60’lı yıllar değişime gebeydi.
Küba devrimi yeni yapılmış Amerika’nın burnu oralarda sürtünmüştü.
Daha sonra Vietnam’da da sürtünecekti ama henüz ona vakit vardı.
Sonra Martin Luther King ve Kennedy’nin öldürülmeleri dünyayı karıştırmıştı…
…
O sırada dünya şarkı listelerinde Beatles müzikleri çalmaktaydı ki uzun saçlı dört genç, deyim yerindeyse alttan alta kıpırdayan gençlik hareketlerinin kazanına kömür atıyorlardı…
…
Hippi diye bir akım da o yıllarda ete kemiğe bürünecek,
Bütün bu hareketlenmeler öğrenci olaylarının başlamasına neden olacaktı ki takvimler 1968 yılını gösterecek ve o dönem 68 kuşağı olarak bilinecekti…
…
O dönemin eylemlerini fitilleyenler Fransa gençliği olarak biliniyor ama Amerika’daki öğrenciler Berkeley ve Colombiya gibi üniversitelerde isyan ateşini çoktan yakmışlardı.
Fransa’daki gençlik daha sonra bu halkaya eklenecek ve gerçekten de öncü rol oynayacaktı…
…
Amerika gençliği ile Avrupa gençliğinin arasında temel bir fark vardı.
Avrupalı gençler daha çok Marxist kökenden gelmekte, o görüş ve düşüncelerden beslenmekteydiler.
Amerika’daki gençlerde bu durum oldukça zayıftı, başkaldırılar daha çok kültürel meselelere dayanıyordu.
Öte yandan bu ülkenin Vietnam’la savaşa tutuşması işin tuzu biberi olmuş,
Gençlik hareketleri Amerika’dan Çin’e kadar uzanmıştı…
…
Dönemin iktidarları için dünyayı sarsan bu hareketler bir tehdit oluşturuyordu kuşkusuz.
Bu yüzden birçok ülkede baskılar artırıldı, karanlık zindanların demir kapıları sonuna kadar açıldı.
Darağacına gidenler oldu…
…
Marxist kökenli hareketler işçi sınıfı ile de dirsek teması içindeydiler.
Türkiye’de baş gösteren ve 68 kuşağından esinlenen gençlik hareketleri bu zeminde mücadele etse de, askerin çizmeleri, tankların paletleri altında ezilmekten kurtulamayacak, geriye birçok acı hikaye kalacaktı…
…
İmamların döneminde meydana gelen Gezi olayları, dünya gençlik ve halk hareketlerinden bağımsız bir hareketti ve bu tür olaylar neredeyse unutulmuştu.
Gezi olaylarının dünyanın birçok yerinde 68 kuşağının isyancı, değişimci, devrimci hareketlerini anımsatması gayet doğaldı.
Birçok Hollywood yıldızından diğer sanatçılara kadar yüzlerce ünlünün dikkati bu olaylara toplanmıştı ve hayranlıkla izlenip, hayranlıkla destek çıkılıyordu.
Gezi olaylarında söz, çizgi, bale, müzik, resim gibi sanat dalları eylem biçimi haline gelmişti.
Birçok sanat dalının hareketin bir enstürmanı olarak kullanıldığı görülmüştü ki bu kadar sanatsal ürünün kısa bir dönemde yeşermesi inanılacak bir şey değildi…
…
Nihayetinde Gezi olayları da arzu edilen değişimi getirmeye yeterli olmamıştı.
Onlar da polis panzerleri ve polis kurşunları arasında ezilip susturulmuşlardı tıpkı 68 kuşağı döneminde olduğu gibi…
…
Bu tür eylemler başarısız olsa da geriye yığınla cesaret öyküsü, anı ve eser kalır.
Ve tarih bunların şarkısını söyler…
…
Tarih tekerrür etmez ama,
Bir gün, bir başka biçimde, bir başka nedenle yeniden doğabilir…
































