Görüntü o ki, UBP geçmişinden hiç ders almamış. Aylarca mahkeme koridorlarından yayınlanan ve siyasi tarihimize kara bir leke olarak kazınan o görüntüler de hiç etkilememiş UBP’lileri. Her yeni güne, ya bir yeni aday ismi veya UBP’de yaşanan yeni bir krizle başlıyoruz…
Kurultayla ilgili olarak uzun süredir sessizliğini koruduğunu sandığımız Sayın Eroğlu da, son açıklamasıyla, “ben de varım” mesajını verdi. Dün de yazmıştım, Eroğlu’nun açıklamasında kullandığı dil ve ifadelere bakıldığında mesajın adresi ve kimler tarafından kaleme alındığı çok net olarak anlaşılıyor. Hele de isim vermeden Özgürgün ve destekçileri için kullandığı, “Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen ve nerelerden geldiklerini unutarak kendilerini hepimizden çok UBP’li ilan eden, sevgiden, saygıdan, vefadan yoksun, adeta nefretle beslenen bazı kişilerin UBP’yi hedeflerine ulaştırmak yerine, hala benimle uğraşmaları, Eroğlu adını UBP’den kazımak için yalana ve fesata başvurmaları nafile bir çabadır. Çünkü Eroğlu, lafla değil, bu partiyi zaferlere taşıyarak, ülkede çok önemli projelere imza atarak ve tüm makamlarda halkına hizmet etmek onuruna erişerek tarihteki yerini zaten almıştır” ifadeleri, ertelenmezse eğer, Ekim kurultayında Özgürgün dışında bir isme destek vereceğinin imasını veriyordu çok net olarak…
Sayın Eroğlu UBP kurultay kararı ile “Onursal Başkan” ilan edilmiştir. Bu partide yaşanan bazı olaylara müdahale etmesi de doğal olarak karşılanabilir. Ancak bu temaslar, el altından ve “gizli” sürüyor anlaşılan. Kendisi de bunu zaten, “bazı arkadaşlar gelip beni ziyaret edebilirler” sözleriyle kabul ediyor…
“Benim tarafım açıktır. Ben kimsenin tarafında değil her zaman olduğu gibi yine UBP’nin ve halkımızın tarafındayım” sözleri ne kadar inandırıcı olabilir. Hele de, daha birkaç yıl önceki UBP kurultayında, İrsen Küçük ile Ahmet Kaşif arasında yaşanan başkanlık yarışındaki tavır ve tutumu hala belleklerde dururken. Hem de şimdiki gibi seçim kaybetmiş, KKTC’nin 3. Cumhurbaşkanı ünvanı ile değil, tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı görevini fiilen yürüttüğü bir dönemde. Destek verdiği adayın, yani Ahmet Kaşif’in kurultayı kaybetmesinin ardından, UBP’de yaşanan toplu istifaların arkasında kimlerin olduğu ayan beyan ortada iken… İrsen Küçük’ün ve o günlerde yanında olanların açık ifadeleri var…
Yukarıda da belirttim, “UBP Onursal Başkanı” sıfatı ile, uzun yıllar genel başkanlığını yaptığı partisinin yara almasını istememesi gayet doğal.
Hatta, bir “abi” olarak yaşanan krize çözüm üretmek, çok sevdiği partisini daha da bölünmekten kurtarmak için toparlayıcı olması, herkesi kucaklamasını anlayabilirim.
Ancak görünen o ki, aklı ve kalbi, hala cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetme noktasında kalmış. Ve bunun sorumlusu olarak gördüğü Özgürgün’ün gitmesi için çabalıyor.
Hüseyin Özgürgün’ün siyasi hayatına DP’de başlayıp daha sonra da UBP’ye geçtiğini bilmeyen yok. Bu noktada, “nereden geldiklerini unutarak” iması için, geçmişi hatırlatmakta fayda var sanırım. 2006 yılında “kısa süreliğine” ayrıldığı dönemde partiyi Hüseyin Özgürgün’e emanet eden kimdi?
Sonuç olarak, Sayın Eroğlu’nun geçmişte “ben bu kurultaya müdahil değilim” şeklinde yaptığı açıklamalar havada kaldı.
