Köşe Yazarları

BİR RUM GAZETECİ’DEN CRANS MONTANA…


Rum gazeteci Makarios Drusiotis Cyprus Mail’de, kendi bakış açısıyla Crans Montana’yı yazdı.

Drusiotis, geçmişte EOKA ve TMT’nin Amerikan Gizli Servisi tarafından birer soğuk savaş mekanizması olarak kurulduğunu savunan ve bu konuda kitapları bulunan bir yazar. Bu kez, yakın geçmişe dair bir takım tezler öne sürüyor. Söylediklerine biraz ihtiyatla baksak da üstünde düşünülmesi gerekiyor.

Öncelikle, Kıbrıs meselesinin Crans Montana’da çözüldüğünü ancak bunun kamuoyuna açıklanmadığını iddia ediyor.

Türkiye’nin, Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu eliyle, BM Genel Sekreteri’ne, kapsamlı bir çözüme varılması halinde, Türkiye’nin tek yanlı müdahele hakkı da dahil olmak üzere, Garanti Anlaşmasının kaldırılmasını tartışabileceklerini söylediğini; bunu duyan Anastasiadis’in paniğe kapılıp, Çavuşoğlu ile görüşmesinde, “iki devletli çözüm” den bahsettiğini öne sürüyor.

Aslına bakarsanız, net olarak perde arkasını bilmesek de işlerin benzer bir şekilde geliştiğini bizler de burada biliyorduk.

Drusiotis, Türk tarafının asıl elde etmek istediğinin ise siyasi eşitlik olduğunu vurguluyor. Anastasiadis’in aklındakinin ise, bir 5 yıl daha iktidarda kalmak olduğunu, o nedenle ne teklif gelirse gelsin, reddetmeye hazır olduğunu söylüyor. Hatta Yunanistan Türkiye’nin teklifini görüşmeyi kabul ettiğini görünce, bunun Türkiye ve Yunanistan Başbakanlarının işi olmadığını söylediğini, sıkışınca da tüm askeri birliklerin hemen geri çekilmesini sağlamayan bir anlaşmayı kabul etmeyeceği lafını ortaya attığını ve Crans Montana sürecinin böylece sonuçsuz kaldığını ifade ediyor.

Ben buna, o günlerde doğal gaz konusunda yabancı şirketlerle ardı ardına imzaladığı ihaleleri de eklemek isterim. Hatta bence Annan referandumunda “evet”i savunan Anastasiadis’i bu kadar değiştiren de budur. Ve tabii bunun muhtemel siyasi sonuçları… Bölgede yeniden şekillenecek güç paylaşımında tek başına rol almak, Kıbrıs Türkleriyle ne siyasi ne ekonomik hiçbir paylaşıma girmemek…

Sonuç olarak, her zaman iki tarafın da statükodan çıkarı olduğunu, ancak Türkiye’nin çıkarının çözümden yana olduğunu göstermesiyle bu dengenin bozulduğunu söyleyen Drusiotis, yazısını şöyle bitiriyor;  “Crans-Montana’da şartlar Anastasiadis’in lehineydi. Türk ordusunun çekilmesini güvenceye alabilirdi. Bugünse, kalma olasılığı ile uğraşıyor. Türkiye şimdi halen yürürlükte olan Garanti Antlaşması’nı kullanarak, Münhasır Ekonomik Bölgemizin yarısında Kıbrıslı Türkler adına gelişmeleri zorlamaya çalışıyor”.

Kısaca, Crans Montana’da kaçırılan fırsatın bugün nelere mal olduğunu anlatıyor.

BM Genel Sekreteri’nin 2012-2018 yılları arasında siyasi işlerden sorumlu yardımcısı olan Jeffrey Feltman da Politis’e benzer şeyler söylemiş önceki gün. Crans-Montana’da tarafların anlaşmanın eşiğine geldiğini, daha önce hiç konuşulmamış konuların masaya geldiğini, tabuların yıkıldığını vurguladıktan sonra, şu anda siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu iki kesimli federasyondan farklı bir çözüm şekli arayanları anlamadığını ve bundan daha iyi bir çözüm şeklinin hangisi olabileceği düşüncesinin de aklını kurcaladığını belirtmiş. “Bazıları için çözüm bir bilinmezlik olarak kabul edilirken, statüko “uygun ve rahat” görülüyor” diyen Feltman, Crans Montana’daki çalışmaları gördükten sonra, tarafların iddia ettiği gibi çözümün umutsuz olduğunu kabul etmeyeceğini de ekliyor.

Güney Kıbrıs’ta Drusiotis gibi gerçekleri gören yazarlar var. Ancak bunlar bir elin parmaklarını geçmiyor. Güney Kıbrıs’ın halkı da kendilerine hap gibi yutturulan resmi politikadan memnun, aksine kafa yormak zahmetine katlanmıyor. Bugünlerde adanın etrafında olup bitenlerin bile çoğunluğu biraz olsun endişelendirdiğini sanmıyorum.

