Köşe Yazarları

Bir kaşık suda boğulduk…


Herkes kendi bakış açısını yazdı. Üstünden bir kaç gün geçmiş olsa da, ben de burada kendi görüşümü aktarmak isterim…

Haberi okuduğumda, hem hassas bir Kıbrıslı olarak, hem de bir Galatasaraylı olarak tepki gösterdim.
Mesele Aziz Yıldırım’ın KKTC ziyareti.
Önce hep birlikte sandık ki, ziyaret futbolla ilgili.
Hani tüpçü federasyon başkanı, KTFF Başkanı’nı ziyaret etmemekte direnmiş, buna rağmen yine de Cumhurbaşkanı olarak Eroğlu’ndan hüsnü kabul görmüştü ya, öyle zannettik.
Dedik ki, FIFA’sı, UEFA’sı Hasan Sertoğlu’nu muhatap alır da, bunlar neden almaz…
Sansasyon basını hemen devreye girdi, sosyal medya üzerinden olay şişirildi.
Randevu aldıydı, iptal edildiydi, yok gene aldıydı da, kabul edilmedi falan filan.
Aslında Türkiye medyasının, buradaki muhabirlerine verdikleri talimatları hatırlayıp, kuşkuyla yaklaşmadık desek yalan olur.
Hani genel yayın yönetmenleri “Bana oradan içinde skandal, sansasyon, seks, şu, bu olmayan haberler gönderme, çöpe gider” derler ya…
Aziz Yıldırım bir kulüp başkanı, ama bir iş adamı aynı zamanda.
Nihayetinde öğrendik ki, banka ya da üniversite satın almak niyetiyle gelmiş.
Futbolla ilgisi yokmuş.
O zaman, gösterilen hassasiyetin bir anlamı kalmıyor.
Dün sosyal medyada dolaşan notlar vardı; aynen ben de öyle düşünüyorum.
Şimdi Maradona gelse, Kuzey Kıbrıs’ta bira fabrikası açacağım dese, Hasan Sertoğlu’na mı göndereceğiz. Ne alakası var.
Ama şunu da mutlaka söylemeliyim ki, Aziz Yıldırım’ın illa da Cumhurbaşkanı ya da iktidar partisinin başkanını ziyareti de zorunlu değildir ya da olmamalıdır.
Bu bizim 40 yıllık saçma bir alışkanlığımız.
Türkiye’den her gelen yatırımcı, önce siyasilerin kapısını çalacak!!!
Banka alacaksa, gitsin Merkez Bankası’na, Maliye Bakanlığı’na… Üniversite bakacaksa, o zamanda gitsin YÖDAK’a… Yatırım yapma derdi varsa, YAGA’ya… Ama alışkanlık bu değil. Bizde işler siyasilerle çözülür. Öyle alıştırdık ya…
Gelen de ne yapsın, önce siyasilerin kapısını çalacak.
Ha, üst düzey ziyaretler yapmak isterse onu da yapsın. Yapsın da, bu kadar duygusallığa ne gerek var.
Zaten anladığım kadarıyla, her iki taraf da, programı hazırlayanların beceriksizliğinin kurbanı oldu…
Bir öyle bir böyle konuştukları için gereksiz bir sansasyon yaratıldı.
KTFF Başkanı’ndan randevu almış da iptal etmiş. Adam da diyor ki, “Ben hiç randevu almadım”… Hadi bakalım…
Eğer ziyaretin mahiyeti baştan doğru anlatılmış olsa, kimse bu duruma düşmezdi.
Hem siyasetin iş dünyasının içine elini sokmasından şikayet ederiz, hem de tersini talep ederiz. Hele bir yatırımcıyı, başka bir şapkasından dolayı Futbol Federasyonu’na yönlendirmek ne kadar mantıklı?
Bakalım adam kendi işi için Fenerbahçe Başkanlığı’nı kullanmak niyetinde mi?
Eğer varsa, yani iddia edildiği gibi, Türkiye’de bir spor kulübünün başka işlere yatırım yapma yasağını burada delme gibi bir niyeti varsa, o zaman da diplomasiye başvurulsun, iki ülke ilişkilerine, buradaki yasalara bakılsın, karar verilsin… Konulan tepkinin bununla ilgili olduğunu da kimse iddia etmesin.
Ha Aziz Yıldırım’ı sporcularını kampa dahi yollamadığı için topa tutalım. Sadece onu değil, diğerlerini de. UEFA burada temaslar yaparken, Türkiye futbol camiasının parmağını oynatmamasını, ambargoya boyun eğmesini eleştirelim, o başka mesele… Ama sapla samanı karıştırmayalım.
Velhasıl hep beraber bir kaşık suda boğulduk…
Şimdi Aziz Yıldırım yatırım kararından vazgeçse elimize ne geçecek?
Gururumuz okşanacak, ağız dolusu sövdüğümüz için tatmin olacağız.
Bu mudur?..

