Türkiye ile imzalanan Koordinasyon Ofisi Anlaşması Başsavcılığın ve hukukçuların ‘anlaşmanın bu haliyle yürürlüğe giremeyeceği’ görüşü sonucu, hükümet tarafından geri çekildi.
Anayasa Mahkemesi de Cumhurbaşkanı’nın talebi üzerine görüş vermiş, anlaşmanın “protokolü Ofis tarafından yürütmek, gerekirse yeni protokoller yapmak” ifadelerini içeren 3. Maddesinin 1. Fıkrası’nın (g) bendini Anayasa’ya aykırı bulmuştu.
Bunun Anayasa’ya aykırı bir yetki devri içerdiği belirtilmişti.
Hükümet bu maddeyi anlaşmadan çıkartmak istedi.
Hukukçular, bunun uluslararası bir anlaşma olduğunu tek yanlı olarak bir maddesinin değişemeyeceğini, o nedenle hükümsüz olduğunu belirttiler.
Defalarca yazdığımız bir şeyi yeniden yazalım; bu devletin hukukçuları ne iş yapar?
Başsavcılık, Anayasa Mahkemesi görüş verdikten, iş Komite’ye geri geldikten sonra mı yorum yapar?
Haydi içteki uygulamalarını hukukçulara danışmazlar, duvara toslar, sağa sola saldırırlar da, uluslararası bir anlaşma hazırlanırken de mi bu Başsavcılık görüş vermez?
Bunu gerçekten merak ediyorum.
Anlaşma hazırlanırken Başsavcılığa bir kopya gönderilmiş midir?
Eğer öyleyse Başsavcılık ne demiştir?
Gönderilmediyse, neden gönderilmemiştir? Milletin gözünden kaçırırız diye mi düşünülmüştür?
Var mı yanıtı?
KALDIRIN O BERBAT PAZARI…
BM Kalkınma Programı UNDP, 2013’de başlanan Apostolos Andreas Manastırı’nın restorasyonunda geriye sayıma geçildiğini açıkladı.
Rum Ortodoks Kilisesi ve Evkaf’ın 2 milyon 500 biner euro, ABD Ulus Kalkınma Ajansı USAID’in 25,000 dolarlık finansmanıyla mükemmel bir restorasyon oldu.
Ancak fotoğraflardan birinde, manastırın sağ tarafındaki köhne, bakımsız, manastıra, harcanan paralara ve Kıbrıs’a hiç yakışmayan, barakaların kaldırılmadığını gördüm.
Bu tür turistik bölgelerde hatıra eşya satanların olması doğal. Dünyanın her yerinde böyle. Ama bir nizam bir intizam, turiste hitap eden yerler bunlar…
Fotoğraftan da göreceğiniz gibi, resmen çadırlar ve içinde Kıbrıs kültürüyle yakın uzak ilgisi olmayan şeylerin satıldığı bir çirkinlik…
Müteahhit firmanın yetkililerinden öğrendiğime göre, boşaltılmaları için mahkeme kararı var. Ancak buna rağmen kimse kılını kıpırdatmıyor. İnşaat şirketinin boşaltacağı lojman ve yatakhanelere yerleştirilmeleri için karar alınmış. Onu da kabul etmeyecekleri iddia ediliyor.
Böyle bir dünya mirası, bir kaç kişinin keyfine bırakılıp, değeri düşürülemez. Üstelik de mahkeme kararı varken…
Ben bir yurttaş olarak, mahkeme kararının uygulanmasını, o pisliğin oradan temizlenmesini bekliyorum.
