Köşe Yazarları

BİR DE GIDA GÜVENLİĞİ GÜNÜMÜZ VARMIŞ…


Her hafta açıklanan gıda analizlerinde birden fazla üründe kimyasal bulunduğu açıklanırken; menşei, sağlıklı olup olmadığı belirsiz kaçak etler tüketilirken, hayvan sağlığı konusunda her gün başka bir risk açıklaması yapılırken, bu ülkede her yılın 7 Haziran’ın’da hatırlanan bir de Dünya Gıda Güvenliği Günü “kutlaması” var.

En son 2014 tarihli bir Gıda Güvenliği ve Yem Yasası var var olmasına da, istenen işlevi göremiyor.

Yine Sibel Siber hükümeti döneminde çıkan bir de Tüzük var.

Ancak ihtiyacı karşılamıyor.

Gerekli olan, çağdaş önlemleri içeren bir Genel Gıda Yasası…

Dahası, ilgili diğer kurumların da yasalarını ve tüzüklerini değiştirmeleri gerekiyor. Ben söylemiyorum, uzmanları söylüyor.

Şöyle bir geçmişe baktım, ilgili bakanlıklara gelen herkes en az bir defa bu konuyu dile getirmiş, “yasa en erken zamanda çıkacak, Hal Yasası’la birlikte Meclis’e gelecek hale getirildi” falan demiş. Ama olmamış.

Geçen yıl 4’lü koalisyon hükümeti Gıda Güvenliği Risk Değerlendirme Kurulu’nu topladığında, yasanın geçeceğine dair bir umut oluşmuştu.

O da sonuç vermedi…

Dün açıklama yapan Veteriner Hekimler Birliği Başkanı Gökmen Coşan, “Gıda kaynaklı risklerin yüzde 90’ı hayvansal kökenli gıdalardan, insanlarda görülen hastalıkların yüzde 62’si de hayvansal kökenli zoonoz hastalıklardan kaynaklanıyor” diyor.

Yani hayvanlardan geçen hastalıklar.

Buna bir de sebze meyvedeki zehiri ekleyin.

5 yılda  tespit edilen 3 bin 633 yeni kanser vakasının nedenini araştırmaya gerek bile kalmaz. Vakaların sadece yüzde 10’u kalıtsal.

Geriye kalan yüzde 90’ı yaşam tarzı, beslenme ve çevremizdeki etkenlerle ilgili.

Halk sağlığı, devletlerin birincil görevi.

Ama her nedense bizim buralarda, en son akla gelen.

Üstünde bunca yıl çalışılan, bu kadar öncelikli bir Yasa değişikliği neden yapılmaz?

Mantıklı bir açıklaması olabilir mi?

Peki yeni hükümet bu işe bir el atar mı?

Yoksa yine bir başka bahara mı?

 

ABD DALGA MI GEÇİYOR…

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer KKTC Cumhurbaşkanı’nı ziyaret etmiş. Cumhurbaşkanı Akıncı da doğal gaz ve Rumların silahlandırılması konularında şikayetlerimizi dile getirmiş.

Buraya kadar her şey normal.

Hazır bir ABD yetkilisi bulmuşken, protestoları yüz yüze sıralayacaktı tabii.

Normal olmayan, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın birkaç gün önce yaptığı açıklama.

Palmer’in yardımcılarından Yuri Kim, Palmer’in Güney Kıbrıs’ta bulunmasının nedenini  “Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la mevcut stratejik işbirliğinin güçlendirilmesi” olarak açıklamıştı.

Böyle bir görevle gelen yetkilinin Kuzey’e yaptığı ziyaret ne anlama gelir ki?

Türk tarafının aleyhine işler karıştırırken, bizden ne isteyebilir ki?

Susalım mı? Bölgedeki karşı faaliyetimizi mi durduralım? Tehdit mi? Ne?

Türkiye’nin ve KKTC’nin uluslararası hak ve çıkarlarını yok sayma, hatta aleyhimize silahlı ittifak kurma faaliyetlerini gizlemiyorlar, aksine göstere göstere yapıyorlar.

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, sadece Cumhurbaşkanı’nın dile getirdikleri var.

Acaba Plamer ne demiş olabilir?

