Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BİR KAÇ CESUR ADAM, YETER Mİ…

Dün Radyo Havadis’teki programda da söyledim. Hükümetin iki Bakanı, Maliye Bakanı Birikim Özgür ve Tarım, Doğal Kaynaklar ve Gıda Bakanı Erkut Şahali, çağdaş, cesur açıklamalar yapıyorlar. Belli ki ülkenin kendi südürülebilir sistemini kurabilmesi adına düşündükleri var. Eğer dediklerinin yarısını bile yapsalar, devrim olur. Ve ekledim; “Umarım siyasetçi hastalığına kapılıp, popülizm batağına saplanmazlar”…
UBP için yorum yapamıyoruz, çünkü büyük bir sessizlik içindeler… Yine de bu sessizliği, en azından olumlu olarak okumak gerek.
Dün gazeteniz Havadis’te her iki Bakan’ın açıklamaları vardı. Her ikisi de aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyorlar…
Sorun ortada, planlı bir şekilde üretmiyoruz, kaynaklarımızın dağıtımı da planlı değil, kayıtdışılığı bir kader gibi benimsedik, o da arkadan gelenlere cazip geldiği için, suda büyüyen halkalar gibi büyüyor, genişliyor ve bir girdap gibi bizi içine çekiyor. Sorun finansal ama, giderek ciddi sosyal sorunlara da yolaçıyor. Mesela her türlü ahlaksızlığa, her türlü yasa dışılığa…
Madem ki kendi kendimize yetemediğimiz için sürekli sorun yaşıyoruz, o halde önce kendi kendimize yetmenin yolunu bulacağız. Türkiye’den gelen kaynağı da, dönüşüm için kullanacağız…
Şahali bu gerçekleri bir cümleyle özetliyor ve çaresini gösteriyor;
“Her kesimin her halukarda mutlu olacağı bir sürecin, mevcut kaynak yapımız içinde, bizleri reforma götürmesi mümkün değildir. Reform çalışmamız, özünde kayıtlılığı, sürdürülebilirliği, girdi maliyetlerini azaltarak karlılığı artırmayı ve elbette istihdam payını büyüterek ülke ekonomisine daha fazla katkıyı esas alacak. Bu hedefleri tutturmak, bizlere daha geniş bütçe olanakları yaratacaktır. Daha geniş bütçe ile çok daha etkili bir destek politikası uygulama olanağı bulmak mümkündür”…
Burada vurgu “Her kesimin her halukarda mutlu olması mümkün değil” ifadesi. Bakan bunu tarım için de söylüyor, memur için de, ekonominin diğer paydaşları için de. Yani eğer önceliğimiz, gerçekten kendi ayaklarımız üstünde durmak, giderlerimizi gelirlerimizle karşılamak ise, tüm kesimler aynı fedakarlığı gösterecek. Kimin söylediğinin önemi yok. Bu ekonomi biliminin gereği…
Sayın Şahali, aynen devam etmemiz halinde, 2018’e girerken, o yılın bütçesinde Ocak ayında para kalmamış olacağını da söylüyor. Yani dibe vuruş, bundan daha açık anlatılamaz.
Maliye Bakanı Özgür ise, Türkiye’ye cari bütçe konusundaki tek bağımlılığın 13. maaş olduğunu belirtiyor. O da açıktan para istenmesine karşı çıkıyor, çünkü bu durumun bağımlılığı da aynı paralelde arttırdığı yorumunu yapıyor. Özgür’ün en çarpıcı cümlesi ise “Geleceğe emin adımlarla yürüyeceksek bunun yolu kendi ayakları üzerinde durabilen bir yapı hedefinden şaşmadan çalışmak ve siyasetin odağına reformları koymaktır”…
Biz de diyoruz ki, tamam o halde, toplumun en geniş kesiminin desteği ile geldiniz, elinizde yetki de var, abur cubur yasalarla uğraşmak yerine, bu işe yoğunlaşın, gerekirse bir alt üst durumu yaşayalım, ama bilelim ki, kararlısınız ve yapacaksınız.
Rant çevrelerini, üretmeden yaşamaya alışanları, iki yüzlüleri, yüzsüzleri siz de biliyorsunuz, toplum da biliyor.
Eh, ortağınızla sorununuz olmadığını da söylüyorsunuz.
Şimdi önemli olan, hep birlikte aynı kararlılığı paylaşmak, cesaret ortaya koymak ve hızlı adımlarla yürümek…
Cesaretsiz davranmanın gereği yok. Genelin beklentisini anlayabilmek önemli. Toplumu sosyolojik anlamda analiz etmek, çözebilmek…
Bunu yaptığınız anda, önünüzdeki engeller, bağıranlar çağıranlar vız gelecek.
Emin olun şu anda artık toplum da bunu bekliyor…
Ama şunu da bilin ki, sabırlar tükeniyor. Çünkü adaletsizlik can yakıyor…

 