Eğer bu ülke hala hukuk devleti ise…

YERİN KULAĞI VAR
YA TAMAM, YA DEVAM:
Önce “sadece toprak” konuşulacak dendi, sonra “herşey konuşulacak” oldu. Mont Pelerin’e sayılı günler kala Rum basını, masaya konacak haritaları ve olası verilecek yerleri kendi kamuoyuyla paylaşmaya başladı. Her iki tarafta da beklentiler yüksek. Zirveyi ‘ya tamam, ya devam’ diye görenler çoğunlukta. Hani haksız da sayılmazlar, çünkü Mont Pelerin, ya tam bir başarı, ya da tam bir başarısızlık olacak. Sonrasını ise şimdilik kimse bilmiyor…
NE YAPSALAR YANLIŞ:
Hükümetin aldığı kararların mahkemelerden dönmesine alıştık da, artık aldıkları yanlış kararlar insanları da karşı karşıya getirmeye başladı. Hükümetin, Mimoza otel yanındaki araziyi Suat Günsel’e vermesi, Günsel ile arazide söz hakkı olduğunu söyleyen Cafer Gürcafer’i karşı karşıya getirdi. Şimdi kimin haklı olduğuna mahkeme karar verecek…
DENKTAŞ’IN CİDDİ SINAVI:
Başbabakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş ilk ciddi sınavını vermeye hazırlanıyor. Bakanlık koltuğuna oturduğu günden beridir, geçmiş hükümetlerce ödenmeyen paraları ödeyerek puan toplayan Denktaş bugünlerde sendikaların talepleriyle karşı karşıya kaldı. Denktaş, sendikaların maddi konuların öne çıktığı taleplerine nasıl bir yanıt verecek bilemiyoruz…
NEYİ BEKLİYORLAR:
Önce Girne belediyesi kaçak katlar nedeniyle mühürledi, ardından mahkemeden ara emri alındı. Son olarak “Girne Emirnamesi” mahkemece iptal edildi. Ve gözler yıkım kararını uygulayacak olan Girne belediyesine çevrildi. Ancak aradan onca zaman geçmesine rağmen bu konuda henüz atılmış bir adım yok. Niye kaçak katlar yıkılmıyor onu açıklayan da yok. Herhalde kaçak katları yıkmamak için, yeni formüller aranıyor…
TÜRK ÖNDE, TÜRK İLERİ:
Saatler yüzünden zaten karışık olan kafamız, karmakarış oldu. 10. yıl marşında diyor ya, “Türk önde, Türk ileri” diye. Bu sözler gerçek oldu ve saatlerde de dünyadan önde, ileri olduk. Kusura bakmayın ama bu yeni uygulama ile neyi murad ettik ben anlamadım. Dünyadan izole olmak böyle birşey herhalde..
SPOR DEĞİL, KATLİAM:
Yeni av mevsiminin başlamasıyla birlikte sosyal medyada yine o bildik, “ölü ve kanlı görüntüleri” görmeye başladık. Ne için ve hangi dürtüyle öldürüyorlar bilemiyorum ama, bir canlıyı öldürüp de bunun adına “spor” diyenlerin aklına şaşarım. Bunun neresi spor söyler misiniz? Bunun adına dense dense “ toplu katliam” denir…
ZİRVEDEKİLER
Armağan Candan: Konuşulanların gizli kalması prensibini kırmış olsa da, Chatham House toplantısında ortaya koyduğu tez, alkışa değer. CTP milletvekili Candan, Güzelyurt konusunda toplantıda bakın ne demiş: “1974 öncesi Güzelyurt bölgesi nüfusuna değinerek “Güzelyurt’ta o zaman üç bin kişi ikamet ediyordu şimdi ise 25 bini aşkın bir nüfustan söz ediyoruz. Üç bin kişi için 25 bin kişiyi mağdur etmek anlamlı değil”. Harika bir bakış açısı… “Güzelyurt’u vermeyik” diye kuru kuruya hamaset yapanlar duysun…
DİPTEKİLER
Lokmacı Eziyeti: Cumartesi Lokmacı kapısında karşılıklı geçişlerde yaşanan izdiham, hem bizleri ama daha çok da, Türk tarafını merak edip geçmeye çalışan yüzlerce turisti perişan etti. Tatil günlerinde sınır kapılarındaki yoğunluk için bir türlü çare üretemiyoruz. Halbuki üç adım ötemizdeki güney kapısında, iki afiş görüyorsunuz. “Kıbrıslı Türkler 1 nolu pencereden, pasportlular 2 nolu pencereden” diye. Bunu yapmak bu kadar mı zor yoksa, insanlara çile çektirmekten zevk mi alıyoruz…
