Şimdi, cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde bir ret, inkar havası esiyor olsa da, bence de Crans Montana, kim ne derse desin, Rum tarafının “ayrılıkçı” politikaları yüzünden kaçırılan tarihi bir fırsattı…

 

YERİN KULAĞI VAR  

KİMSEYE YARARI OLMAZ:

Son zamanlarda Türkiye ile Cumhurbaşkanı Akıncı arasındaki sözlü tartışmaların kimseye, özellikle de Kıbrıs Türküne bir yarar sağlamayacağını aksine, bunun gelecekte her iki ülke açısından sıkıntılara neden olacağını bilmeliyiz. Gündemimizde olmayan şeyleri tartışıyoruz. Özellikle seçim döneminde karşılıklı suçlamalar yerine, diyalog ve hoşgörünün öne çıkarılmasının, hepimiz açısından çok daha faydalı olacağı kanısındayım…

 

KAZANAN DEĞİL AMA, KAYBEDEN BELLİ:

26 Nisan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin üç aday arasında geçeceği, ikinci tura bu isimlerden ikisini kalacağı ve kazananın da bu isimlerden biri olacağı artık kesin gibi. Sizin anlayacağınız kimin kazanacağını bilmek neredeyse imkansız ama, kimin kaybedeceğini söylemek çok kolay…

 

NEREDE O VİZYON:

CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman, Meclis’te yerel istihdamı destekleme fonundaki paranın başka yerlere aktarılması görüşülürken hükümetin gelirlerin arttığını, 170 milyonun da serbest bırakıldığını söylediğini, eğer doğruysa, İhtiyat Sandığı’nın parasını yerel istihdamın artırılmasına kullanılması gerektiğini söyledi ve turizmde yüzde 20’lerde olan yerel istihdamı artırmak için, lise düzeyinde turizm okulları açılmasının daha doğru olacağını söyledi. Gerçekten iyi bir yönetimin sahip olması gereken bir vizyondu. Ama hükümetin bol keseden gelir artışı lafları gerçek miydi? Asıl mesele bu…

BEKLENEN OLDU:

‘Beş bin olsun, yok yetmez on bin olsun’la başlayan yeni asgari ücret tartışmalarında işçi tarafının değil ama, hükümet ve işverenin istediği oldu ve yeni asgari ücret brüt 3600, net ise 3132 lira oldu. Kısacası yeni asgari ücrete net 174 lira artış yapıldı. Artık bozdurup bozdurup harcarsınız…

 NEDEN ZAMANINDA KESMEDİNİZ?:

Elektrik Kurumu birikmiş borcu olan abonelerin borçlarını ödemeleri için çağrı yaparak, gecikme zamlarında indirimler öngören kararname uyarınca son başvuru tarihinin 14 Şubat olduğunu hatırlattı. İyi de bugüne kadar borcunu ödemeyenlerin kimler olduğu zaten belli. Yüz binlerce liralık borcunu ödemeyenlerin elektriği, o veya bu nedenle bugüne kadar kesilmedi. Şimdi “faizden indirim” yaptık demekle gelip de ödeyeceklerini hiç sanmıyorum. Keşke zamanında şalterlerini indirebilseydiniz…

SALDIRGAN ÇALIŞAN, “TURİST”MİŞ:

Adamın biri, çalıştığı oteldeki bir kadın çalışana cinsel tacizde bulunmuş. Mahkemeye çıkmış. Bir de bakmışlar ki, zanlı adada turist statüsünde bulunuyor. Cinsel saldırı kadar bence bunun da takibi yapılmalı. Hem zanlının sınır dışı edilmesi, hem de bu kaçağı çalıştıranın cezalandırılması açısından. Bakıyorum da son günlerde ne kaçak yakalanıyor ne de kaçak çalıştırana cezadan bahsediliyor. Bu da seçim faaliyeti herhalde…

ZİRVEDEKİLER

Onur Borman: “Vergi Aflarının sürekli olarak gündemde olması ve vergilerini ödemeyenlerin sürekli ödüllendirilmesi, izah edilemez.  Esasen vergi incelemeleri ve her yılsonu stok sayımlarının yapılmaması sonucu gerçekçi bilançoların ortaya çıkmadığı ve kazançların belli bile olmadığı ve vergi  mükellefleri tarafından devlete sunulan kendi beyanlarına dayalı gelir üzerinden vergi  hesaplaması olduğu bir ortamda, üstelik bir de afların ne kadar ayrıcalıklı ve adaletsiz olduğu ortadadır”…

DİPTEKİLER

Bize Değil, Başbakana Söyle: İmar Planının yürürlüğe girmesinden yana olduğunu söyleyen İçişleri Bakanı Baybars, Planı’nın yürürlüğe girmemesinin sebebinin Resmi Gazete’de yayınlanmaması olduğunu söyleyerek, Başbakan’ın 6 ay veya daha kısa sürede değerlendirme yapacağını belirttiğini hatırlattı. İyi de madem planın yürürlüğe girmesinden yanasınız, neden bunu bize değil de Başbakan’a söyleyip ısrar etmiyorsunuz? Yasanın çiğnenmesine alışmış görünüyorlar. Yani en azından seçime kadar…



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı