68 yaşında, Sevim ablamızı kaybettik.
Sevim Naci…
Sevim Bayar…
Polemityalı…
Abimin kayın validesi…
Cenaze işleri ile uğraştık hafta sonu.
İngiltere’den gelen cenazeyi aldık Ercan’dan…
Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Morguna getirdik…
Orada, kefene sarılı bir cenaze daha vardı.

Morg görevlisine sordum:
“Yeni mi?”
“Evet” dedi…
“Erkek mi?”
“Evet gardaş” dedi…
Son sorumdu:
“Genç mi, yaşlı mı?”
“Yok abi, Barış Sinir ve Ruh’tan geldi…”
Öyle ya…
Oraya ölüm serbest
“Barış Sinir ve Ruh Hastenesi’nden gedi ya…”
Maalesef, oraya ölüm serbest…
Kim olduğunun?
Kaç yaşında olduğunun?
Kaderinin ne olduğunun?
Neler yaşadığının…
Hiçbir önemi yok.
Barış Sinir Ruh Hastanesi’ne düşerse bir hasta…
Orada ölüm de serbest.
Belediye görevlisi ile gitmiştik morga…
Bir el verdik, buzluğa koyduk Barış Sinir ve Ruh Hastanesi’nden gelen cesedi…
Binip arabama uzaklaştım…
Halen şoktayım… Bizim Ciguli…
Dün sabah, saat 07.00’de öğrendim…
Deniz Hakan Özçınar’ın öldüğünü…
Barış Sinir ve Ruh Hastanesi’nde uyuşturucu tedavisi gördüğünü…
El verip, buzluğa koyduğumuzu cesedin aslında, Deniz Hakan Özçınar’a ait olduğunu…
Deniz Hakan…
Bir şey daha öğrendim dün…
İlk adının Deniz…
Soyadının Özçınar olduğunu…
El verip, buzluğa koyduğumuz cesedin, yüzlerce kez merhabalaşıp, elinden yaseminler alıp, eve götürdüğüm, nam-ı diğer Ciguli olduğunu bilemedim.
27 yaşında olduğunu bilemedim…
Uyuşturucu batağında olduğunu bilemedim…
Yardıma ihtiyacı olduğunu bilemedim…
Nasıl oldu tüm bunlar?
“Ciguli” derdi herkes…
O da zaten böyle kabullenmişti.
Elinde yaseminler…
Koşa dura Dereboyu’ndaki barları gezerdi.
Neredeyse her akşamüstü başlar, gece yarısına kadar yasemin satardı.
Bir keresinde, yanımda bulunan bir arkadaşım kızmıştı kendisine:
“Be artık baba oldun, parayı alıp, kumara basma…”
O da, “Sağol abi, Allah razı olsun, çocuk doğdu doğalı bezler senden. Teşekkür ederim” demişti.
Herkes onu kabullenmişti…
O da herkesi…
Kumar oynadığını duymuştum da…
Uyuşturucuyu bilememiştim hiç…
Özgen Görgüner özetledi…
Özgen Görgüner…
Bir değeridir Lefkoşa’nın.
Ciguli… Deniz Hakan’ı da yakından tanıyor. Elinden tutmaya çalışmış…
Yardımcı olmayı denemiş…
“Başaramamış” olanlardan hissediyor kendisini.
Oysa sistem…
Bakın nasıl özetmelim Özgen arkadaş bu ölümü:
“Ciguli elimizde büyüdü…
Dün gibi 90’larin sonu 2000’li yıllar.
Gül ve yasemin satardi.
Çoğu bilmez ama Ciguli çocuk yasta evlendi ve çocuklari var.
Çoğu gibi benim yanımda da çalışmayı denedi.
Hayata tutunmaya hep çalıştı ama çabası yetmedi.
Ahmet Guribi’yle ayni sonu paylastı.
Bunun asil suçluları bu çarpık düzeni yaratıp sadece kendilerine ve yandaşlarına çıkar sağlayan siyasiler degil midir.
Bu Lefkoşa çocuklarının uyuşturucunun pençesine düşmeleri çarpık kokuşmuş düzene isyan degil miydi?
Temennim baska Ciguli Ve Guribiler olmasın.
Allah Rahmet Eylesin”
Düzen, çocuklarını yiyor…
Lefkoşa değil sadece.
Bu ülke bir uyuşturucu batağı.
Birileri her gün servetin servet katarken…
Çarpık düzen, çocuklarını yemeye devam ediyor.
Pis, iğrenç siyasi kavgalar dalarken toplumun geneli…
Çocuklar babasız kalıyor…
Annesiz kalıyor…
Aileler dağılıyor…
Trafikten ölüyoruz…
Uyuşturucudan ölüyoruz…
Düzen gebereceğine…
Genç genç ölüyoruz…
Şimdi…
Hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edelim.
Deniz hakan Özçınar’ın çocuğu babasız kalsın…
“Uyuşturucu içerdi, sonu belliydi” gibi yorumlarla vicdanlar rahatlasın…
Bela gelip bizim kapımızı çalana kadar da, hiçbir şey yokmuş gibi devam edelim.
Kokuşmuş, uyuşturucu batağına batmış bu üzenle mücadele etmek yerine…
Siyasetle avunalım…
