Satır aralarında bazı mesajlar vermek yerine, keşke çıkıp da, “Benim adayım, partiyi iktidara taşıyacak isim falancadır” diyebilme cesaretini gösterebilse. İnanın o zaman insanlar kendisine ve söylediklerine çok daha fazla saygı duyacaklardır…
YERİN KULAĞI VAR
İLK GÜN OLMAMALIYDI:
Okulların açıldığı ilk günde, geçmişin hesabını sormak adına, dönem sonu başlattıkları grevi devam ettiren Şht. Ertoğrul İlkokulu’ndaki bazı öğretmeneler için söylenecek söz bulamıyorum. Özellikle de ilk kez okulla tanışan yüzlerce çocuğa yaşattıkları ilk gün travması çocukların hafızalarına kazınacaktır. Hani diyorum, keşke ilk gün böyle bir eylem ypılmasaydı, belki o zaman eylemleri çok daha destek bulabilrdi…
TRUVA ATLARI:
UBP’nin önemli isimlerinden birisinin “kabinede yer alan bakanların tümü Özgürgün’ü destekliyor” söylemlerine verdiği yanıt oldukça düşündürücüydü. Bu UBP’li arkadaş, Özgürgün’ün kurultayda en büyük darbeyi bakan yaptığı bazı arkadaşlardan yiyeceğini, Özgürgün’ün kalesindeki “Truva atlarının” kurultay sonucunu önemli ölçüde etkileyeceğini iddia etti. Kimler mi diye sorarsanız, o kadar ısrarıma rağmen isim vermedi söz konusu arkadaş, sadece, “kurultay günü göreceksiniz” demekle yetindi…
CİDDİ BİR UYARI:
CTP Milletvekili Asım Akansoy, Meclis’teki komite çalışmalarının, UBP kurultayı nedeniyle aksadığını ifade ederek, Genel Başkan Adayı olan komite üyelerinin yerine yeni görevlendirme yapılması gerektiğini söyledi. CTP-UBP hükümetinin icraatlarını takvime bağladığı bir dönemde, bu tür aksamalar ciddi bir krize neden olabilir. Hele de hükümetin başarısız olmasından fayda sağlayacağını düşünen bazı adayların, bilerek komite çalışmalarını aksatması yabana atılacak bir durum değil… Hem icraatı engelleyeceksin, hem de ülke yönetimine aday olacaksın…
ÇEVRE BAKANI YASAYA BAKSIN:
Çevre Bakanı yeni atandı. Yasa’yla ilgili bilgisi olmayabilir. Ancak bilen bürokratları var. Lütfen çağırsın ve havayı, çevreyi kirleten işletmelerin durumuna bir baktırsın. Yasa’da ÇED Raporu gerektiren işletmelerden sayılan bir tuğla fabrikasından şikayet vardı dün. Taşocaklarında da aynı durum… Şirinevler köylülerinin akciğerleri zarar görmüş, daha ne olsun…. Bu tür işletmelerin neyi yapıp, neyi yapamayacakları o kadar açık ki… Cezası da belli, yaptırımı da. İlk etapta, sadece havayı kirletmekten, asgari ücretin iki katına kadar cezası, ayrıca kurallara uymayı reddetmesi halinde, faaliyetten men edilmesine kadar kadar yolu var. Eğer buna rağmen Bakanlık bir önlem almazsa, “malum zihniyetin” bu hükümette de devam ettirildiğine kanaat getireceğiz…
HER AÇIDAN İHMAL:
Bir çevre rezilliği daha. Mahalle arasında su arıtma tesisi. Yenidüzen’de haberi gördüğümde düşündüm, çok daha büyük bir felaket olabilirdi. Böyle bir işletmenin yerleşim yerinde kurulmasına nasıl izin verilebilir ki? Zaten çevre halkı gürültüsünden şikayetçiymiş, sonunda patlamış. Bu tür işyerlerinin sanayi bölgelerine taşınması zorunluluğu yok mudur? Sürekli su denetimini yapan Belediye’nin işin bu yönüne de bakması gerekir düye düşünürüm. İlla ki bir felaket olmasını beklemeye gerek yok…
AKLINIZ NEREDEYDİ:
Girne Kaymakamlığı, dere ve dere yataklarının korunması çalışmaları çerçevesinde Dikmen’de dere yatağına inşa edilmiş bir binayı yıktırmış. İyi etmiş de, zamanında bu inşaat nasıl devam etmiş, neden mühürlenmemiş? Aylardır orada devam eden inşaatı ilk günden durdurmak için ille de mahkeme kararını mı beklemeliydi..?
ZİRVEDEKİLER
Şafak Öneri: 2014’te 18 bin 355 hukuk davasının dosyalandığını ve 12 bin 822 dosyayı 2015’e aktarmak durumunda kaldıklarını kaydeden Öneri, 2015 yılının ilk yarısında bu davalara 11 bin 889 dava daha eklendiğini belirtiyor ve “Haksızlığa uğrayanın hakkını zamanında vermezseniz ülkedeki kaosu bir düşünün. Mahkemenin yerine geçebilecek durumda hazır bekleyenleri düşünün. Adalet tasarruf edecek yer değil” diyor… Korkarım o aşamayı çoktan geçtik ve kaosa geldik…
DİPTEKİLER
Eğitimde Sivil İtaatsizlik: “Yeni öğretim yılı hayırlı olsun” lafı komik kaldı… Dakika bir, gol bir… Okulların açıldığı gün, eylem yapan öğretmenin haklı tarafı yoktur. Şehit Ertuğrul İlkokulu’nda geçen yıldan kalan kriz, okulların açıldığı gün kaldığı yerden devam ettirildi. Hem de yasal grev olarak değil, yasa dışı “sivil itaatsizlik” yöntemiyle… Geçen yıl grevci öğretmenlerin yanında yeralan veliler bile, bu kez öğretmenleri protesto ettiler. Yapılan, Yeniçeriler gibi kelle istemektir. Hak talebi olmaktan da çıkmıştır… Bakanlık eğitimin devam etmesi için gereğini yapmak zorundadır…
































