Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir Hınç ve Şiddet Tarihi – 1 “Sıfır garanti, sıfır asker”

“Bir Hınç ve Şiddet Tarihi: Kıbrıs’ta Statü Kavgası ve Etnik Çatışma” Niyazi Kızılyürek’in Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak son yayımladığı ve Temmuz 2016’da İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından basılan kitabıdır.

Kıbrıs sorunu ile ilgili detay bilgileri öğrenmek isteyen herkesin okuması gereken önemli bir yapıt. Bundan başka kitap okumanıza gerek yoktur demiyorum. Ancak bunu da okumadan bu konuda tam bilgi sahibi olduğunuzu iddia etmeniz biraz zor olur.

Kıbrıs konusunda iddialı işler yapabilmek için en az üç dile sahip olmanız gerekmektedir. Belgelerin büyük bir çoğunluğu İngilizce, Türkçe ve Yunanca dillerinden birinde yazılmıştır. Niyazi bu üç dili de iyi bilmektedir ve kitap üç dildeki belgelerden yararlanarak yazılmıştır. Buna rağmen kitabın lâyık olduğu ilgiyi gördüğü söylenemez. Bu da herhalde “kitapsevmez” bir toplum olmamızdan kaynaklanıyor.

Dil bilmek kuşkusuz belgeleri okuyup anlamak için gerekli bir araçtır. Ne var ki çok dilli her insanın iyi bir tarihçi olacağı ileri sürülemez. Üç değil birileri onüç dil bilebilir ama belgeleri gerekli bir biçimde kullanamadığı için iyi bir tarih kitabı ortaya koymayabilir.

Resmî tarihlerin çoğu, var olan kendi tezlerini doğrulayıp güçlendirmek amacıyla belgeleri seçerek kullanıyorlar. Sonuçta da ortaya taraflı ve kötü tarih kitapları ortaya çıkıyor. Kıbrıs’ta Türkçe de Rumca da bu türden yazılmış kitapların sürüsüne bereket.

Niyazi öyle yapmıyor. Bir tezi kanıtlama gibi bir derdi yok. Belgelere dayanarak olayları anlatıyor, oradan da birtakım sonuçlara varıyor. Bu sayede okur, ak koyunu, kara koyundan ayırt etme olanağını buluyor.

Kitap akıcı bir dille yazılmış olmasına rağmen çok yorucudur. Üstelik ağır ilerliyor. Kitap 666 sayfa ve ciltli. Bayağı okka basıyor. Bu nedenle okurken insanın kolları yoruluyor. Kitabın her sayfası ikiye bölünmüş ve iki sayfaymış gibi basılmış. Yani normal kitap gibi basılmış olsaydı 1000 sayfa civarında olacaktı.

İki sütunlu sayfalar için normalden küçük puntolar kullanılmış. Hele alıntıları okumak için nerdeyse büyüteç gerekecek. Bu nedenle okuyorsun, okuyorsun ama yol kesmiyor. Bu nedenle de yorucu oluyor. Kitabı bitirebilmek için yaz tatilinin gelmesini bekliyorsun.

Bu okkalı eseri okurken Kıbrıs’ta tarihin bir tekerrürden ibaret olduğunu görüyoruz. Crans-Montana’da kıyamet “sıfır garanti, sıfır asker” tezinden kopmuştu. Yan etkenler de olabilir ama üzerinde en çok durulan konu, buydu. Hiç de yeni bir görüş değil bu.

Makariyos’un 13 maddelik anayasa değişikliğini Türk tarafına sunuduğu 30 Kasım 1963 tarihinden hemen önce son şeklinin verildiği tahmin edilen bir belgenin sol üst köşesinde şunlar yazılmıştı: “Karargâh, Çok Gizli, Son Siyasi Gelişmeler”.

Bu belgede geliştirilen planın bir noktasında uluslar arası kamuoyunun azınlıklara baskı yapılmasına karşı çıktığı nedeniyle Enosis konusunu ön plana çıkarmamak ve sadece self-determinasyon talebi ile hareket etmek gerektiği belirtiliyordu. Self-determinasyon hakkını elde edebilmek için de anayasanın engelleyici maddelerinden ve dış müdahale tehlikesini içeren Garanti ve İttifak antlaşmalarından kurtulmak gerektiği vurgulanıyordu.

Belgede devamla şöyle deniyordu: “Tam da bu yüzden saldırılan ilk hedef Garanti Antlaşması oldu ve bu antlaşmanın Kıbrıslı Rumlar tarafından tanınmadığı açıklandı. Bu başarılınca bizi hiçbir ahlâki veya hukuki kuvvet kendi başımıza serbestçe karar verme ve referandum yoluyla self-determinasyon hakkımızı hayata geçirmeyi engelleyemez.” (s. 295)

Akritas Planına göre de Enosis şu aşamalardan oluşan bir süreçten sonra gerçekleşecekti:

  1. “Öncelikle antlaşmaların olumsuz unsurlarından ve buna paralel olarak Garanti ve İttifak antlaşmalarından kurtulmak gerekecek.
  2. Bu gelişmeden sonra Garanti Antlaşması ve haliyle tek taraflı müdahale hakkı geçersiz kılınacak.
  3. Kıbrıs self-determinasyon hakkının kullanılmasını sınırlandıran unsurlardan (Garanti ve İttifak antlaşmalarından) kurtulunca, halk arzu ve isteğini serbestçe ifade edip gerçekleştirebilecek.
  4. İç ve dış müdahalelere devletin yasal güçleri tarafından karşı konulacak. Bu süreçte başarılı olabilmek için bir aşama tamamlanmadan diğer aşamalarından söz edilmeyecek. Örneğin son aşama (yani Enosis) önceden açıklanırsa, o zaman birinci aşamada dile getirilen ‘devletin daha iyi işlemesi için anayasal değişiklikler yapmak gerektiği’ argümanı inandırıcı olamaz.” (293. ilâ sayfalarından özetlenmiştir.)

Dış müdahaleye devletin yasal güçleri karşı koyamadı. Planlarda o ihtimal göz önünde tutulmadığı için Rumların yenilgi durumunda ne yapacakları konusunda bir planları oluşturulmadı. Bu nedenle ne yapacaklarını bilmiyorlar.

Cumhurbaşkanı Anastasiyadis ve Cumhurbaşkan Adayı Nikolaos Papadopulos televizyonda konuşurlarken öyle yüksekten atıyorlar ki şaşmamak elde değil. Olmadık şartlar ileri sürüyorlar.

“Artık zamanlar değişti. 1960’lar geride kaldı. Soğuk savaş günleri geçti. Kıbrıs AB üyesi oldu. O olaylar tekrarlanmaz” diyorlar. İyi, güzel de bize zaman tanıyın. Zamanın değişimiyle birlikte insanların da değiştiğini görelim. Garantisiz marantisiz yaşanabileceğine kani olalım da gene konuşur karar veririz. (Bu görüş bana aittir. Niyazi’yi bağlamaz.)

“Yok, olmaz. İlk günden. Ya hep ya hiç” deniyor ısrarla. Bu gidişle hep birlikte evdeki bulgurdan da olacağız.     

XXXXX

Not: Kitap tanıtımına devam edilecektir.