YERİN KULAĞI VAR

YA HUKUK DAVASI?:
Daha önce çok yazdım ama bir kez daha yazayım. LTB Başkanı Harmancı, Sayıştay raporundan sonra dava açacaklarını açıkladı, ancak polise gitmekten söz etti. Anlaşılan bu kez de konu, ceza davası. Ya, iç edilen paralar, o paraların harcanmasına onay verenler? Onlardan da hesap sorulacak mı? Yani bir daha tekrar edelim, LTB, bu sonuçları delil göstererek, hukuk davası açacak mı? Eğer biraz daha geç kalırsa, zaman aşımına uğrayacak ve KTHY’de olduğu gibi avucumuzu yalayacağız…

ADALET VE GÜVEN:
Anlaşılan yeni hükümetin Başbakanı Ömer Kalyoncu olacak. Şu an için kiminle hükümet ortaklığı kuracağının benim için bir önemi yok. Önemli olan, ülkede günden güne erozyona uğrayan hak ve adaletin ve aynı zamanda güvenin yeniden tesis edilmesini sağlayacak bir Başbakanlık yapması. Ve ortağı ile de bu noktada bir mutabakat zaptına imza atması. Başkaca bir dileğim yok…

İSTİFA NE ZAMAN:
CTP’nin Başbakan adayı da belli olduktan sonra, Yorgancıoğlu’nun istifasını vermesi gerekir. Yeni hükümet kuruluncaya kadar zaten görevine devam edecek. Ancak, yeni hükümetin kurulmasını beklerken, istifa etmiş olmalı. Yok eğer, hükümet kurulamaz, bir kriz çıkar, “Onun için istifa etmek doğru olmaz” diyorlarsa, onu ben bilemem…

5 KURUŞ İÇİN:
El-Sen elektrik tarifelerine uygulanmasını istedikleri 5 kuruşluk zammın kabul edilmemesi halinde ülkenin karanlığa gömüleceği tehdidinde bulundu. Daha bir ay önce 30 milyon borçlandırılan kurum, istihdamlarla artan maliyeti karşılamak için çare olarak zammı görmüş anlaşılan. Şimdi de kalkmış, “ya zam, ya karanlık” diye vatandaşa sünnetçi korkusu vermeye çalışıyorlar… Bunu yapan da, emekçiyi temsil eden sendika…

HADE CANIM SENDE:
Ülkede kumar hastalığının giderek yaygınlaştığı haberlerini okuyoruz. Son 6 ayda ülke genelinde yapılan operasyonlarda kumarhanelere girmesi yasal olmayan ve yakalanan kişi sayısı sadece 285’miş. Bu rakama çocuklar bile güler. Sadece bir gecelik ve sadece bir kumarhanede olsa belki inanırdım. Bunun adı, milletle dalga geçmektir. Sadece benim yaşadığım bölgede her akşam yüzlerce Kıbrıslı kumarhaneye geliyor. Bu iş sanki danışıklı dövüş gibi bir şey… Yoksa, bu sayı dediğim gibi inandırıcı olamaz…

HAYAL ETMEK BEDAVA:
Toplum olarak güzel haber almayı veya duymayı unuttuk neredeyse. Ama zaman zaman hayal bile olsa bazı haberleri duymak insana iyi geliyor. Örneğin Cumhurbaşkanı Akıncı, “Aylar içinde çözüme kavuşulabilir” derken, yeni Başbakan adayı Kalyoncu, “Hükümet kurma çalışmaları uzamaz” deyiverdi. Akıncı ve Kalyoncu’nun sözleri toplumun tüm kesimlerini umuda taşırken, onbinlerce asgari ücretliyi de sevindirecek haber geldi. Asgari ücret saptama komisyonu 30 Haziran’da toplanıyormuş. “Hiçbirinden de bir şey olmaz” dediğinizi duyar gibi oluyorum ama ne demişler, “İnsan hayal ettiği sürece yaşar”… Hayal etmek parayla değil ya, edin edebildiğiniz kadar…

ZİRVEDEKİLER
KTÖS: “YDÜ’nün Girne’ye açtığı ikinci üniversite için pilotaj eğitimine YÖDAK ‘hayır’ demesine rağmen Sayın Gökçekuş ‘Oy birliği var’ diyerek YÖK’ten izin alınmasını sağlamıştır. Belgelerden açıkça görüleceği gibi Sayın Gökçekuş geçersiz diploma skandalının yanında evrakta tahrifat yaparak sahtecilik de yapmıştır. Konuyla ilgili Cumhurbaşkanlığı ve Savcılığı derhal göreve davet ederiz…”

DİPTEKİLER
5 Diaspora Milletvekili: “İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Komitesi’nin hazırladığı çözüm önerisine göre, İngiltere, Türkiye, Avustralya ve civar bölgelerde oturan KKTC vatandaşları, yine bu bölgelerde yaşayan ve ister Kıbrıs’taki siyasal partilerden ve isterlerse bağımsız olarak aday olacak olanlar arasından 2 + 2+1 (5) milletvekilini seçerek KKTC Cumhuriyet Meclisine göndereceklerdir”. Yani vekillik çantada keklik. İyi de bugüne kadar bu ülke için ne yaptınız ki beleşten vekillik istiyorsunuz diye sorsalar, ne diyeceksiniz…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı