Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir yer var

 

Yazacak yığınla şey varken cümlelerin, konuların birbirinden kopuk olduğunu düşündüğünüz oldu mu hiç? Memleketin, dünyanın, insanların halerli… Ne cinnet bir yaşam bu! Aman Tanrım! Darbeler, olağanüstü haller, tutuklamalar, kazalar, intiharlar ve benim kafamda yığınla ve yığınlşa beni hasta edecek düşünceler….

İnsanlara neler oluyordu? Her birinin ayrı bir hikayesi, ayrı bir dramı vardı ama payda aynıydı. Kıbrıs’ta alışık olmadığımız şeyler dönüyor artık. Kıbrıs, ada olmasından da kaynaklanan içe kapanıklıkla, bir de kuzey tarafının izalosyonlar altında insanlarının yaşamıyla geldikleri bu cinnet noktasında aklıma Poli ekinde okuduğum Sardunya adası geldi.

Uzun yaşamlarıyla nam salan Sardunyalılar’ın en büyük özelliği sakin, stressiz yaşam şekilleriymiş. Huzurlu yaşamları, şarapları, Akdeniz mutfağı ile 100 yaşlarına kadar yaşayan Sardunyalılar yüzyıllık meşe ve zeytin ağaçlarının serinliğinde sürdürüyorlar yaşamlarını. Şimdi bu cinnet adada yaşarken özledim bir başka adayı.  Kaçmak deyin, usanmak deyin, korkaklık, bencillik deyin, ne derseniz deyin. Granit dağlarına bakarak cannonau şarabını yudumlamak ve yanında pecorino peyniri yemek istedim. Ben bu adaya aşıkken, bir başka adayı hayal ettim…

 

Evet güneşin en güzel doğduğu bu ülkeden yorulmuş bir vaziyetteyken Sardunya adası beni düşlerimde alıp götürdü. Ne olamayacağımı anımsatır gibi çizdi kalbimi. Oristano şehrinde yapılan Sartiglia Karnavalı’na gitmek istiyordu ruhum. Kaybettiğim şiir yüzlü insanların  izini sürmek istiyordum. 1970’li yıllarda yaşamk, özentisiz, sade aile hayatlarına geri dönmek istiyordum. Zekili-Metinli filmlerle, siyah beyaz aşklar yaşamak istiyordum.

 edit copy

Sardunyalılar birbirlerine “A Kent’Annos” diyerek dilekte bulunurlarmış. Bu, “100 yıl yaşayasın” dileği onlar için normal sayılırmış. Bizde genç yaşlarda kanserden, kazadan, intihardan ölen insanları düşündükçe 100 yıllık yaşamın nasıl da lüks bir dilek olduğunu bile bile yazdım bu sözü. Aslında onları anlamaya çalışarak. 100 yıl yaşamayı istermiydim ki? Kaliteli, huzurlu, sağlıklı bir yaşamsa neden olmasındı. Hem de insanların uzun yaşadığı bir yerde. Yani sevdiklerini tek tek toprağa vermeden, yaşamak… Güzel olabilirdi… Yüzyıllık zeytin ağaçlarının altında dolu dolu bir yaşamın şiirini dinginlikle yazabilmeyi denemek isterdim, evet.

Festivallerle yoğrulmuş ve yorulmuş biri olarak binlerce sembolün ve sihirin, umudun ve acının karnavalı Sartiglia da bulunmak benzer miydi buraların festivallerine diye sormadan edemedim kendime. Yerlere dökülen saman ve kumlarla zenginleştirilen bir karnavalın o duygu yüklü insanlarıyla birlikte olmak nasıl birşey olurdu? Çeşit çeşit maskeleri takmak ya da. İçimin hallerinde maskeleyemediğim yığınla düşünce, an, anı birikmişken ve etrafımı süslü maskelerle döşeli suratlar kaplamışken hangi festivalde şiiri arayacaktım ki burda? Kıbrısta. Kebap kokuları arasına sinen ve aslında şiir taşımayan insanlarla şiirin ne kadar uzakta olduğunu bir tokat gibi hissetmek hangi karnavalın etkinliği olacaktı bana?

 

 

Hayallerimin dönüp geldiği yerdi yine, aşkla bağlı olduğum bu canım ada. Adam… Yaram… Huzursuzluğum, stresim, başağrım. Hapishanem, tutsaklığım, umudum, tutkum… İki ada arsındaki yollar düşüncemde birbirinden zıt istikametlere doğru yol aldılar. Bir hayallik dahi olsa unutmaya çalıştığım siyasi yarışları, pahalılığı, yozlaşmayı, intiharları yeniden anımsadım. Aslında bir süreliğine cennet adamın Sardunya gibi neden olmadığını sorguladım kendi kendime…  

 

Gezindim, durdum geldim adama… Kendi yerime, yurduma. Ruhum, alıp başını gitmek istiyor. Belki Sardunya’ya … Şiiri aramak, aşkın o kutsal varlığıyla kuşanmışken,  gitmek, yürümek ve aramak istiyorum kendimi. Sıkışıp kalmış gibiyim kapı aralıklarında.  Aynı sözler, yüzler, cümleler koşuşturmacasında ezberlediğim ve korktuğum dar bir kalıbın mengenesinde dişlilerin arasında ezilmemek, çiğnenmemek ve yenilmemek için çabalıyorum…

 Bir ada düşledim, uzklarda.

 İnsanları huzurlu yaşadığı…

“A Kent’Annos” dostlar.

Hayatlarınızdan huzur eksilmesin.

 

Dünün kahramanları

bugünün hainleri

CnfjNboWIAA6hdm copy

Düşer paldır küldür şiirden

Umut,

Barış,

Güzel günler…

Yaralarla, kırıklarla

Korkak, mahcup, kandırılmış

Yüzlerce oğul bakışı

Telaşlı anne yüreğimde

Geçiş yapar

“Öleceksiniz” diye verir emrini

Tanrılaşmış egolar

Heyyyy çocuklar ölüyor

Çocuklar!

Bu hangi şiirin

Hangi vatanın

Vicdanına sığar?

Düşer çocukların yüzlerinden

Çocuk parkları

Pamuk şekerleri

Aşklar, yarınlar, şarkılar

Önce anlamlar soyulur

Sonra üniformalar

Dünün kahramanları

Bugünün hainleri

Yüzlerce oğul bakışı

Orda, burda, şurda ve her yerde

“Anne, kurtar beni” diye bakıyorlar yüzüme

HATİCE ÖZTÜREN- IŞIKLARLA UYU ABLAM, MELEKLER YOLDAŞIN ŞİMDİ

HATİCE copy

Kıbrıs sanatçı ruhlu, çok yönlü, üretken, sevgi dolu bir insanını daha kaybetti.

Yeniboğaziçi Pulya Festivali’nde resim sergisinde resimleri de bulunan, birlikte festivalde görev aldığımız, üretken, çok yönlü, akıllı, yetenekli, on parmağında on marifet bulunan yeğenim, köylüm, ablam Hatice Öztüren de zamansız veda etti bizlere. Işıklarla uyu ablam. Biraz daha eksildik. Biraz daha azaldık… Ruhun şadolsun.