Gerçekten merak ettim…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

İSTİFA EDERLER Mİ?:

Girne’de kuyumcuyu soyan zanlılar polis tarafında adım adım izlenmiş, ne saat nerede oldukları adım adım takip edilmişti, film gibi. Herkes, yakalanmalarını beklerken, duyduk ki zanlılar ellerini kollarını sallayarak Ercan’dan uçup gitmişler. Belli ki tüm ülkenin peşinde olduğu kaçaklardan, Ercan polisi bi habermiş. Bu nasıl olur diye sormayacağım. Burada “olamaz” dediklerimiz oluyor. Böylesi bir razaletten sonra birileri sorumluluğu üstüne alıp da istifa eder mi derseniz, hiç sanmam…

 

KAMERALAR NE OLDU:

Başta Lefkoşa olmak üzere büyük kentlere kameralar takılacaktı. Her işimiz gibi bu da lafta kaldı sanırım. İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars, hatta ondan önceki dönemin İçişleri Bakanı Kutlu Evren, defalarca kameraların hazır olduğunu söylemişler, en kısa zamanda takılacak demişlerdi. Akibetleri ne oldu bilmiyoruz. Son yaşananlarla gördük ki, daha fazla geciktirilecek tarafı kalmamış. Sosyal medya yorumlarına bir baksanız, insanların nasıl endişe içinde olduğunu göreceksiniz.

 

NEYE KARŞILIK:

Öyle ya da böyle dörtlü hükümet bozuldu ve yerine Türkiye’nin istediği tarzda bir UBP-HP hükümeti geldi. Tatar ve Erhürman Anakara ziyaretinden mutlu dönmüşler. Geçmişte verilemeyen paralar şimdiki hükümete verilecekmiş ve talepler de “ek prorokolde” belirilecekmiş. Yaklaşık 1.2 milyar geliyor ya, ülkede adeta bayram havası var. Bunun karşılığında yapılması gereken ödevler de var her zamanki gibi. Bence asıl önemli olan bu.

 

TOPLUMUN ÇEKİ DÜZENE İHTİYACI VAR:

ATV’lerin trafiğe çıkması konusu defalarca basına düştü. Sanki araçların sebep oldukları yetmezmiş gibi, bir de bunlar. Adam trafiğe çıkıyor, bir de gelişigüzel şerit değiştiriyor, doğal olarak kazaya sebep oluyor. Çünkü trafikte kullanıma uygun değil, sinyal işaretleri bile yok. Nasıl oluyor demeyin, denetimin yetersizliğinden, cezaların caydırıcı olmamasından. Herkes kafasına göre…

 

 “KENDİ GÖZÜNDEKİ MERTEĞİ GÖRMEZ…”:

Gazetelerde haberi var, “Güney Kıbrıs’ta gençlerin yüzde 4.3’ü uyuşturucu kullandı” diye. İyi de bizde uyuşturucu kullanımı bunun kat be kat üstünde iken, bırakın gençleri bu meret çocuklara kadar indi. Hani bir laf var, “Başkasının gözündeki çöpü görür, kendi gözündeki merteği görmez” diye, işte tam bu hesap…

TEMİZ TUTMAYI ÖĞRENSEK:

Bayramların vazgeçilmezi olan mangal keyfi bu bayramda da etrafı dumana boğdu. Kimsenin yediğinde içtiğinde gözümüz yok, afiyet bal şeker olsun da, bu keyif için kirlettiğimiz çevreyi  temizlemeyi de becerebilsek sorun kalmayacak. Bayram süresince piknik alanlarına akın edenler, arkalarında çöp yığınlarını bırakmaktan çekinmediler. “Dünyalıyız” iddiasıyla diye mangalda kül bırakmayız ama, arkamızda pisliğimizi bırakıp gidebiliriz.

 

ZİRVEDEKİLER

Başaran Düzgün: “Nihayette ‘Türk tarafı çözüm istiyor ve karşılıklı adım atmaya hazırdır’ politikası da tarihin çöplüğüne atılmaya çalışılıyor. Federasyon adı altında yapılan kavgaların temelinde bu vardır.

‘Artık federasyon görüşmeyelim’ deniliyor fakat esas niyet asla ortaya konmuyor. Dünyadan geçtim en azından BM’nin de ikna olacağı nasıl bir süreç istendiği söylenmiyor. Sonuçta geriye bu belirsizliğe karşı çıkan Cumhurbaşkanı Akıncı ve federal çözüm isteyenlerle kavga kalıyor. Ankara’daki güç odaklarının bu kavgayı ısrarla sürdürmeye çalışmalarından anlaşılıyor ki yeni ve kötü bir döneme gireceğiz. Hem de çok kötü”…

 

 

DİPTEKİLER

Teksas’ Ayıp Oluyor: Ülkede suç oranları ve çeşidi o kadar arrtı ki artık “burası Teksas oldu” sözü az geliyor. Cinayet, fuhuş, kaçak cenneti, çete hesaplaşmaları ve bıçaklamalar, turistik soygunlar, hayatımızın bir parçası. Utanmasak “hırsız turizmi” diye günü birlik yeni bir destinasyon açacağız. Onun için iki yüzyıl öncesinin Teksas’ına ayıp etmeyelim, onların fersah fersah önüne geçtik…

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı