıs şarabı gerçekten civar ülkelerde ün yapmıştı.

Yazar, her gittiği yerde “Kıbrıs şarabı” içtiğinden bahseder, hatta bulamadığında başka bir şarabı içmekten imtina eder…

Onunla birlikte gezinip dururken, dönüşün gemi Larnaka’ya demir atar.

Fakat ünlü yazar Kıbrıs’ı ziyaret etmez.

Gemiden ayrılmadan rota Rodos…

Böyle bir yazarın Kıbrıs’ta da gözlemlerde bulunması güzel olurdu doğrusu.

Gemi Larnaka’ya demir atınca sadece şunları aktarır:

“Kıbrıs’ın kıyısı bana çıplak ve kuru görünüyor. Pişeceğiz burada. Sadece birkaç palmiye. Larnaka, La Marine ile dağların etekleri arasındaki bir kıvrımın içinde. Olimpos Dağı, sivri, sağ taraftan (Doğu) içe doğru hafif oyulmuş, kahverengine çalar renkte. Kıbrıs kıyıları Suriye kıyılarına benzer görünüyor.”

Hepsi bu…

O sıralarda İngilizler Lefkoşa’ya gelmemişler, Osmanlı son çeyrek yüzyılını yaşıyordu adada.

Kıbrıs Valisi Sarayönü’ndeki “Vali Konağı” yani Lüzinyan Sarayında oturmaktaydı.

Lefkoşa sokakları kıvrım kıvrım ve “labirent” gibi halini almış olmalıydı çünkü Türk nüfus birbiri ile birlikte yaşamayı severdi öteden beri, bu yüzden mimarisi ve yerleşim anlayışı da o yaşam tarzına göre oluşurdu anlaşılan…

Asırlarca Kıbrıslı Türkler böyle yaşadılar.

Günümüzde böyle değildir ama.

Günümüzde o Türklerin uzantıları birlikte yaşama ve evlerin neredeyse içiçe girmiş halini çoktan terk etmiş, birbirinden daha bağımsız evlerle yerleşim yerleri oluşturmuşlardır.

Eski surlariçine yerleşmiş olan şimdiki nüfus ise, aynı şekilde, eskiden olduğu gibi içiçe yaşamakta…

Bir yüzyıldan başka bir yüzyıla atlamak mümkündür bazan.

Şaşılacak şey değil.

Kitaplar bunun için vardır.

Surlariçi Lefkoşa’da Ermu’ya paralel yürürken oradan akıp geçen Kanlı Dere’yi düşlemek; bir tahta köprünün üzerinden geçer gibi yürümek mümkündür.

O an ile hayal ettikleriniz arasında asırlar olsa bile.

Sırasında hayal etmeye, bilgilerinizi eşelemeye gerek yoktur.

Yüzyıllar öncesinden kalma bir hana, bir önceki asırdan kalma bir dükkana, bir eve girmek mümkündür.

Böyle olunca bütün zamanlarda yaşar sanki insan…

Bazan hayat derlenmiş bir türkü gibidir, hani her kelimesine, her gayde’sine aşinadır insan…