YERİN KULAĞI VAR
İYİ NİYETLE SÖYLENDİ BELKİ AMA:
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Barış Burcu’nun Türk tarafının olmazsa olmazları arasında saydığı garantilerin, “yeniden görüşülebilir” olduğu şeklindeki sözü, kafalarda soru işareti yarattı. Özellikle Rumca gazetelerde geniş yer aldı.  Gazeteler, Burcu’nun sözlerinin, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in garantiler konusunda, “güvenliğin AB ve BM mekanizmalarıyla sağlanabileceği” tezini hatırlattığına vurgu yaptılar. Belki iyi niyetle söylenmiş bu sözler, inşallah masada aleyhimize kullanılmaz…

KURTULUŞUN ADRESİ BELLİ:
Her konuda kafa tutmayı biliriz de, esas sesimizi yükseltmemiz, hükümetleri sıkıştırmamız gereken konuları es geçeriz. İşte kumarhaneler ve kumarhaneli oteller… Hala daha hepsi teşvikten yararlanmakta… Vergileri, elektrik ödemeleri, diğer mükellefiyetleri devlet eliyle komik tutulan, kazandıklarını anında yurt dışına çıkartan, yerli personel kuralını takmayan para makinaları… Oysa madem ki ‘kumarhaneler ülkesi’ damgasını yedik, neden bunun karşılığını almıyoruz? Kendilerine verilen bu özgürlüğün, bu zenginliğin bir bedeli olmayacak mı? Neden bu konuda ne sendikalardan, ne siyasilerden tık çıkmaz? Ya da sosyal medyada her konuya yorum yapan sokaktaki vatandaştan..?

KONUŞAN ÇOK, ÇÖZÜM YOK:
Son günlerde en çok tartışılan, “Suyu istemeyiz çünkü Türkiye’ye mahkum oluruz, biz tuzlu su içmeye razıyız” açıklamaları. Veya aynı nedenle, “Türkiye’den gelecek elektriği de istemeyiz, oradaki elektrik fiyatlarının 4-5 katını ödemeye razıyız” sözleri kabadayılıktan öteye geçmiyor. Kendi başarısızlıklarımızı Türkiye’ye bağlamak yerine, musluklarımıza temiz su, evlerimize de ucuz elektirik vermek için ne yapmayı düşünüyorsunuz, onu söyleyin bari…  

KAMU-SEN’E YAKIŞMADI:
Biliyorsunuz sendikalar yıl boyunca üyelerinden her ay belli bir aidat toplar, yıl sonu geldi mi de, üyelerine çam sakızı çoban armağanı hediyeler verirler. Kamu-Sen de, bu yıl üyelerine hediyeler verdi ancak, İçişleri Bakanalığı Nüfus Dairesi’nde çalışan bir üyesine, KTAMS’a yardım ettiği, yakın durduğu gerekçesiyle hediye vermemiş. Burada önemli olan o hediyenin verilip verilmemesi değil, Kamu-Sen gibi bir sendikanın düşüncesidir bence. Bu tavrı, Kamu-Sen gibi bir sendikaya yakıştıramadım doğrusu…

TÜRKİYE'DE MEMUR MAAŞLARI:
Bir zamanlar onlar bizim aldığımız maaşları konuşurlarken, şimdi tekerlek tam tersine döndü. Türkiye'de memura, yüzde 6 toplu sözleşme artışı ve enflasyona bağlı katsayı artışı veriliyor. En düşük derecedeki memur, 1 Ocak'tan itibaren 2559 lira alacak. Müsteşar maaşı 9 bin 66 liraya yükselmiş. Gördünüz mü, bir kaç yıl içinde aradaki fark kapandı ve biz geri kaldık. Sebep..? Vergi toplayamıyor olmamız olabilir mi acaba..?

DERT BİTMİYOR:
Son yıllarda ücretlerin fazlalığı nedeniyle seyrüsefer ruhsatını çıkaramayıp, trafiğe çıkanları çok gördük de, yeni yılla birlikte, araç sigortalarına gelen okkalı zamdan sonra artık, sadece seyrüsefersiz değil, sigortasız araç sürmeye başlayacak vatandaş…

 

ZİRVEDEKİLER:
Sibel Siber: “Yaşadığımız çoğu olumsuzluğu çözme iradesi bizdedir, halkımızdadır. ‘Değişsin’ dediğimiz düzende değişime hazır olmak, gerektiğinde fedakarlık yapmaktır. Kişisel hiçbir kazanım, ülkenin yaşam kalitesi düşükse mutluluk vermez…”.

DİPTEKLER
Temel Bulut’u İçeri Sokamayan Adaletimiz
: Adam burada yaptığını Türkiye’de de yapmış. Ama bakın, içeride. Bu memlekette yüzlerce kişiyi mağdur etti, geldi elini kolunu sallayarak gezdi, gitti, o mahkemeler bir türlü bitmedi. Bir hakim de “bitirelim şu işi” diyemedi. Üstelik de Türkiye’de dava Başsavcılık tarafından açılmış. Tazminat davaları da devam ediyor. Orada da davalar 2012’de açılmış, burada da, orada bitmiş, burada hala devam. Ne zaman biteceği de belli değil. Nasıl iş..?