Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR MANTIKSIZLIK HİKAYESİ

Aylardır, üzerinde tartışılan ve Türkiye’nin dayatmasını Türk toplumuna ZORLA kabul ettiren SU ANLAŞMASI  Çarşamba günü Ankara’da imzalandı.
Bu  ANLAŞMA ile, ekonomik gücü olmayan toplumların, direnme gücünün de alabildiğine zayıf olduğunu çarpıcı bir şekilde gösterdi.
Kuzey Kıbrıs’ın TANINMAMIŞ  bir yönetime sahip olması ve ULUSLARARASI TECRİT içerisinde bulunması, Türkiye’nin HER KONUDA karar verici ve EMREDİCİ pozisyonunu herkese, bir kez daha HATIRLATTI.
Kıbrıs sorununda, 2004’te, ANNAN Planı her iki tarafça kabul edilmiş olsaydı, Kıbrıs’ın TÜMÜ, böyle dayatmalarla karşı karşıya kalmazdı.
1950lerden beri, dış güçlerin kışkırtmasıyla, adada yaratılan bölünme, sadece DIŞ GÜÇLERİN etkisinin artmasını tetikledi.
EN OSİS hayali ile yola çıkan Rumlar, Türklerin TAKSİM hayalini diriltti.
Her iki toplumun birbirini anlaması ve haklarına karşılıklı olarak saygı duyması yerine, DALAŞMALARI, önce 1963ü, daha sonra da 1974ü  ve her iki toplum arasındaki ilişkilerin alabildiğine zehirlenmesini getirdi.
1963-1974 döneminde Kıbrıs Türk toplumunun Rumlar tarafından alabildiğine dışlanması ve 104 köyün Rum kontrolüne girmesi sonucu, Kıbrıs’ta sadece TÜRK GETTOLARI oluşmadı.
Bu Gettolardaki yaşamın devamı için, Kıbrıs Türk toplumu ,Türkiye’ye alabildiğine MUHTAÇ ve BAĞIMLI bir topluma dönüştü.
Yunanistan ve Kıbrıs Rum faşistlerinin 1974 Temmuz’unda, adayı Yunanistana  BAĞLAMA ve Makarios’u öldürme hayali ise, Arkasında Amerikan planı olsa bile, Kıbrıs’ta her alanda geriye dönüşü mümkün olmayan kırılmalar yarattı.
Toplumsal gelişim zincirinde, hiçbir olayı durağan bir zaman kesitinde inceleyemezsiniz. Bu olayı yaratan koşulların adım adım geriye doğru bağımlılığını ve tarihin etkisini de mutlaka gözden kaçırmamalısınız.
Kıbrıs Türk toplumunu geçmişte yönetmiş olan ve IRKÇI HAYALLERİ olan  TÜRK yöneticiler de, Rum toplumu içerisindeki Türkleri Dışlama PSİKOLOJİSİNİ alabildiğine kullanarak, her alanda Türkiye’ye aşırı bağımlı bir yapı oluşturdular.
Su olayında olsun, ekonomik alanda olsun artık, Kuzey’de yaşayan Kıbrıs Türklerinin belirleyici bir etkisi olamaz.
1974 tten günümüze, Kuzey Kıbrıs’ın demoğrafik yapısı da alabildiğine değiştirilerek, Kıbrıs Türk toplumu, Kuzey’de  azınlık haline getirildi.
  Bu koşullarda, her geçen çözümsüz gün, Kuzey Kıbrıs’ın alabildiğine dışa bağımlılığını arttırmanın yanısıra, KIBRIS’IN TÜMÜNÜN  BÖLÜNMÜŞLÜĞÜNÜ  de derinleştirmektedir.
Kendi kendisini yönetemeyen, her konuda Türkiye’ye bağımlı hale getirilen bu toplumun, Kıbrıs Sorununun çözümü konusunda, tek başına söz sahibi olması beklenebilir mi?
Rumların içindeki aşırı milliyetçi kanadın, hala Kıbrıs Türk Toplumunu dikkate almayan politikalarının, esas olarak DIŞ GÜÇLERİ güçlendirdiğini görememeleri, siyasi körlükten de ötede, geriye dönüşü olmayacak bölünmeyi de kalıcılaştırdığı unutulmamalıdır.
Türkiye ile Kuzey Kıbrıs’ta yaşayanlar arasındaki SU tartışması her iki toplum arasında , yeni uzlaşı düşüncelerinin gelişmesi için uyarıcı bir tartışmadır.
Beklentimiz, bu konunun farklı boyutlarıyla, tartışılması  ve gerekli derslerin çıkartılmasıdır.