Polis Genel Müdürlüğü görevi vekaleten yürütülüyor.
Resmen Polis Genel Müdürlüğü’ne atanmayan birisi geçici olarak bu işi yapıyor.
Doğru ve yasal olan bu vekaletin bitirilmesi ve Polis Genel Müdürlüğü’ne resmen birinin atanmasıdır.
Fakat bu doğru olan çalışmıyor, yasaya uyulmuyor ve aslında temel görevi yasaları korumak olan önemli bir kurumun başı yasa dışılıkla birlikte anılır hale getiriliyor.
Yani müthiş bir yozlaşmaya kapı açılıyor.
Kurulduğu günden beridir asker tarafından yönetilen, “artık Kıbrıslı Türkler yönetmelidir” iradesinin yükseldiği noktada askerin “buyurun” şiarına karşın kapı açılan yozlaşma Kıbrıs Türkü’nün iradesini de yerle bir ediyor.
***
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu, Havadis Yazı İşleri Müdürü Hüseyin Ekmkeçi’ye yaptığı açıklamada yasal ve moral açıdan bir gerçekliğe dikkat çekiyor.
Şöyle diyor;
“Anayasa’nın açık hükümlerine rağmen Cumhurbaşkanı Eroğlu yanlış yapıyor. Eroğlu’nun sorumluluğu olmamasına rağmen kendi bir tercih ortaya koymuştur. Bize göre bu doğru bir yaklaşım değil. Bunun düzeltilmesi gerekir. Biz Polis Genel Müdürlüğü ataması konusunda hukuk sistemimizden görüş aldık. Yasanın açık hükmüne rağmen günlük yaşantının devam etmesi adına ‘yapılan doğrudur’ dendi. Yasaya rağmen ‘yapılan doğrudur’ demek, bunu kabul etmek mümkün değildir…”
Görüşü alınan “hukuk sistemi” işin yürümesi için vekaleten atamayı doğru sayıyor.
Peki Anayasa dışı bir süreci nasıl saymak gerekir?
Üstelik tüm icra sorumluluğu Başbakan’da iken?
***
Sadece son yaşanan bu örnek bile Kıbrıs’ın kuzeyinde kurulan yapıların nasıl dejenere edildiklerini çok iyi anlatıyor bize.
Çünkü 1974 itibarıyla rehberimiz yasalar değil “günlük ihtiyaçlar” oldu.
Tabii ki politikacının “günlük ihtiyaçları.”
Koskoca devlet kurumları de bu ihtiyaçlara göre düzenlendi veya değiştirildi.
Sonra da fonksiyonlarını yerine getiremeyen, kimsenin güven duymadığı kurumlara dönüştürüldü.
İşte bu durum Kıbrıs Türkü’nün 40 yıldır kaybettiği en dehşetengiz şeye dönüştü.
Cemaatten halka dönüşememeye.
***
Başbakan ile Cumhurbaşkanı haftanın bir günü yemekte buluşup görüşüyorlarmış.
Cumhurbaşkanı sık sık Bakanlar Kurulu’nu akşam yemeğine davet ediyormuş.
Hep merak ederim, bir araya geldiklerinde bu konuları konuşurlar mı?
Konuşup da “hade bu konuyu şöyle çözelim” noktasına ulaşmaya çalışırlar mı?
Yoksa durum başbakanın söylediği gibi midir?
“Cumhurbaşkanı kendini garantiye alma hesapları yapıyor.”
Peki bu devleti kim garanti altına alacak?
Yozlaşmadan, dejenerasyondan ve yıkılmadan kim koruyacak?
Bilen varsa beri gelsin…
































